Türker Metin Onur

Türker Metin Onur

Umudusun Direnenlerin

Sırtlarına bordo-mavi formalarını geçirmiş çocukların Karadeniz’den başlattıkları başkaldırının adıdır Trabzonspor.

Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla yoğrulmuş, dik yokuşlu, Arnavut kaldırımlı sokaklarda kendini bulmuş bir neslin hayaliydi ve kısa zamanda gerçeğe dönüştü...

Rahmetli Kazım Koyuncu bu başkaldırıyı en güzel tanımlayanlardandı: “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali bir kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.” Hayata gözlerini yumduğunda henüz 33 yaşındaydı ve yıllarca mücadele ettiği kanser illetine yenik düşmüştü. Hayatını insanlığa adamış ve yaşadığı kısa sürede müziği aracılığıyla haksızlığa karşı mücadele vermişti.

Bir çocuğun yaşama sevinciydi Trabzonspor, hayata tutunduğu yegâne olguydu, kısa yaşamının her anında onu yanında hissetmek istiyordu Kemal Onur Sevinç. Kanser illeti onu aramızdan aldığında henüz 7 yaşındaydı, doya doya yaşayamamıştı hayallerini. Trabzonspor’un şampiyonluklarını görecekti daha ve doyasıya koşup oynayacaktı, belki de idolü olan Onur Recep Kıvrak’ın yerine gelecekte Trabzonspor’un kalesini koruyacaktı. Ama olmadı, çok sevdiği Trabzonspor’u düşünerek hayata gözlerini yumdu.

Kemal Onur’la aynı kaderi paylaşan başka bir çocuk vardı sınırlarımızdan çok uzakta, İngiltere’de.  Bradley Lowery henüz 6 yaşındaydı ve fanatik bir Sunderland taraftarıydı. Sunderland forması giyen ünlü futbolcu Jermain Defoe onun bu sevgisine kayıtsız kalmamıştı, boş vaktinin çoğunu Bradley ile geçiriyordu, “keşke yapabileceğim başka şeyler de olabilse ve onu iyileştirebilsem” demişti bir röportajında ama olmadı, 7 Temmuz 2017 tarihinde Bradley hayata gözlerini yumduğunda Defoe da yıkıldı. Ardından şu satırları kaleme aldı:

“Güle güle dostum. Seni çok özleyeceğim. Tanrıya seni hayatıma soktuğu için şükrediyorum. Birlikte yaşadığımız muhteşem anlar için minnettarım. İlk tanıştığımızda, gözlerinde gördüğüm o ifadeyi asla unutmayacağım. Duygularımı ve benim için neler ifade etttiğini anlatabilmem çok zor. Adımı söyleyişin, kameralar önünde bir süperstar edasıyla gülüşün ve senin yanında hissettiğim o sevgi...

Bende yarattığın değişikliği asla anlamayacaksın. Tanrı seni kollarına aldı. Bende seni kalbimde taşıyacağım.

İyi uykular küçük dostum.

En iyi arkadaşım.”

Bu hüzünlü vedanın ardından ne söylenebilir ki? Huzur içinde yat Bradley...

Vira grubunun sezon açılışında açmış olduğu pankartta yazdığı gibi, direnenlerin umuduydu Trabzonspor. Yıllar önce Karadeniz Teknik Üniversitesi çocuk onkolojisi bölümünü arkadaşlarımla ziyaret ettiğimizde Trabzonsporlu futbolcuların imzaladıkları formaları hediye etmiştik orada tedavi gören çocuklara - daha dün gibi hatırlarım hepsinin gözlerindeki pırıltıyı. Hepsi yaşamla ölüm arasında bir mücadele içerisindeydiler ve Trabzonspor bir nebze de olsa yaşama dair direnişlerine destek oluyordu.

Bana o çocukları ziyaret ettiğimiz günleri tekrar hatırlatan bir olay yaşandı kısa süre önce, gururluydum, çünkü değerlerimden biri olan Trabzonspor güzel bir çalışmaya imza atmıştı. Transfer döneminde takıma katılan Juraj Kucka’nın imza töreninde lösemi hastası Merve ve ailesi Trabzonspor tarafından ağırlandı. Kuckayla beraber sahaya çıkan Merve’ye Kucka’nın öyle içten bir sarılması vardı ki, Nazım Hikmet Ran’ın sözleri geldi aklıma: “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” Aslında sözün bittiği yerdi o sarılış, yanındayız demenin en güzel haliydi.

İnsanları hayata bağlayan değerler var, özellikle çocukların o masum duyguları ve en ufak jestte bile mutlu olabilmeleri, gözlerinin içinin gülmesi paha biçilemez. Aldığımız nefesten, attığımız adıma kadar her hareketimiz bu dünyada bir iz bırakır, tıpkı kelebeklerin kanat çırpışında ortaya çıkan fırtınalar gibi, bizler de büyük etkilerin küçük parçalarıyız.Trabzonspor imza töreninde yeniden bir direnişe umut olmuştu. Belki küçük bir adımdı ama inanıyorum ki gelecekte büyük etkileri olacaktı.

Direnmeye devam çocuklar, karanlıklara, hastalıklara, savaşlara ve tüm haksızlıklara inat...

 

Bir Efsane, Bir Dolandırıcı, Bir Sanatçı

Aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır mı? Bu soruyu dünyanın en önemli düşünürlerinden olan Sokrates, başka bir sofist filozof ve çağdaşı olan Euthydemos’a sormuş. O da: “Elbette aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır” diye yanıt vermiş. Sorgulayıcılığı ve yolda karşılaştığı insanlara sorduğu tuhaf sorularla bilinen Sokrates ise bu cevaptan memnun kalmamış. “Ya bir arkadaşın kendisini çok kötü hissediyorsa ve kendini öldürebilecekse, sen de onun bıçağını çalarsan ve bıçağını görüp görmediğini sorduğunda görmediğini söylersen, bu durum da aldatıcı bir edim olmaz mı? Şüphesiz ki olur. Fakat böyle yapmak ahlaksızca değil de ahlaki değil midir? Ahlaki olup olmadığına dair görüş göreceli olsa da bu aldatıcı edim kötü değil, iyi bir şeydir.” Eli kolu bağlanan Euthydemos aldatıcı olan her şeyin ahlaksızlık sayılmayacağını kabul ederek yoluna devam etmiş.

Efsane : Avni Aker'e Veda

Okuyanlar bilirler Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserinde şöyle bir diyalog vardır;

-Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?

-Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

26 Ocak günü Avni Aker’e sessiz sedasız bir veda gerçekleştirilirken, Oğuz Atay’ın bu satırları gelmişti aklıma.

Hakkımı Aramazsam Namerdim

Toplanın dostlar size haksızlığa karşı dik duran insanların başlarından geçeni anlatacağım. İşin ilginci bu olay Türkiye’den değil, ama ben anlattıkça gözünüzde Türkiye’de bir futbolcunun hakeme kırmızı kart çıkardığı malum olaylar canlanacaktır.

Futbol Tarihinde İlginç Bir Sayfa | Chicago Sting

Bir ülke düşünün futbol dediğinizde anladıkları şey dünyanın geri kalanından farklı olsun. Sizce de garip değil mi?

Amerika’nın keşfinden sonra bu kıtaya en çok koloniyi yollayan Britanya bir şeyi unutuyordu, Futbolu da kolonilerle beraber göndermeyi.  Öyle ki 1994 yılında Dünya Kupası Amerika’da düzenlenirken bile düzgün bir lige sahip değillerdi. 1996 yılında kurulan Major League Soccer (MLS) ile birlikte artık düzenli bir futbol ligine sahipler, yine de bu ülkede futbol halen popülerlik açısından çok gerilerde, ilk 4 sırayı ise Basketbol, Amerikan Futbolu, Beyzbol ve Buz Hokeyi alıyor.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3  4  5  6  7  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 8