Elitist bir Azınlık mı? Milli İrade mi? | Türkiye Futbol Federasyonu

Türkiye’nin futbolu son zamanlarda en dalgalı ve en çalkantılı dönemlerini yaşıyor. Şike’nin ayak oyunları ile kapatılması, passolig tartışması, tribünlerin iyiden iyiye boşalması, hakem hatalarının aralıksız her haftaya damga vurması… Bunun yanında Uluslar arası arenadaki derin başarısızlık.

Düşünün ki Türkiye A Milli Futbol takımının son 5 yıl içerisindeki en büyük başarısı Kazakistan’ın Letonya’yı Letonya’da yenerek, Kazakistan futbol tarihinin ilk deplasman galibiyetine imza atması (!)

İstisnasız her hafta bir teknik direktörün ya da yönetim kurulu üyesinin itirazlarını izliyoruz. Hakemleri tehdit eden başkanlar, soyunma odalarını basan başkanlar,  küfür seviyesinin birazcık altında tartışmalar, futbolun olmazsa olmazları gibi.  Hatta hatırlayacaksınız Trabzonspor-Gaziantepspor maçının hakemi Çağatay Şahan, maç sonrası uzun bir süre Avni Aker’de alıkoyuldu ve Trabzonspor yöneticileri aylarla hesap edilemeyecek kadar cezaya çarptırıldılar, üstelik ceza yiyenler arasında Federasyon Yönetim Kurulu üyesi İbrahim Usta bile var. 

Para cezaları, tribün kapatma cezaları, tartışmalar, başarısızlıklar… Her seferinde oklar Futbol Federasyonu Başkanı yönetimine ve başkanına dönüyor. Şiddetli bir geçimsizlik hali varmış gibi gösteriliyor.

Gerçek acaba öyle mi?

Futbol takımları bu yönetimden memnun değil mi? Daha fazla mı adalet istiyorlar? Futbol Federasyonu yönetimi azınlığın, elitist bir kurumu mu? Varsa eğer bu adaletsizlik ve yanlış yönetim konusunda kulüplerimizin yapabileceği hiçbir şey yok mu? Dümen, ne olursa olsun, İstanbul takımları olarak adlandırdığımız gücün elinde mi?

Bunun net cevabını verebiliriz sanırım.

Türkiye’deki futbol kulüplerinin yönetimlerinin hepsi “oyun” oynuyorlar. Hiçbirisinin adalet derdi yok. Hepsi sistemden daha fazla nasıl pay kaparım derdinde ve başarısızlıklarını da karşılıklı çizilmiş senaryolar eşliğinde kapatarak, sahte bir “adalet arayıcısı” rolündeler.

Nasıl bu kadar net ve emin olabiliyoruz peki?

 TFF’nin en etkin kurumu olan Genel Kurul üyelikleri ile ilgili kanun maddesine bakalım. Unutmayalım ki; Genel Kurul, başkanların ve yönetim kurulu üyelerinin seçildiği ve denetlendiği en etkin kurumdur.

 

29.06.2011 tarihli 28001 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı üzere Genel Kurul üyeleri şöyle seçiliyor

Türkiye Profesyonel en üst ligindeki kulüplerin başkanları ile altışar delege. (7 x 18 = 126 )

Türkiye Profesyonel birinci Ligi’nde yer alan kulüplerin başkanları ile bir delege. ( 2 X 18 = 36)

Türkiye Profesyonel ikinci ligde yer alan kulüplerin başkanları. ( 1 x 36)

Türkiye Profesyonel üçüncü ligde yer alan kulüplerin başkanları. ( 1x 57)

 

Genel Kurul’da oy kullanacak toplam 305 delegenin, 255’i futbol kulüplerinin seçtiği isimler ve Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin toplam delege sayısı 21. Geriye kalan Süper Lig Kulüplerinin toplam delege sayısı 105.  İstenirse eğer, İstanbul’un 3 büyük takımının belirlediği ve istediği hiçbir başkan adayı TFF başkanı olamaz. Diğer kulüpler, her zaman dert yandıkları 3 İstanbul takımının yöneticilerinin ne dediklerine bakmadan bir başkan adayı belirleyip, onu rahatlıkla destekleyebilir ve kendilerine yakın Birinci, İkinci hatta Üçüncü Lig kulüpleri ile herkesin “ortak” olarak destekleyeceği bir başkan ve yönetime kavuşabilirler.

Peki neden bu seçimde 18 Süper Lig takımının tamamı neden Yıldırım Demirören’i destekledi? Yıldırım Demirören’in bir önceki dönemde Federasyon Başkanı olduğunu hesaba katarsak ve bu dönemin Türkiye futbolunun en buhranlı, sancılı ve karanlık dönemi olduğunu da hatırlarsak neden Yıldırım Demirören seçildi? Sebepleri şöyle sıralanabilir mi?

1-      Başka kulüplerin delegasyonu olmasına rağmen, Kulüp Başkanlarının veya üyelerinin esasında  İstanbul takımlarını tutmaları ve kendi kulüplerinden daha çok alttan alttan bu büyük (!) kulüplerin çıkarlarını düşünmeleri,

2-      Biri ya da birilerinin işareti sonucu işaret edilen aday üzerinde mecbur bir uzlaşı sağlanması

3-      Ekonomik nedenler; Federasyon’dan gelecek muhtemel paraların önceden alınması ve sistemin dışında kalmama arzusu

Gelelim Trabzon’a ve Trabzonspor’a. Yıldırım Demirören yönetimine karşı en sert muhalefeti yapmış, geçmiş dönem özelinde Yıldırım Demirören’in yeniden seçilmemesi konusunda her türlü çalışmayı yapacağını açıklayan kulüp Trabzonspor. Peki Trabzonspor bu seçimlerde kimi destekledi? Yıldırım Demirören. İlginç değil mi?

Sizce yukarda saydığım sebeplerin hangisi Trabzonspor’un Yıldırım Demirören’i desteklemesi konusundaki en geçerli gerekçedir.

SONUÇ

Türkiye’deki futbol kulüplerinin yöneticilerinin isyanlarına bakmayın. Hepsi bir text * ezberlemiş ve zamanı geldiğinde ezberledikleri ve o ana uygun olan “şeyleri” söylüyorlar sadece. Bu yöneticilerin, bu yöneticileri seçen Kulüp Genel Kurul üyelerinin ve hatta bu yöneticilere bağlılık derecesinde biat ederek “kendi ekonomik düzenlerini sağlayan taraftarların hiç birisinin futbolda “adalet” ve “temizlik dertleri yoktur. Tek dertleri kayıklarını yüzdürmektir.

Ve üzülerek söylemeliyim ki Türkiye Futbol Federasyonu, azınlık olmasına rağmen gücü elinde tutan bir elitist yapı değil, Futboldaki “milli iradenin” bir tezahürüdür. TFF başarılı ise Türkiye Futbolu’nda faaliyet gösteren herkesin sayesinde başarılıdır ve TFF başarısız, kirli ve karanlık ise Türkiye Futbolu’nda faaliyet gösteren herkesin sayesinde öyledir ve esasında da herkes gibidir

 

Text :  Bir tiyatro oyununu biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü