Fatıma'nın Sırları, FETÖ ve Fenerbahçe

1917 Portekiz

İddialara göre 13 Mayıs 1917 yılında Portekiz’in Santarem eyaletinde, Qurem iline bağlı Fatıma köyü yakınlarında 3 küçük çocuk Meryem Ana’nın onlara göründüklerini ağızlarından kaçırırılar. Hatta yine iddialara göre bu olay sadece 13 Mayıs 1917’de olmamış, 6 ay boyunca her ayın 13’ünde tekrarlanmıştır. Meryem Ana çocuklara görünmekle kalmamış 3 küçük çocuğa da sır vermiştir.

 

 

Olay Roma Katolik Kilisesi’nde duyulduktan sonra, Papalık hemen bir araştırma yapmış ve olayı kabul etmiştir. Meryem Ana’nın çocuklara vermiş olduğu üç sır da Roma Katolik Kilisesi’ne ve Papa’ya “zamanı geldiğinde açıklanması şartıyla verilmiştir.

Bu tarihten sonra Fatıma kasabası Katolik inancında dini bir merkez olmuş ve her geçen yıl sayıları artacak şekilde yüzbinlerce hristiyan hacı adayının uğrak yeri olmuştur.

Peki sırlar? Papalık makamı birinci ve ikinci sırrı açıklamıştır. Birinci sır İkinci Dünya Savaşı’na işaret ederken, ikinci sır tüm hristiyan dünyasını tehdit eden Komünist Sovyet devletinin yükselişini  ve çöküşünü işaret ediyordu. Ancak tuhaf bir şekilde sırlar olaylar meydana geldikten sonra açıklanmıştı. Üçüncü sır ise hala gizemini koruyor ve daha açıklanmış değil.

Fatıma Olayı üzerine araştırmalar yapan Ali Murat Yel’in şu yazdıkları çok önemli

 

“Çocuklara göründüğüne inanılan genç bayanın kendisi hiç bir zaman öyle bir şey söylemediği halde, 'Bakire Meryem' olduğu yorumlanır. Hatta kendisini gördüğünü iddia eden ve bugün 96 yaşında Coimbra'da bir Carmelite manastırında yaşayan rahibe Lúcía bile ondan (eu nunca disse que era Nossa Senhora, mas uma mulherzinha bonita) "asla onun Meryem Ana olduğunu söylemedim, sadece güzel, küçük bir bayan" olarak bahsettiği halde milyonlarca Katolik onun Meryem Ana olduğu görüşünde birleşerek Fátima'yı ziyaret ederler.”

“Dini açıdan bakıldığında her ne kadar Roma Katolik Kilisesi Meryem Ana'nın göründüğü ve mesaj verdiği iddia edilen olayları kendisince çok iyi araştırdıktan sonra bazılarını resmen kabul etmiş olsa bile; bu kabul asla bir dogma, yani inanılması zorunlu bir inanç olmayıp, sadece "inanılmaya layık" statüsünde inananlara bir tavsiyeden öteye gitmemektedir. Kilise bu tür iddiaları araştırırken verilen mesajın dinin özüne uygun olup olmadığına göre karar verdiğini iddia etse de her nedense resmi kabul gören mesajlar hep Kilise'nin o anda ihtiyaç duyduğu konu ve görüşleri destekler mahiyettedir.”

 

2016 Türkiye

 

15 Temmuz 2016’da Türkiye daha önce karşılaşmadığı şekilde alçakça bir saldırıyla karşılaştı. Yıllar yılı devletin değişik kademelerine sirayet eden ve özellikle askeriyede güçlenen FETÖ’ye bağlı askerlerin darbe girişimi sırasında, 250’den fazla vatandaş katledildi, TBMM, İstanbul ve Ankara bombalandı, savaş uçakları yakın uçuşa geçti, sokaklarda tanklar ve askeri araçlar insanları ezdiler. Çok şükür ki; bu kanlı darbe girişimi yine askeriyenin içinde bulunan kahraman ve vatansever askerlerin ve sokaklara dökülüp tankların karşısına çıkıp, darbecilerle savaşan halkın sayesinde başarıya ulaşamadı ve Türkiye büyük bir kırılma anını atlattı. Bu süreç sonunda anlaşıldı ki; terör örgütü yıllar boyunca her türlü devlet kademesine sızmak için “sınav sorularını” çalmış; Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalarda sahte deliller üreterek, masum insanları hapishanelere göndermiş ve kendi adamlarının önlerindeki engelleri kaldırmış; Başta Hrant Dink cinayeti olmak üzere bir çok cinayeti planlayıp uygulamış. Ortaya çıkan bu manzara meselenin ne kadar korkunç olduğunu da gözler önüne sermiş durumda.

Türkiye büyük bir badireyi acılar çekerek atlatmış olsa da, başta Aziz Yıldırım çabalarıyla olmak üzere bu meselenin kıyısında köşesinde olmayan “Şike Davası” da bu meselenin içine katılmaya çalışılarak asıl mesele sulandırılmaya başlamış durumda.

Yukarıda bahsettiğimiz davaların sahte delilleri net bir şekilde ortaya çıkarılmış bir durumdayken bütün hukukçuların birleştiği üzere Şike Davası’nda tek bir sahte delile bile rastlanmamış olması, FETÖ terör örgütünün darbe öncesi “saygınlığı”nın en çok Fenerbahçe camiasında kabul görmüş olması, Yeniden yargılama aşamasında yeniden yargılama kararına imza atan savcının FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanması gibi “gerçekler” Aziz Yıldırım ve şürekasının bu konu hakkında gerçekleri söylemediğini aksine bir kaos ortamı yaratarak, dezenformasyonla çıkar devşirme çabasında olduğunu göstermektedir.

Bu konuda Trabzonspor Başkanı Muharrem Usta’nın açıklamaları da son derece yerindedir. Şöyle diyor Muharrem Usta;

 

“Milyonlarca kişiyi ilgilendiren kısım sportif yargılamadır. Fenerbahçe’ye kumpas kurulduğuna inanıyorum. Örgütlü bir yapı tarafından bir takım çeşitli nedenlerle böyle bir şey olmuş olabilir. Ancak dinlemeler gerçekleştirilirken, Fenerbahçe’deki ilgili kişilere şikeye teşebbüsü bu örgüt yaptırmıyor. Takibe alınıyor ve bunlar ortaya çıkıyor. Sportif yargılama bunu delil kabul ediyor. Tahkim, CAS ve UEFA’da kabul etti. Sportif yargılamada teşebbüs varsa ceza geliyor. UEFA, TFF, CAS verilerden tatmin oldular ki cezaları verdiler.”

“Avrupa’ya giden her hangi bir kulüp, şikeye bulaşmadım diye evrak veriyor. Biz de doğası gereği Avrupa’ya her sene bu evrakı veriyoruz. Eğer bizimle ilgili de bir şey olsa ceza verecekler. Türkiye’de olsun Avrupa’da olsun Trabzonspor aleyhine hiç bir karar çıkmadı. Fenerbahçe’nin şikayeti üzerine Trabzonspor 13 ayrı yerde incelendi ancak hiçbir ceza gelmedi.”

 

Sonuç

Fatıma Kasabası’nın her yıl yüz binlerce hacı adayı ziyaret ediyor. Papalık 3. Sırrı hala açıklamadı. Fenerbahçe “Direnen Son Kale Fenerbahçe” tişörtlerini satışa çıkardı.

 

Daha fazla bilgi için

Ali Murat YEL - Fátima, Papa ve Mehmet Ali Ağca

CAS’ın Fenerbahçe Hakkındaki Gerekçeli Kararı ( Yazının hemen altında "Ek Dosyaları İndir" seçeneğiyle CAS'ın Fenerbahçe Hakkında Gerekçeli Kararı'nın tam metnini indirebilirsiniz)

 

Not : Bir film tavsiyesi; Le Pacte des Loups ( Kurtların Kardeşliği ) 2001 

Ek Dosyaları İndir

Yorum Ekle