İstiklal Madalyalı Bir Beden Eğitimi Öğretmeni : Hüseyin Avni Aker

Hüseyin Avni Aker...

Onu, Trabzonspor’un eski stadına isim sahipliği yapması sayesinde tanıdık, gerçi ne kadar tanıdığımız meçhul. Ama en azından kendisinin bir ‘’vatansever’’ olduğunu biliyoruz. İsmini sıkça duyduğumuz ‘’coşkun ve samimi vatansever’’ Hüseyin Avni Aker, Trabzon şehrinin ilk beden öğretmenidir.

Hüseyin Avni Aker, 1889 yılında Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinin Çavuşlu köyünde şehrin tanınmış ve soylu ailelerinden biri olan Hasan Bey’in oğlu olarak dünyaya geldi. Hasan Bey, o gün baba olma sevincini yaşarken, oğlunun ilerleyen yıllarda ‘’İstiklal Madalyasına sahip bir kahraman’’ olacağını elbette tahmin edemezdi...

İlk ve ortaokulu Trabzon’da okuyan Avni Aker, 1906 yılında Trabzon Muallim Mektebinden ‘’öğretmen’’ olarak mezun oldu. Öğretmen olarak ilk deneyimini Giresun-Harşit’te yaşayan Avni Aker, Torul ve Sürmene merkez ilkokullarında da  bir süre çalıştıktan sonra ‘’subay’’ olarak Balkan savaşına katıldı. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na da katılan Avni Aker, Türk milleti için büyük önem taşıyan bu iki savaşta teğmen ve üsteğmen olarak 4.5 yıl boyunca vatanı savunmak için düşmanla göğüs göğüse çarpıştı. Yunanları denize dökerek İzmir’e giren ilk Türk askerlerinden biri olarak tarihe geçti. Savaş bitiminde yüzbaşı rütbesiyle tezkere alarak İstiklal Madalyası ile baba ocağı Vakfıkebir’e döndü.

Bu kadar vatansever olan bir insanın, evine döndüğünde uzun bir süre dinlenmesi elbette beklenemezdi. Avni Aker de böyle bir şey yapmadı. Evine döndükten çok kısa süre sonra öğretmenliğe kaldığı yerden devam eden Avni Aker, takvim yaprakları 1922 yılını gösterdiğinde Trabzon Erkek Lisesinde İdman Birliği’ni kurdu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilk yıllarında, bu bakanlık tarafından İstanbul’da açılan ‘’Beden Terbiyesi Kursu’na davet edilen Avni Aker,10  Ekim 1928 - 1 Temmuz 1929 tarihleri arasında yapılan Eğitim –Öğretim çalışmalarına katılarak buradan diploma aldı. Kurs bitimi yine Trabzon’a dönen Avni Aker, bu sefer çok farklı bir dönüş yaptı.

Bu kurstan aldığı diploma sayesinde memleketi Trabzon’a ‘’Trabzon’un ilk beden eğitimi öğretmeni’’ olarak dönerek adını bu şehrin tarihine altın harflerle bir kez daha yazdırdı.1938 yılına kadar sırasıyla Trabzon Erkek Lisesi, Ticaret Ortaokulu ve  Öğretmen Okulu’nda  öğretmenlik yaptıktan sonra Trabzon Bölgesi Beden Terbiyesi Bölge Astbaşkanlığına (Bugünkü Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü) getirildi.

1944 yılında hayata veda edene kadar bu görevi başarıyla yürüttü. Avni Aker, tüm bu başarıları ve savaş yıllarında gösterdiği üstün performans nedeniyle kendisine yapılmak istenen yardımları, ülkenin içinde bulunduğu kötü durum nedeniyle kabul etmeyerek ne kadar vatansever bir öğretmen olduğunu tekrar ispat etmiştir.

Avni Aker, Cumhuriyet yıllarında Trabzon’daki futbol sevgisini ‘’İstikbal’’ gazetesinde yazmış olduğu şu yazı ile açıklar ;

‘’Trabzon şehri spor ibtilası geçiriyor. İstanbul’da dans ibtilası, Ankara’da ud, Trabzon’da futbol… Bunlar birer hastalık gibi yakaladıkları adamın yakasını bırakmıyorlar. Trabzon’da mahalle aralarında, ta Kavak Meydanı’na kadar ne kadar meydan, cami havlisi, bahçe varsa birkaç çocuk toplanmış! – Gol gol diye bağırıyor. Hele şu hafta tatilinin işsiz bir sürü halkının Kavak meydanına doğru toplanması bu ibtilayı azdırdı. Şimdi herkeste bir spor heyecanı var.”

Avni Aker, vefat ettikten bir gün sonra 26 Ağustos 1944 tarihinde, Hüseyin Avni Aker’in yakın arkadaşı olan Raşit Tarakçıoğlu ‘’Yeniyol’’ gazetesindeki şu yazısı ile Avni Aker’i anlatır ;

 

‘’Öğretmen Hüseyin Avni’yi dün gömdük.

O, Trabzon idadisini bitirdikten sonra ilköğretim öğretmenliğine heves etmiş, Akçaabat, Torul, Sürmene ve Trabzon da yıllarca öğretmen ve başöğretmen olarak çalışmıştı.

Geçen büyük dünya savaşında vatan cephelerinin birinden diğerine yedek subay olarak koşmuş, tam dört buçuk yıl uğraşmış, millî savaşta ise üst teğmen rütbesiyle düşmanı yere seren kahra­manların biriside o olmuştu. Böylece terbiyeci Hüseyin Avni, aynı zamanda iki defa gazi olarak sessiz, sedasız cepheden memleketine, Trabzon’a dönmüş, aramıza karışmıştı.
 

Fakat işsizdi. O zamanlar Trabzon Erkek Öğretmen Okulu’nda müdür bulunuyordum. Müessesenin beden terbiyesi öğretmenliğini kendisine teklif ettim. Memnunlukla kabul etmişti. Artık o tarihten yani 1924 den itibaren Hüseyin Avni Trabzon öğretmen okulunda, lisede, ortaokullarda beden terbiyesi öğretmeni, Trabzon spor kulüplerinde başkan, beden terbiyesi bölge asbaşkanı gibi spor işlerinde yapıcı, kurucu mücadeleci olarak usanmadan bıkmadan yıllarca çalışmıştır.

Trabzon’un bugünkü spor varlığı onun daima yanan ateşli ruhundan kudret almıştır. 

Ben onunla Trabzon Muallimler Birliği’nde, Türk Ocağı’nda beraber çalıştım. Memleketin karanlık günlerinde irşat heyetine girerek bir hayli köyü birlikte dolaştık.

 

Yapılacak olan iş ne kadar çetin ve ne kadar tehlikeli olursa olsun, Hüseyin Avni’yi daima daha heyecanlı daha tedbirli ve daha fazlasını yapmaya hevesli gördüm.  O adeta güneş gibi daima enerji saçan, kaynayan, yanan,  ısıtan, aydınlatan bir nur, bir kudret şelalesi gibiydi.

Hüseyin Avni kalabalık bir ailenin reisiydi. Trabzon’un işgalinde baba evi yıkılmış, evsiz kalmıştı.

Millî mücadele savaşından döndükten sonra metruk mallardan emsal gibi kendisine bir ev verilmesini istedi.  Ev alamadı. Hâlbuki köşesinde oturup bir değil, bir hayli metruke evlerine konanlar vardı.

Bu hal kötüsüne gitmiş, canı sıkılmıştı. Kimseye bir şey demedi, sesini çıkarmadı. Dişinden tırnağından kesti, tatil aylarında babasından kalma toprağında rençperlik yaptı, biriktirmiş olduğu paracıklarla bugün çoluk çocuğunun oturduğu evi meydana getirdi.

Kimseye dertlerini açmayan bu faziletli memleket evladı her dertlinin derdine merhem olmaya çalışırdı.

 

 

Hüseyin Avni vatan işlerinde münakaşaya dayanamayan bir heyecan kaynağı kesilirdi haksızlığa dayanamazdı. Doğruluğunun meftunu idi. İşte bu yüksek vasıflarından dolayıdır ki Hüseyin Avni’yi genç ihtiyar herkes severdi. Yine bu yüksek meziyetlerinden dolayıdır ki her ölü ancak ailesi efradiyle birkaç dostunu ağlatabildiği halde Hüseyin Avni kadın, erkek, memur, esnaf, genç ve ihtiyar bütün şehir halkını hüngür hüngür ağlatmış, mezarıyla şehir arasını bir matem bayramı kalabalığı haline getirmiştir.

Hüseyin Avni vazifelerine dakikası dakikasına koşar, yolda pek hızlı yürürdü. Aramızdan ayrılışı da öyle oldu; hastalığı ile ölümü arasında bir hafta kadar zaman geçen bu nur 34 yıl karanlıktan sonra çarçabuk söndü.’’

 

2010 yılında aramızdan ayrılan, Trabzon ilinin bir başka değerli öğretmeni ve Hüseyin Avni Aker’in bir başka yakın arkadaşı  olan Hayri Gür, Trabzon’daki stadyuma Avni Aker adının verilme öyküsünü şöyle anlatır ;

 

"1940'lı yıllarda Hüseyin Avni Aker'le aynı okulda beraber çalıştık. Kendisi hem lisede öğretmendi hem de Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü'ne vali nezdinde asbaşkanlık görevini yürütüyordu. 1972-77 yılları arasında Trabzon'da Beden Terbiyesinde 5 yıl bölge müdürü olarak çalıştım. Bu sırada stadyum inşaatı tamamen bitmiş ve isim aranıyordu . Zamanın valisi Adil Ciğeroğlu başkanlığında bir genel kurul oluşturuldu. Bu genel kurul da ben de vardım ve Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim.

 

Çünkü bu stada en çok onun emeği geçmişti. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. O zamanın parasıyla tüm bunlar 40 bin liraya mal olmuştu. Tüm bunları vali Ciğeroğlu'na anlatınca o da bana hak verdi ve stada Avni Aker'in isminin verilmesini istedi. O zamanlar buna tek karşı çıkan rahmetli Ziya Nemliolmuştu. Nemli stada İdmanocağı’nın eski kaptanı Rıza Kuğu'nun adının verilmesini istiyordu.’’

2017 Yılında hayata veda eden Türkan Aker (Hüseyin Avni Aker’in kızı) ise Trabzonspor Dergisine yaptığı açıklamada babasından şu sözler ile bahsediyordu ;

‘’ Doğduğum zaman babam okulda nöbette kaldığı döneme rastlamış. Annemin yanında da akrabalarımız varmış. Babam nöbet dönüşü eve geldiğinde ‘kızın oldu’ müjdesini alınca, ‘Türk kızı Türkan doğdu’ diyerek karşılık vermiş. Adım o şekilde konulmuş. Babam çok merhametli, eli açık, akrabasını, komşusunu düşünen, kollayan bir insandı. Babam, Vakfıkebir’in Çavuşlu Köyü’nde dünyaya gelmiş. Trabzon’a gelmişler. İstiklal Savaşı’na katılarak düşmanla savaşmış. İlkokul öğretmenliği yapıyordu ancak o sadece beden eğitimi öğretmeni değildi. Trabzon tarihinin ilk beden öğretmeniydi. Trabzon Lisesi ile Ticaret Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. Buralarda da başarılı olunca Beden Terbiyesi Bölge Asbaşkanlığı görevine getirilmişti. Babam o kadar cömertti ki anneme hep, ‘gelen komşuları, akrabaları yedir, bana da bir lahana çorbası versen yeterli’ derdi. Gözü tok eli açıktı babamın.

 

 

Babam milliyetçi, memleketine bağlı, vefalı, dürüst, alçakgönüllü bir insandı. Dostları ve akrabaları, ‘Avni Bey’ diye hitap ederlerdi ona. O Trabzon’da sporu sevdiren ve ilerleten insandı. O kadar iyi bir insandı ki, kardeşlerine çifter çifter elbise diktirdiğini hatırlıyorum. Hatta milletvekili adayı olması için teklif gelmiş, o ise ‘Enerjimi Trabzon’a vereceğim’ diyerek bu teklifi kabul etmemişti. Babam paraya ehemmiyet vermezdi. Bazen okula giderken o uyuyordu ve ben de cebinden para alıyordum. Her zaman yeleklerinin cebinde bozuk para olurdu. Okulda ya da okul dönüşü yolda karşılaştığımız zaman çıkarıp yine bana para vermek isterdi. Ben de sabah aldığımı söylememe rağmen yine de bana para verirdi. Çok şefkatli bir babaydı.

 

 

Babam öğrencileriyle beraber özellikle Cumhuriyet Bayramlarında Anıtkabir’e gidiyordu. Çok faaldi. Öğrencileriyle Trabzon dışına maçlara da gidiyordu. Öylesine bir tempoda çalışıyordu ki hatta onun için, ‘Onu bu tempo yordu’ deniliyordu. Babam stat için gerçekten çok çalıştı, emek sarf etti. Hatta bir ara çok yorulduğu için Beden Terbiyesinden bir öğretmen daha istedi. Ve Hayri Gür ile Turgut Bey isimli bir öğretmen daha gönderdiler. Aylarca hatta senelerce dolduruldu orası. Çok uzun sürdü çalışmalar. Bitişini göremedi babam, görseydi çok sevinecekti. Biz de ismi verildiği zaman çok sevinmiştik. Hakkıydı da bu.

 

 

Babamın emeğinin, çabasının olmadığı hiçbir yere isminin yeniden verilmesini kabul edemem. Onun adı zaten tarihe geçmiş.’’

Hüseyin Avni Aker ile Hayri Gür, Trabzon ilinin birbirinden değerli ve birbirinden kahraman iki öğretmeni. Biri uzun yıllar boyu Trabzonspor’un futbol stadına isim sahipliği yapan eşsiz bir vatansever ,diğeri ise Trabzonspor’un basket stadına isim sahipliği yapmaya devam eden ,Ege manevralarına katılmış ve burada gösterdiği yüksek başarı sayesinde Fevzi Çakmak Paşa’dan madalya alacak kadar yetenekli bir öğretmen.

Bu iki öğretmen Trabzon şehrinin en önemli iki noktasında senelerce yaşadı. Trabzonspor’un futbol stadı değişmesiyle beraber Avni Aker ismi stadyumdan kaldırılsa da Trabzonlular’ın aklından bir an olsun kalkmıyor, kaldırılamıyor.

Anılarına sonsuz saygıyla....

 

Yazan: Furkan UZUN