Zevahiri Kurtarmak ya da Sezon Başlıyor

Türkiye’de 2017-2018 futbol sezonu açılmak üzere. Peki, güzide ülkemizin futbol camiasında bu sene neler olması bekleniyor? Sezon için ne gibi değişiklikler planlandı? Türkiye Futbol Federasyonu’nun seçkin yöneticileri ülke futbolunu geliştirmek için ne gibi planlamalar yaptılar? Geçen senelerden farkı ne olacak bu yılın? Bu sezon hangi olaylara gebe acaba? 

Sorular çoğalıyordur zihninizde. Benim de cevaplanmasını bekleyen o kadar çok sorum var ki kafamda! Sonuç itibarıyla futbol sevgisi olan ve bu konulara kafa yoran ortalama bir taraftar olarak yanlışları görüp var olan durumu sorguluyorum. Yanlış mı yapıyorum dersiniz!

Gel gelelim sormaktan bıktığımız, anlatmaktan usandığımız ama futbolda iktidar sahiplerinin mevcut durumu pekiştirmek için sorunları sürekli göz ardı ettiği, problemlerin üstünü kapattığı, yanlışa sürüklendiği ortamda bu yıl futbol camiasında benim neleri öngördüğüme.

Bu sene geçen senelerde olduğu gibi federasyonun başarısız bir yönetim göstereceğini düşünüyorum ben (aslında adım kadar eminim).

Türkiye Futbol Federasyonu mevcut yönetiminin ülkedeki futbol ile ilgili hiçbir sorunu çözemeyeceğini biliyorum.

Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası yaşanan gelişmelerin de etkisiyle siyasi iktidarın futbol alanına daha önceki senelerde olduğu gibi kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini tahmin ediyorum. 

Futbol yatırımlarının hızla arttığı bir dönemde futbol kulübü yöneticilerinin bütçeleri umarsızca heba edeceklerini tahmin ediyorum.

Yüklü miktarda vergi borcu olan kulüplerin devlete yük olmaya devam edeceklerini öngörüyorum.

Futbol kulüplerinin çok küçük bir bölümü hariç altyapı eğitimlerine yeterli önemi vermeyeceği kesin. Tesisleşme konusunda devlet haricinde neredeyse hiçbir spor kulübü planlama yapmayacak.

Sporcu menajerlerinin kulüp yöneticileriyle anlaşıp daha fazla para kazanma adına kulüplere yabancı futbolcuları kakalayacağına eminim.

Bazı yalaka yazarların, kalemşörlerin günlük meselelerle ilgili gereksiz yüzlerce yazı yazacağını şimdiden görür gibiyim.

Yine bu sene bariz hakem hatalarının konuşulduğu spor programları bekliyorum mesela. Eleştirenin koltuk kapamadığı için eleştirdiği, pastadan pay kapmak için övgüleri sıralayan veya susan medya tayfasına bu sezon da hazır olun.

Eğitim ve öğretimden mahrum kalmış on binlerce sporcunun elde ettiği paraları gece kulüplerinde yemelerini bekliyorum ayrıca. Tek işleri bir futbol topuna vurmak olan bu sporcuların kendilerini popüler kültürün yaydığı morfinle sarhoş edeceklerini, topluma ufacık bir katkısı dahi olmayan bu insancıkların kendilerini bir halt zannetmeye devam edeceklerini düşünüyorum.

Milyonlarca taraftarın, futbol seyircisinin olan bitenlerden habersizce futbol maçlarını televizyonlardan takip edeceğini; paralarını, enerjilerini, vakitlerini futbol kulüpleri uğrunda harcayacaklarını biliyorum. Futbol ve bahis ikilisinin arasındaki ilişkinin daha da gelişeceği aşikâr. Türkiye’deki futbol ekonomisinin ise genel vaziyete rağmen genişleyeceğini söyleyebilirim.

Genel olarak tabloya baktığımızda “Bir distopya bu futbolseverler için!” demeyin bana. Gerçeği görme erdemine sahip olmayan bir insan olmak istemem. Biz, bu dünyanın içerisinde futbol konuşuyoruz kaç senedir. Her tespitim doğru mudur, ifade ettiklerim olur mu? Belki de tahminlerimde yanılırım ve öngörülerim çıkmaz. Kim bilir, belki de Ümit Özat kendisini dünyanın en mütevazı ikinci insanı ilan eder, Fatih Terim sezon sonu her şeyi açıklar, Aziz Yıldırım Türkiye’de şampiyonlukların nasıl kazanıldığını tam anlamıyla anlatır, Yıldırım Demirören istifa eder ve yatıyla dünya seyahatine çıkar, maç sonları kulüp yöneticileri dostluk mesajları yayımlar, futbolcular kitap okumaya başlar, medya kuruluşları hakkın tarafı olur; vicdanı olan futbol konusunda bilgili, deneyimli, namuslu insanların sözleri işitilir ve onlara itibar edilir… Dahası gün geceden doğar, Sadri Alışık hergelesi ağlamaz, kuşlar göç etmez, çiçekler solmaz, Trabzon şehri uyanır ve nice şey… Kim bilir belki de ben yanılıyorumdur!