Okuyanlar bilirler Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserinde şöyle bir diyalog vardır;

-Gözden ırak, gönülden de ırak olur mu efendimiz?

-Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.

26 Ocak günü Avni Aker’e sessiz sedasız bir veda gerçekleştirilirken, Oğuz Atay’ın bu satırları gelmişti aklıma.

Dile kolay tam 66 yıl Trabzon futboluna ev sahipliği yapmış içerisinde birçok duyguyu barındıran mabet artık olmayacaktı. Nasıl unutulabilirdi ki orada yaşanan acı tatlı tüm anılar.  Ama biz Trabzonsporlular nereye gidersek gidelim yüreğimize oturttuğumuz Avni Aker’i her yere götürecektik.

Peki, Trabzon futbolu için paha biçilemez olan Hüseyin Avni Aker stadyumunu bu kadar değerli kılan neydi ve bu ismi nereden almıştı? Eminim Trabzon’da kime sorsanız size onlarca farklı neden söyleyecek ve çeşitli hikâyeler anlatacaktır. Biraz geçmişe gidip dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım; aslında isminin nereden geldiğini anlatmamız neden bu kadar değerli olduğunun da izahı niteliğinde.

Hüseyin Avni Aker, Trabzon’un ilk beden eğitimi öğretmenidir, yaşam felsefesi Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” sözünden hareketle bedenen ve zihnen güçlü sporcular yetiştirerek topluma yararlı birer birey olmalarını sağlamaktır. Spor adamı olarak kendini yetiştirir, spor için çalışmalar yapar, bir eğitimci,  bir sporcu ve bir Trabzonlu olarak arkadaşlarıyla birlikte Trabzon’da sporun gelişmesi için öncülük ederler. Stadyumun yapılmasında en çok emeği geçen isimlerin başında gelir Hüseyin Avni Aker.  Hüseyin Avni Aker ve arkadaşlarının müthiş çabası ve isteğinin yegâne dayanağı vardır “Biz spor yapmak istiyoruz, gençlerimizin spor yapacağı bir stadyum yapmak istiyoruz ve yapacağız da” tüm bu azimle gecelerini gündüzlerine katarak binbir fedakârlıkla istedikleri stadyumu inşa ettiler ve Trabzonspor efsanesinin oluşmasına en büyük katkılardan birini verdiler.

Hüseyin Avni Aker ve stadyuma ismin verilmesi konusunu Hüseyin Avni Aker'in arkadaşı olan ünlü Beden Eğitimi Öğretmeni ve antrenör Hayri Gür şöyle anlatıyor;

“1940'lı yıllarda Hüseyin Avni Aker'le aynı okulda beraber çalıştık. Kendisi hem lisede öğretmendi hem de Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü'nde vali nezdinde asbaşkanlık görevini yürütüyordu. 1972-77 yılları arasında Trabzon'da Beden Terbiyesinde 5 yıl bölge müdürü olarak çalıştım. Bu sırada stat inşaatı tamamen bitmiş ve isim aranıyordu. Zamanın valisi Adil Ciğeroğlu başkanlığında bir genel kurul oluşturuldu. Bu genel kurul da ben de vardım ve Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim. Çünkü bu stada en çok onun emeği geçmişti. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. O zamanın parasıyla tüm bunlar 40 bin liraya mal olmuştu. Tüm bunları vali Ciğeroğlu'na anlatınca o da bana hak verdi ve stadyuma Avni Aker'in isminin verilmesini istedi.”

Baştan sona büyük bir mücadelenin eseri olan bu stadyum işte böyle hayat buldu.

Sonrasında bu eseri vücuda getirenlerin azmi, yeşil sahada Bordo-Mavili renkleri sırtına geçirmiş futbolculara yansıdı ve efsane Trabzonspor’un devrim niteliğindeki nesilden nesile anlatılacak hikâyesi Karadeniz’den dalga dalga yayılarak tüm Dünyaya ulaştı.

Ve artık o hikâye beyaz perdede;

27 Ocak 2017 akşamı  “Efsane: Avni Aker’e Veda”  belgeselinin gösterimine gittiğimde ne kadar büyük bir camianın içerisinde olduğumu bir kez daha idrak ettim.

80’li yıllarda doğmuş biri olarak yıllarca büyüklerimden dinlediğim ve kitaplardan okuduğum efsanenin tüm tarihi gözlerimin önünden akıp geçiyordu. Kimler yoktu ki belgeselde, futbolcusundan malzemecisine, yöneticisinden teknik direktörüne efsanenin oluşmasına emek vermiş herkes karşımızdaydı. Ve bana göre Trabzonspor’u söylediği şu sözlerle “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.” en iyi anlatan kişi rahmetli Kazım Koyuncu’nun şarkıları da ayrı bir ahenk katıyordu belgesele. Sözün bittiği yerde başlamıştı belgesel ve söylenecek yeni sözlere yazılacak yeni destanlara ışık tutuyordu. Her bitiş yeni bir başlangıcın habercisi değil miydi, işte bu belgesel bir veda belgeseli olduğu kadar kavuşulacak güzel günlerin de belgeseliydi. Belgeselin yönetmeni Cengiz Özkarabekir benim ve tüm Trabzonsporlular için çok anlamlı bir çalışmaya imza atmıştı. Gösterimden önce “Trabzon'a ve Trabzonspor'a dair bir şeyler oluşturmak benim için çok önemliydi. Bunu da yaptığımı düşünüyorum.” demişti, evet canı gönülden inanabilirdi, gerçekten Trabzonspor’a dair çok önemli bir eser oluşturmuştu. 88 dakika süren belgesel bir 88 dakika daha sürse zevkle izlenirdi. Belgesel boyunca kimi zaman gülsek de çoğunlukla gözlerimiz nemliydi. Dostluğu, yokluğu, azmi, mutluluğu, hüznü, gururu ve daha birçok duyguyu aynı anda yaşamanın nasıl olduğunu bir kez daha iliklerimize kadar hissettik.

Belgeselden önce Ekrem İmamoğlu yaptığı konuşmada şu sözleri sarf etmişti; “Yokluk hiç önemli değil, para hiç önemli değil, önemli olan temsil ettiğiniz ruh.”

İnanıyoruz ki Trabzonspor Devrimini gerçekleştiren ruhun karanlığı bir güneş gibi yırtarak efsaneyi yeniden ayağa kaldıracağı o güzel günler yakındır…

 

Not : Bu yazı, Trabzonspor Dergisi'nin Mart-Nisan 2017 sayısında yer almıştır

 

Yorum Ekle