Türk Futbolu (58)

Trabzonspor’un yeni dönemde sahneye çıkardığı ve Trabzonsporlu taraftarları heyecanlandıran iki isim Yusuf Yazıcı ve Abdulkadir Ömür ile ilgili olarak son günlerde transfer haberleri çoğalmaya başladı. Kulüp başkanı Muharrem Usta, bu transfer haberleri hakkında “Evet” anlamında cümleler kurdu.  Başkanın medyadaki ahbapları hemen bu minvalde yayına başladılar. Türk futbolunda papaz (!) olarak tanımlanabilecek bazı Trabzonsporlu futbolcuların menajer arkadaşları Trabzon seyahatlerine başladı… Haberler, açıklamalar, menajerlerle yenilen yemekler…

Futbol neden sadece futbol değildir? Futbol, en başta insanların hayatlarını şekillendiren, kitleleri peşinden sürükleyen sosyolojik bir olgudur. Stadyumlara veya televizyon başına milyonlarca insanı toplayan ve transa sokan bir afyondur. Toplumları derinden etkileyen, insani ilişkileri düzenleyen bir iletişim aracıdır ki muhabbet kurmak için “memleket neresi” sorusundan sonra “hangi takımlısın” sorusu günlük hayatımızda en çok kullandığımız sorulardandır. 

Muharrem Usta Aralık 2015’de Trabzonspor Başkanlığına aday olduğunda karşısındaki rakipleri Celil Hekimoğlu ve İbrahim Hacıosmanoğlu’ydu. Görev süresi boyunca, yaptıkları ihanet boyutuna varan İbrahim Hacıosmanoğlu’nu desteklemem söz konusu bile değildi. Az çok Trabzonspor hakkında yazan, araştıran ve yazdıklarımı da küçük de olsa bir kitleye ulaştırabilen birisi olarak bu tarihi başkanlık seçimi ile ilgili bir şeyler yazmak istedim.

Bu yazıya “Türkiye’de şike artık serbest” tarzı vurucu bir cümle ile giriş yapabilirdim ama konu, sulandırmaya en ufak mahal vermeyecek kadar ciddi. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 19.10.2017’deki toplantısında, Şanlıurfaspor’un Manisaspor – Şanlıurfaspor maçı ile alakalı başvurusunu “inceledi” ve şikenin var olup olmamasıyla hiç ilgilenmeden, sadece delillerin elde ediliş şekline bakarak hiçbir takıma ya da kişiye ceza vermedi. Bu skandal karara geçmeden önce Şanlıurfa cephesinin iddialarına ve delillerine kısaca bir bakalım.

Bazen, elimizde olmayan nedenlerden ötürü seçim yapmak zorunda kalırız. Yaptığımız bu seçimler, seçilen şey veya kişi için ‘’tercih’’ olurken seçilmeyen şey veya kişi için ‘’vazgeçiş ’’tir.

Yıllardır Trabzonspor kalesini koruyan Onur Kıvrak da bu tercihlerden faydalanan oyunculardan biri. 2009 Yılında İstanbul’ da oynana ve Trabzonspor’un 3-1 mağlubiyeti ile sona eren Kasımpaşa karşılaşması sonrası Belçikalı Teknik direktör Hugo  Broos ile yollar ayrılır. Dahası  Song, Engin, Egemen gibi  yetenekli ve lider karakterli isimler kadro dışı bırakılır.

Türk futbolunda gündeme geldiği günden beri elde ettiği beklenmedik başarıları, imajı, aykırı duruşu ve söylemleriyle dikkat çekti Mustafa Reşit Akçay. Peki ya kendisinin çalıştırdığı takımların kalecileri hiç dikkatinizi çekti mi? Benim çekti.

Sırtlarına bordo-mavi formalarını geçirmiş çocukların Karadeniz’den başlattıkları başkaldırının adıdır Trabzonspor.

Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla yoğrulmuş, dik yokuşlu, Arnavut kaldırımlı sokaklarda kendini bulmuş bir neslin hayaliydi ve kısa zamanda gerçeğe dönüştü...

Rahmetli Kazım Koyuncu bu başkaldırıyı en güzel tanımlayanlardandı: “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali bir kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.” Hayata gözlerini yumduğunda henüz 33 yaşındaydı ve yıllarca mücadele ettiği kanser illetine yenik düşmüştü. Hayatını insanlığa adamış ve yaşadığı kısa sürede müziği aracılığıyla haksızlığa karşı mücadele vermişti.

Bir çocuğun yaşama sevinciydi Trabzonspor, hayata tutunduğu yegâne olguydu, kısa yaşamının her anında onu yanında hissetmek istiyordu Kemal Onur Sevinç. Kanser illeti onu aramızdan aldığında henüz 7 yaşındaydı, doya doya yaşayamamıştı hayallerini. Trabzonspor’un şampiyonluklarını görecekti daha ve doyasıya koşup oynayacaktı, belki de idolü olan Onur Recep Kıvrak’ın yerine gelecekte Trabzonspor’un kalesini koruyacaktı. Ama olmadı, çok sevdiği Trabzonspor’u düşünerek hayata gözlerini yumdu.

Kemal Onur’la aynı kaderi paylaşan başka bir çocuk vardı sınırlarımızdan çok uzakta, İngiltere’de.  Bradley Lowery henüz 6 yaşındaydı ve fanatik bir Sunderland taraftarıydı. Sunderland forması giyen ünlü futbolcu Jermain Defoe onun bu sevgisine kayıtsız kalmamıştı, boş vaktinin çoğunu Bradley ile geçiriyordu, “keşke yapabileceğim başka şeyler de olabilse ve onu iyileştirebilsem” demişti bir röportajında ama olmadı, 7 Temmuz 2017 tarihinde Bradley hayata gözlerini yumduğunda Defoe da yıkıldı. Ardından şu satırları kaleme aldı:

“Güle güle dostum. Seni çok özleyeceğim. Tanrıya seni hayatıma soktuğu için şükrediyorum. Birlikte yaşadığımız muhteşem anlar için minnettarım. İlk tanıştığımızda, gözlerinde gördüğüm o ifadeyi asla unutmayacağım. Duygularımı ve benim için neler ifade etttiğini anlatabilmem çok zor. Adımı söyleyişin, kameralar önünde bir süperstar edasıyla gülüşün ve senin yanında hissettiğim o sevgi...

Bende yarattığın değişikliği asla anlamayacaksın. Tanrı seni kollarına aldı. Bende seni kalbimde taşıyacağım.

İyi uykular küçük dostum.

En iyi arkadaşım.”

Bu hüzünlü vedanın ardından ne söylenebilir ki? Huzur içinde yat Bradley...

Vira grubunun sezon açılışında açmış olduğu pankartta yazdığı gibi, direnenlerin umuduydu Trabzonspor. Yıllar önce Karadeniz Teknik Üniversitesi çocuk onkolojisi bölümünü arkadaşlarımla ziyaret ettiğimizde Trabzonsporlu futbolcuların imzaladıkları formaları hediye etmiştik orada tedavi gören çocuklara - daha dün gibi hatırlarım hepsinin gözlerindeki pırıltıyı. Hepsi yaşamla ölüm arasında bir mücadele içerisindeydiler ve Trabzonspor bir nebze de olsa yaşama dair direnişlerine destek oluyordu.

Bana o çocukları ziyaret ettiğimiz günleri tekrar hatırlatan bir olay yaşandı kısa süre önce, gururluydum, çünkü değerlerimden biri olan Trabzonspor güzel bir çalışmaya imza atmıştı. Transfer döneminde takıma katılan Juraj Kucka’nın imza töreninde lösemi hastası Merve ve ailesi Trabzonspor tarafından ağırlandı. Kuckayla beraber sahaya çıkan Merve’ye Kucka’nın öyle içten bir sarılması vardı ki, Nazım Hikmet Ran’ın sözleri geldi aklıma: “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” Aslında sözün bittiği yerdi o sarılış, yanındayız demenin en güzel haliydi.

İnsanları hayata bağlayan değerler var, özellikle çocukların o masum duyguları ve en ufak jestte bile mutlu olabilmeleri, gözlerinin içinin gülmesi paha biçilemez. Aldığımız nefesten, attığımız adıma kadar her hareketimiz bu dünyada bir iz bırakır, tıpkı kelebeklerin kanat çırpışında ortaya çıkan fırtınalar gibi, bizler de büyük etkilerin küçük parçalarıyız.Trabzonspor imza töreninde yeniden bir direnişe umut olmuştu. Belki küçük bir adımdı ama inanıyorum ki gelecekte büyük etkileri olacaktı.

Direnmeye devam çocuklar, karanlıklara, hastalıklara, savaşlara ve tüm haksızlıklara inat...

 

2 Ağustos günü Trabzonspor’umuz 50. yılını kutlarken, 2017 senesi için bir şeyler karalama fikri, yerinde şahit olma fırsatı yakalamış olmam ve geçen sezonun da en güzel maçı olması hasebiyle Trabzonspor- Beşiktaş maçını aklıma getirdi.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3  4  5  6  7  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 8