Türk Futbolu (63)

Bundan tam 63 yıl önce yazılmasına rağmen hala daha geçerliliğini koruyan nefis bir analiz. 

Bir futbol yazısı, bir futbol analizi değil sadece, toplum analizi demek daha doğru olur belki... Demek ki o dönemlerde de durum farklı değilmiş diye düşünebilir kimileri ama; artık iyice futbol gündemi ile iyice uyutulan hatta hiçbir şeye tepki vermeyip sadece galibiyet ve mağlubiyet için sokaklara dökülen, kavgalar eden, birbirlerini öldürmekten çekinmeyen nesiller yetişti bilhassa seksenler sonrası.. Halbuki Uruguay'ın futboldaki başarısı ile iktisadi durumu arasındaki bağlantı ile insanların futbol mağlubiyetine olan üzüntüsünün lüzumsuzluğunu gayet güzel ifade eden sayın Ecevit'in şu satırları her kesime çocukluktan işlenmeliydi memlekette...

Yağmurun ıslattığı saçlarından akan suların, gözyaşlarına karıştığı zamanları hatırla. Ağladığını,
öfkenin içini kemirdiğini, yıldığını…

Asfalt yollarda geçirdiğin uykusuz geceleri hatırla. Uykusuzluğu yoldaş yaptığını.Koltuğa yığılıp kaldığını hatırla…

Kadim çağın efsanelerini dinlermiş gibi dinlediğin şampiyonluk öykülerini, kadim çağdan bir efsane anlatırmış gibi anlatmış olduğun şampiyonluk öykülerini, o günlere zamanının uzaklığını hatırla…

CAS 27 Mart 2017 günü açıkladığı kararla, Trabzonspor’un başvurusunu reddettiğini bildirdi.

Demogoji yaparak başlamayacağım. Herkes çeşitli sebeplerden ötürü, futbol ile ilgilendiği sürece, kendine göre bir takıma gönül vermiştir. Bana göre maalesef bu arkadaşlar yanlış yere gönül vermiştir lakin bana düşen bunu sorgulamak yerine ve bize düşen (bir futbol sever olarak), futbolu komple sever olarak, "sadece Trabzonspor'u seven" olmayarak, her farklı renge gerçek anlamda saygı duyup, iletişim kurabilmektir. Neden bana göre yanlış diyorum önce biraz bunu açıklayayım:

Bu yazının hedefi Mustafa Yumlu, Mustafa Akbaş, Zeki Yavru ve Yusuf Erdoğan’dır. Yani Trabzonspor’un özevlatları. Özevlat demişken, bu terimin bazıları tarafından övgü anlamında, bazıları tarafından da yergi anlamında kullanıldığını not düşelim.

Size sesleniyorum, özevlatlar!

1917 Portekiz

İddialara göre 13 Mayıs 1917 yılında Portekiz’in Santarem eyaletinde, Qurem iline bağlı Fatıma köyü yakınlarında 3 küçük çocuk Meryem Ana’nın onlara göründüklerini ağızlarından kaçırırılar. Hatta yine iddialara göre bu olay sadece 13 Mayıs 1917’de olmamış, 6 ay boyunca her ayın 13’ünde tekrarlanmıştır. Meryem Ana çocuklara görünmekle kalmamış 3 küçük çocuğa da sır vermiştir.

2004 yılının Eylül ayında Konya’nın ücra ve merkeze uzak bir ilçesi olan Hüyük’ün İmrenler Kasabası’nda göreve başlamıştım. Bu yolculuk bundan sonraki yaşantımın tamamen değişeceği anlamını taşıyordu. İlçe küçük, kasaba daha da küçüktü. Ankara’dan sonra geldiğim ve yaşamaya çalıştığım bu yeni yerde yapabileceklerim de oldukça kısıtlıydı. Köy kahvesinin üzerinde iki odalı şirin bir ev tutmuştum ki, sonraları bu kararın ne kadar muhteşem bir karar olduğuna tanık olacaktım. 

"Türk Futbolu'nda İlginç Futbolcu Lakapları" serisinin 3. Ve son bölümü ile karşınızdayım. Daha önce Takoz Recep, Kova Yaşar, Canavar Mehmet, Dozer Cemil, Leblebi Mehmet, Deli Bahtiyar, Dobi Hasan ve  Baba Hakkı’yı anlatmıştım. Bu yazının konukları ise Ordinaryus, Taçsız Kral Metin Oktay ve Başbakan Lemi.

Sayfa 5 / 8