Futbol Neden Sadece Futbol Değildir ve 25 Milyon Yalanı

Futbol neden sadece futbol değildir? Futbol, en başta insanların hayatlarını şekillendiren, kitleleri peşinden sürükleyen sosyolojik bir olgudur. Stadyumlara veya televizyon başına milyonlarca insanı toplayan ve transa sokan bir afyondur. Toplumları derinden etkileyen, insani ilişkileri düzenleyen bir iletişim aracıdır ki muhabbet kurmak için “memleket neresi” sorusundan sonra “hangi takımlısın” sorusu günlük hayatımızda en çok kullandığımız sorulardandır. 

Futbol kişilerin aklına gelen ilk spor branşıdır. Futbol, spordan öte bir kavram olmakla birlikte birçok konuyla yakında ilişkilidir. Bazen konunun bir kısmı bazen bir dalı veya kolu, bazen konunun can alıcı noktası,  bazen konudan etkilenen edilgen bir varlık, bazen konunun başrolü, bazen kıyısında köşesinde bazen tam ortasında bazen yan ürünü iken bazen de ta kendisidir.  Futbol sayılamayacak kadar çok örnekle birlikte, işte bu yüzden sosyolojidir.

Futbol kültürdür. Beşiği İngillere’dir. Doksan dakika topla oynanan sonunda Almanların kazandığı oyundur. Brezilya’da samba, Arjantin’de tangodur. Hollanda’da turuncu, Türkiye’de kırmızı beyazdır.

Futbol turizmdir. Şehir şehir dolaşmak, deplasmanlara gitmek, farklı ülkeleri görmek ya da ünlü stadyumlarda fotoğraf çektirmektir.

Futbol tarihtir. Kazanılan şampiyonluklar, elde edilen zaferler, müzedeki kupalardır. Trabzonspor için Dobi Hasan’dır, Dozer Cemil’dir. Galatasaray için Metin Oktay, Fenerbahçe için Lefter’dir. Beşiktaş için Hakkı Yeten, Süleyman Seba’dır. Bursaspor için İbrahim Yazıcı, Nejat Biyediç’ dir. Ve dahasıdır…

Futbol sanattır. Estetik hareketler, klâs gollerdir. Yetenektir, yaratıcılıktır. Ayakla yapılan bir tablo, bitmesini istemediğimiz bir senfonidir.  Sahadaki formayı güzel tasarlamayı, tribündeki sloganları güzel bestelemeyi gerektirir.

Futbol ekonomidir. Futbolcu almaktır, satmaktır. Taraftarı tribüne çekip hâsılatı artırmaktır. Yayın geliridir.  Ürün pazarlamak, sponsorlarla anlaşmaktır. Kupalara katılmak her maçta daha fazla kazanmaktır. Bazen rüşvet bazen teşvik bazen de şike yapmak için kaynaklarını kullanmaktır!!!

Futbol siyasettir. Formalarla, atkılarla, futbolcularla, başkanlarla poz vermektir. Bir gecede yasa değiştirmektir. Bir telkinle başkan seçtirip meseleyi kılıfına uydurmaktır ama bunları sahaya yansıtmamaktır. Kişilerle kurumları ayırmak yetmezse yeniden yargılamaktır.  Vergi borcu silmektir. Sus payı için stadyum yaptık demektir. Kalitesi düşmesin, dekoderi gitmesin, havuz sistemi çökmesin, kimse yarıştan geri kalmasın diye play-off icat etmektir. Gerekli kurullara adam sokmak lehine karar aldırmak adına her türlü düzenbazlığı yapmaktır. Başkanlığı sürekli hale getirmek için adamlarını kulübe üye yapmaktır. Birilerine hoş görünmek için yaltakçılık, yağlamacılık, yalakalık, yalancılık, yancılık yapmaktır.

Oydur, oy potansiyelidir. “25 milyon taraftar” sözüdür. Kalabalık olanı az olana tercih etmektir. Çok olanı daha çok göstermek az olanı görmezden gelmektir. 80 milyonluk Türkiye’de sadece 3 takım tutuluyormuş gibi lanse etmek ve ülkede sadece bu üç takım varmış gibi davranıp diğerlerine üvey evlat muamelesi göstermektir.

 

25 milyon taraftar sözü güçlü gösterme çabası elbette. Dokunulmazlık anlayışının beraberinde getirdiği “Bize kimse bir şey yapamaz, Her yaptığımız mübah” sözlerinin de temeli. İşte bilinç altında yatan tam olarak bu. Daha adını söyleyemeyen, futbolun ne demek olduğunu bilmeyen , takım tutmak gibi derdi olmayan 0- 9 yaş arası yaklaşık 13 milyon çocuk varken, futbolu takip etmeye mecali ve umru olmayan 75 yaş üzeri yaklaşık 3 milyon yaşlımız varken ya da futbolla uzaktan yakından ilgisi olmayan milyonlarca insan  (özellikle kadın nufus) varken bu insanları 25 milyon kisvesi altında bir camiaya aitmiş gibi toparlamak ne kadar mantıklı? Pasolig taraftar kartı sayısının yaklaşık 3.3 milyon civarında olduğunu biliyorken tüm Türkiye’yi istenildiği gibi gruplaştırmak ne kadar doğru? Pasolig sayısının sadece  yarısının (1.7 milyon) sahibi olan 3 takımın Türkiye’nin tamamıymış gibi göstermek ne kadar hakkaniyetli? Kulübüne üye olmamış, hiç bir maça gitmemiş, ürünlerinden satın almamış, transferleri veya maçları takip etmeyen, herhangi bir futbolcunun dahi adını bilmeyen insanları bir takıma iliştirmek ne kadar gerçekçi?

Anlaşılacağı gibi Türkiye’de futbolu takip eden kişi sayısı öyle zannedilen kadar çok değil. Elbette ki İstanbul takımlarının destekçisi olan ve Anadolu’da yaşayan birçok taraftar var. Bu yüzden denilebir ki pasolig sayısı gerçeği yansıtmıyor. Gerçeği tam olarak yansıtmamakla birlikte ele alınması gereken önemli bir parametredir. Nasıl ki İstanbul takımlarının Anadolu’da taraftarı var ise Anadolu temsilcilerinin de İstanbul başta olmak üzere başka illerde taraftarları vardır. Bunula birlikte pasolig sistemine dahil olmayan köklü kulüpler ve futbol geçmişi olan şehirlerde var.  (Örn: Sakaryaspor, Kocaelispor, Diyarbakırspor, Orduspor…) Kısacası İstanbul takımlarının taraftar sayısı çok olabilir ama bu durum kimseyi hor görmeyi, dışlamayı, küçük görmeyi gerektirmez. Kalabalık olman haklı olduğun anlamına gelmez. Yasalarda hiçbir takıma “taraftarı çok diye torpil geçilir” yazmaz.  

Sonuç olarak futbol sevgidir, dostluktur, barıştır, kardeşliktir, umuttur, sevinçtir, coşkudur. Futbol üzüntüdür, karamsarlıktır, kızgınlıktır, kırgınlıktır, hüzündür, kavgadır. Futbol yetenektir, rekabettir, centilmenliktir, terdir, emektir, karakterdir. Futbol şampiyonluktur, küme düşmektir, mücadele etmektir, meydan okumaktır, bahse girmektir, maçı birlikte seyretmektir .

Yani futbol güzeldir. O pis ellerinizle kirletmeyin lütfen…

 

Yazan : Mesut Başkan