Yıkıldı Gönlümün Kaleleri

Yıkıldı Gönlümün Kaleleri

Trabzonspor'un yeni stadında bir slogan gördüm. Çocukları kullanarak bu sloganı tribüne taşıyanlar ile bırak aynı takımın taraftarı olmayı, aynı etkinliği nasıl takip edebiliyorum diye sordum kendi kendime.

Ne yazık ki bu onların ilk kabahati değildi. Bu kişiler kendilerini "taraftar" olarak niteleyip, Trabzonspor'u birçok kez zor durumda bırakmışlardı. Sonra bununla bağlantılı bir anı hatırlar gibi oldum. Yıllar önce, Sadri Şener döneminde, bir Türkiye Kupası maçına gitmiştim. Aynı taraftar grubu yetmiş dakika boyunca Trabzonspor'a değil, kendi gruplarının liderine tezahüratta bulunmuşlardı. Ne kadar garip değil mi?

Sonra başka bir şey daha hatırladım. Bu Avni Aker'de izlediğim son maçtı. Anımsadım...

İlk kez babamla gitmiştim Avni Aker'e.

Meraklı bakışlarla sağı solu gözlemlediğimi fark eden babam beni uyarmıştı; "Tribünleri değil, maçı izlemelisin." demişti. Anlaşılan tribünlerin coşkusu, maça odaklanmaları, tepkileri, pozisyondan pozisyona değişen mimikleri küçük bir çocukken benim için maçtan daha ilginçti.

Sonraları babamın tribün arkadaşı olmuştum. Beraber takip ediyorduk maçları. Islak sokaklar boyunca yürüyorduk, soluğumuz buhar olup soğuk havaya karışıyordu. Karanlığın rengini değiştiren stat ışıkları merakımıza bir adım uzakta olduğumuzu hatırlatıyordu. Karşılıklı kurulu tezgâhların önünden geçiyorduk. Kimi kuru yemiş satıyordu, kimi ise kaşkol, bere ve türevleri. Köftecinin tezgâhından haberdar olman için önünden geçmene gerek yoktu, metrelerce öteden alabiliyordun ızgaranın kokusunu. Biraz daha yaklaştıkça cız bız seslerini duyuyordun bol ekmekli tükürük köftesinin.

Takımın iyi olduğu zamanlarda tıklım tıklım olurdu stadın çevresi. Hele bir de büyük maçların olduğu günlerde tam bir şölen niteliğini taşıyordu o gün. Sadece çatıyı ayakta tutan kolonlar değil, bu şölen için hazırlanmış çatıdan aşağıya doğru çekilen süslemeler de seyir sevkini bozuyordu maraton tribününün. "Toprak deniz rengimiz / Büyük bordo mavimiz" sözleri ile başlayan şarkının sesine çekirdek ve su satan çocukların sesleri karışıyordu...

Bayramlarımızı kutladım Avni Aker'de

Ülke genelinde ulusal bayramlarımızın coşkuyla kutlandığı günlerdi. Bir kuşak gibi ben de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlamak için yarı boyuma kadar gelen karton fon kâğıtlarıyla yerimi aldım maraton tribününde.

Belki hayal ettiğim gibi futbolcu olarak Avni Aker'in çimlerine çıkamadım, ama 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nda horon oynamak için o yeşil çimlerin üzerindeydim.

Halk oyunları yarışmalarına hazırlandım Avni Aker'de.

Avni Aker'in altında birkaç tane spor salonu olduğunu muhtemelen bilmiyorsunuzdur, fakat Karadeniz'de yaşadıysanız o salonların kokusunu çok iyi biliyorsunuzdur. Bol rutubete karışmış çürümüş tahta kokusu... Salonu aydınlatmaya yetmeyen ışıklar, soğuk soyunma odaları... Salon sporlarıyla ilgilenen birçok amatör sporcu gibi bizler de o yıkık dökük salonlarda ter döktük.

Ayrıca yine Avni Aker'in hemen altında Trabzon Gençlik Merkezi vardı. O küçücük salonda yetişen horon ekipleri, müzik ve tiyatro grupları Trabzon'u birçok etkinlikte temsil etti. Trabzon'un gençleri, Avni Aker'in altında bulunan o küçücük Gençlik Merkezi'nde büyük sosyal hayatlar kazandı.

 

Onur Kıvrak'ın ilk maçını izlemiştim Avni Aker'de.

Dershanede Fenerbahçeli bir arkadaşım vardı, gurbetteydi Trabzon'da. Avni Aker'de Fenerbahçe'yi izlemeyi çok istemişti. Kırk tane tembih ile "Aman bak gol olur sevinirsin falan tribünde hoş karşılanmaz." uyarılarım ile maça gittik. Arkadaşım durumun ciddiyetinin farkına varıp Trabzonspor için tezahürat yaptı, Fenerbahçe'yi yuhaladı, Yattara'nın golüne sevindi. Renk vermedi. Sanki onun da hoşuna gitmişti Trabzonsporlu olmak.

Bu maç 2007-2008 sezonunun son maçı, Onur Kıvrak’ın Trabzonspor formasıyla çıktığı ilk maçıydı. Onur o zamandan belli etmişti ne kadar kaliteli bir kaleci olduğunu. Duran toplarda ustalığıyla bilinen Alex'in doksana giden frikiğini nasıl çıkarttığı hala gözümün önünde.

Emeklerimizin çalınışına şahit oldum Avni Aker'de.

Trabzonspor'un birinci ligde kazandığı ilk şampiyonluğun kutlamalarında babam ve ekip arkadaşları horon oynamışlardı. Belki ben de 2010- 2011 sezonu şampiyonluk kutlamalarında ekip arkadaşlarımla beraber horon oynayacaktım, ama izin vermediniz.

Siz şampiyonluğumuzu çaldınız, biz ise üzerinde kazanılan son şampiyonluğu kutlayamadan iş makinalarına teslim ettik Avni Aker'i.

Şimdi tüm yaşanmışlıklar toz bulutları arasında kayboldu, kentin ve Türk sporunun hafızasının nadide parçası silindi.

Anılar gibi

Siyah- beyaz filmler gibi

Bizim gibi

Yıkıldı gönlümün kaleleri..

Sahi şimdi hatırlıyorum, en son seninle gitmişim Avni Aker'e…