Kuzeyin Kavgası - Trabzonspor

"Karlı, soğuk bir akşamda, soba etrafında toplanmış radyoda maçı dinliyorduk."

 

Eskiler öyle güzel anlatır ki bu sevdayı o günlerin özlemiyle daha da sıkı sarılırız yarınlara.

 

Şimdilerde Trabzonspor'un heyecanından deri koltuklu makamlarında kullananlara karşı hayatını bordo-maviye adamışların savaşındayız.

 

Geçmişimizden, sevgimizden, büyüklüğümüzden nemalanmak isteyen akbabaların amellerini statükoyu devirdiğimiz gibi devireceğiz.

 

Trabzonspor bu sevgiyi kazanırken sadece hegomanyaya son verip kupalar kazandı diyemeyiz. Bu mücadelenin karşılığını küçük bir Karadeniz limanından dünyaya açılmak olarak adlandırıyoruz, Trabzonspor'un kavgasını, bu emekçi şehrin kavgasını dünyaya tanıttığı için seviyoruz.

 

Maç günleri ekmeğini denizden çıkartan balıkçıların denize açılmadığı, kaybedilen şampiyonlukların, gasp edilen sevinçlerin canlarımızı yitirmemize sebep olduğu bir sevda bu.

 

Dört bir yana karşı direnmek kolay olmadı tabii ki şehrim için.

 

Dozer Cemil'in aidiyetiydi bizi diri tutan bu kavgada, kavga diyorum çünkü biz bunu sosyolojik bir olgu olarak görüyoruz.

"Ben Trabzonspor'un kaptanıyım, başka bir takım kaptanının ardında sahaya çıkamam." diyen Dozer Cemil'in aidiyeti.

Takımını deplasmana eşinin altınlarını satarak götüren Dozer Cemil aidiyeti.

 

İstanbul'dan gelen yüklü meblağları bu cümlesiyle reddetmişti Büyük Kaptan. O Trabzon'dan takımını Merseyside'a taşımıştı, Dozer diyorlardı ona çünkü kolay kolay yıkamıyordu onu rakipleri, o ise Merseyside şehrinde Avrupa'nın en büyüğü Liverpool'u yıktı.

 

Uzun yıllar bu kavganın içinde dozer gibi yıkılmadan dursa da en sonunda yorgun düştü işte. 2003 senesinde soğuk bir mart akşamında Trabzon'da  bir yokuşta durmuştu artık kalbi. Sevdası öyle sıcak ve gerçekti ki İstanbul'un parasından ise şehrinin önderi olarak cebinde eski para ile 5 milyon 750 kuruşla veda etti bizlere.

 

Onun sevdasını şarkılarla dinledik ondan sonra. Uzun saçlı, şair ceketli, güzel gülüşlü ve uzun burunlu bir çocuk anlattı bizlere efsaneleri.

"Zorbalara karşı duran bir hayali kahraman" olarak tanımlıyordu Trabzonspor'u Kazım Koyuncu. Trabzonspor'u alışmışın dışında bir üslupla ifade ediyordu.

Şarkılarıyla, müziğiyle dillendirdi sevdasını, ezgileştirdi. Ölmeden kısa bir süre önce sevdalısıyla beraber gelmişti Avni Aker'e. Trabzonspor'u o gün de galip gelmişti ve taşıdığı hastalığın içini ne kadar deştiğinden, ömrünü ne kadar erittiğinden habersiz gözleri kararana dek şarkılar, besteler söylüyordu, dermanı kalmayana kadar bağırmıştı Kazım gittiği son maçında. Ve nükleerin makus kaderine, Karadeniz'in kara bahtı olan kansere yenik düştü, kapandı gözleri.

 

Bu kavgada yitirdiklerimiz arasında Kadir Özcan'da var.

Mağlup dönülen bir Eskişehir deplasmanında Trabzonspor'a ve oyuncularımızın şahsına edilen küfürlere dayanamayarak gözleri sinirden dolmuş, elinde krampon otobüsten atlayarak rakip taraftarları kovalayan Kadir Özcan.

Futbol'u bıraktıktan sonra Yavuz Selim Stadı'nda ki Trabzonspor hayali ile top koşturan, genç umutların hayallerine destek olan, 1461 Trabzon projesinin baş mimarı olarak Trabzonspor'a sadece sahada değil sokakta da hizmet ederek önemli oyuncular kazandıran Kadir Özcan.

 

22 Nisan 2011 tarihinde evinde oturarak, dönen bütün kirli oyunlardan habersiz, biçilen-ekilen tarlalardan habersiz bütün çocuksu heyecanıyla şampiyonluğun son dönemeçlerinden biri olan Eskişehir maçında mağlup olduktan sonra, rakibin daha önce göstermediği reaksiyonla saldırıp, sahada kusmasına, tribünlerin "olamazsın şampiyon" haykırışlarına olan şaşkınlığıyla, damalarına düğümlenen sevinç çığlıklarının baskısıyla son bir kez nefesini toplayıp "hanım bizi bu sene de şampiyon yapmayacaklar." dedikten sonra yere yığılıp hayatını kaybeden Mustafa Çelik, Mustafa Amca.

 

Trabzonspor'u büyük yapan sebepleri saymakla bitiremesek de bunları temel olarak alabiliriz.

 

2010-11 sürecinden sonra yıpransak da, bütün meyve veren dallarımıza taş atılmaya çalışılsa da bizler en büyük yokluklardan, en çamurlu sahalardan, en fırtınalı havalardan başımız dik bir şekilde çıkmış bir şehiriz.

 

Şuan ülkemizde bu güzel oyunu yönetenler gaflet ve delalet içerisinde bulunsa dahi bizlerin bileklerindeki güç ve yüreğindeki inanç hepsiyle mücadele edebilecek seviyededir. 

Bu düzenin parçası olmadan, bu düzenin arasında sıkışıp tarih olmadan, bu düzene karşı çıkarak, hakkımızı arayıp elde ederek bu düzeni değiştireceğiz.

 

 

Trabzonspor:

 

Rant kapısı olarak görüp, beklediği kazancı elde edemediği zaman desteğini çekenlerin değil,

 

üzerinden eldi ettiği mertebe ile siyasi uğraşlar verip, şehrine ihanet edenlerin değil,

 

Hakkını savunmaktan korkan, siyasi herhangi bir partiyi şehrinden daha fazla önemseyenlerin değil,

 

 

 

 

Hayali bir gün bordo maviyi kuşanmak olan çocuklar Yavuz Selim'de, Erdoğdu'da, Araklı'da, Arsin'de yahut gurbette koşanların,

 

Fındığını satıp kombine alanların,

 

Köylerinde ganzilis yaparak forma parası çıkaran çocukların,

 

Trabzonspor'a kavuşmak için Muğla'da okuyup kitaplarını satarak Antalya deplasmanına gelenlerin,

 

Avrupa'nın ve dünyanın farklı yerlerinden yılın belli zamanları memleketlerine gelip bordo maviyi kuşanarak hasretle şehrine sarılan gurbetçilerin,

 

Yağmur çamur demeden yerini alanların, Fodik'ten Avni Aker'e uzananların,

 

Denize çıkan sokaklarında umudunu kaybetmeyenlerin,

 

Ranta, şikeye, düzene karşı hakkı, adaleti, eşitliği savunanların,

 

 

Boyun eğmeyenlerin sevdasıdır.

 

Boyun eğmeyenler, kuzeyin çocukları bu kavgada olduğu sürece güzel ve güneşli günleri görmek an meselesidir.

 

Vazgeçen olmayacak biz de.

 

 

 

Yazan : Fatih Can Arslan