Top Yuvarlak Maç Doksan Dakika

Altı yedi yaşlarındaydım. İlkokula birleştirilmiş sınıfta gidiyordum. Köyün tüm çocuklarıyla aynı sınıfta okuyorduk. Okul, ders bahaneydi bizim için.  Bir iki saat ders yaptıktan sonra top oynamaya köyün çıkışında bulunan toprak alana koşardık. Okulumuzun bahçesi top oynamaya müsait olmadığından o toprak alana varmanın meşakkatini hiç önemsemezdik. Toprak alana vardığımızda takımları kurma telaşına düşerdik. Öğretmenimiz zaten sayıları sekiz dokuz kişi olan erkekleri bir takım, top oynamak isteyen kızları da rakip takım olarak belirler kendi de kızların takımına katılırdı. Kızların çoğu futbol oynamak yerine çiçek toplamayı tercih ettiğinden kızlar takımı öğretmenle birlikte iki üç kişi olurduk. Bizim takımının sayısı az olsa da öğretmenimizin pozitif ayrımcılığı sayesinde erkekler takımını çoğunlukla  yenerdik.

Yine öyle günlerin birinde toprak sahamızda kıyasıya rekabetli maçımıza tutuşmuşken topumuz toprak alandan çıkıp ormandan yuvarlanmaya başlamış, topumuzun son durağının dere olacağını bildiğimizden tüm keyfimiz kaçmıştı. Başka top alabilmeniz için de gitmemiz gerek yer ilçe olunca topumuzu dereden almak şart olmuştu. Öğretmenimiz  yaşça büyük çocuklardan iki kişiyi yanına alıp oldukça yamaç olan ormanlık alanda topu aramaya koyulmuştu. Giderken de bizi, olduğumuz yerden ayrılmamamız konusunda iyice tembihlemişti ama nafile. Onların peşinden topumuzu bulmak için iki kız arkadaşla yola düşmüştük bile.

Bir ağaç dalına basıp yuvarlanmaya başlayana kadar top arama maceramız sorunsuz gidiyordu. 3 ya da 4 metre yükseklikten toprak araba yola düşmüştüm. Gözümü açtığımda düştüğüm yükseklik karşımda, sırt üstü yatıyordum. Vücudumun tüm kemikleri ağrıyor olsa da aklım topun bulunup bulunmadığındaydı. Benimle birlikte gelen arkadaşlarım yanına gelip beni yerden kaldırdıklarında uzun süre nefes alıp vermekte zorlanmıştım. Öğretmenimize düştüğüm haberi  verildiğinde topu aramayı bırakmış yanıma koşmuştu. Öğretmen gelirken elinde topu göremeyince ağrıları unutmuş topun bulunamayışına üzülmeye başlamıştım. Öğretmenim telaşla iyi olup olmadığımı anlamaya uğraşıyor  bir  yerimin ağrıyıp ağrımadığını  soruyordu. Ben ise bir daha top oynamaya gelemeyiz endişesi ile hiçbir yerimin ağrımadığına ikna etmeye çalışıyordum öğretmeni. Yüz ifadesinden çok korktuğu belli olan öğretmenimiz gözlerini bana dikmiş bakıyor bense çocuk aklımla her şey yolundaymış gibi davranmaya uğraşıyordum.

Öğretmenimize topu sormak istiyordum ama kızacağını düşünerek tutuyordum kendimi. Bir süre dinlendikten sonra öğretmenimizle topu aramaya giden çocuklar topla çıkagelmişlerdi. Topu görmek herkesi çok mutlu etmişti en çok da beni. Akşama daha çok vardı. Toprak sahamız ve rekabeti bol futbol maçımız bizi bekliyordu. Her yerim sızlasa da akşama kadar top oynamıştım. Top peşinde koşturmak unutturmuştu tüm ağrı sızıyı.

 

Yazan : Nuray KÖSE