18 Kasım 2016 Cuma günü Türk futbolunu yakından ilgilendirecek bir duruşmaya sahne olacak CAS.

Trabzonspor 2 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla 49. yılını kutladı. Geçen süre zarfında 1'i gasp edilmiş olmak üzere 25'in üzerinde kupa kaldırdı. Sayı belki iyi gibi görünebilir ama son 20 yılda sadece bir elin parmakları kadar bu sevinci yaşayabildiğimizi düşününce; ortada kısa dönemde elde edilen ciddi başarı ve uzun dönemde geçmişini arayan "bozuk psikolojili" bir kulüp yapısı görmüş oluruz

2004 yılının Eylül ayında Konya’nın ücra ve merkeze uzak bir ilçesi olan Hüyük’ün İmrenler Kasabası’nda göreve başlamıştım. Bu yolculuk bundan sonraki yaşantımın tamamen değişeceği anlamını taşıyordu. İlçe küçük, kasaba daha da küçüktü. Ankara’dan sonra geldiğim ve yaşamaya çalıştığım bu yeni yerde yapabileceklerim de oldukça kısıtlıydı. Köy kahvesinin üzerinde iki odalı şirin bir ev tutmuştum ki, sonraları bu kararın ne kadar muhteşem bir karar olduğuna tanık olacaktım. 

4 Nisan 1976 gününün öğle sonrası, saat 17:00 civarları… İstanbul’un varoş semtlerinin birinde bir nalbur dükkanının yazıhanesinde, masa başında duran eski, büyükçe ve sürekli hışırtılı ses çıkaran bir radyo…Ve radyonun başında, kovandaki arılar misali öbekleşmiş çeşitli yaş gruplarından 6-7 kişi… Radyodaki spiker, daha sonraları Türk futbol tarihini baştan sona yeniden yazacak olan efsanenin doğuşunu, birazdan nakledeceğinin farkında değil belki ama oradaki 6-7 kişi aslında tam da o ana şahitlik etmenin beklentisi içindeler… Nitekim yazıhanede, spikerin hışırtılı sesinden başka, adeta gümleyerek atan kalplerinin sesi duyuluyordu sadece…

20.02.2014

Juventus Turin – Trabzonspor 2:0

Europa League, Juventus Stadium, 35.500 seyirci (~ 1500 misafir)

Georg Friedrich Händel'in “Zadok The Priest”'ının hızlandırılıp, yeniden düzenlenmiş altyapısı üzerine görkemli bir melodi eklenmesiyle elde edilmiş olan Tony Britten eseri “The Champions League Them Song” orta yuvarlakta salınan Şampiyonlar Ligi armasıyla arz-ı endam ettiğinde bu kez sahada bordo mavili futbolcular vardı. Ve ilk kez… Yıllar sonra ilk kez… Gurur, coşku ve heyecanı müjdeleyen bu tablo karşısında her Trabzonsporlunun biraz lal kaldığını tahmin etmek hiç zor olmasa gerek. Üstelik futbolun tatlı tesadüflerinin bu maçın büyük ve özel anlamlarına yeni ve hoş kokulu anlamlar yüklediği gerçeği de yanı başımızda dururken. Şike ve teşvik gibi, belki de futbolun en çirkin yüzünün türlü oyunlarıyla, hak edilmiş ünvanları ellerinden alınan iki takımın mücadelesiydi aynı zamanda bu maç. Temizlerin Ligi nişanesi bir maç. Yine bir 14 Eylül günü ve tam 28 yıl öncenin rövanşı bir maç aynı zamanda da. Tarih yapraklarının simetrisinin bezediği bir Deja Vu…

Bu sorunun tam ve doğru cevabını bulabilmek için 2009-2010 sezonunun sonuna gitmek gerekmekte.

2009-2010 sezonunun son haftasına Bursaspor ve Fenerbahçe kora kor bir yarış içerisinde girerler. Bursaspor, Beşiktaş ile Bursa’da, Fenerbahçe ise Türkiye Kupası’nda finalde yenildiği Trabzonspor ile İstanbul’da karşılacaktır. Bazılarına göre sonuç çoktan bellidir (!) Trabzonspor, Fenerbahçe’ye yenilecek, Bursaspor ne yaparsa yapsın kupa sarı lacivertli İstanbul Kulübü’nde kalacaktır. Ama Trabzonspor bütün beklentileri boşa çıkarır ve şampiyon Bursaspor olur. İstanbul şoktadır.

Ülke futbolunun üzerinde kronolojik bir çalışma yapılsa 2 Ağustos 1967 tarihi o çalışmanın en önemli başlıklarından bir tanesini oluşturur. Bu tarih herkesin bildiği gibi futbolumuzun mihenk taşlarından olan Trabzonspor’un kuruluş tarihidir. Bu denli önemli gördüğümüz bir futbol değerinin geçmişten günümüze geçirdiği evreleri bir yazıyla anlatmak imkansızdır ama zihinlerde de unutulmuşları canlandıracağına dair inancım tamdır.

Trabzon, sevdiğim Trabzon!

Nihayet yine geldin, nihayet yine Avrupa’dasın. Bu sefer seni izlemek için yanında olacağım.

Trabzonspor’un  bir sürü maçta mücadele etmesi gerekiyordu grup aşamasına gelebilmek için. 2. eleme turunda İrlanda’nın Derry’sine gitmişti Trabzonspor.  Ben de orada olman için kendime hemen ucuz bir bilet almıştım  ama maalesef bizim çocuklardan hiç biri o kısa zamanda vize almayı başaramamıştı. Ve diğerleri yani  Alman Pasaportlu olanlarda da izin sorunları vardı.

1975-1976 sezonunda statükoyu yıkıp şampiyon olan Karadeniz Fırtınası bir sonraki sezona yine şampiyonluk parolasıyla giriyordu. Aynı zamanda ülkesini bir numaralı kupa, o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası’nda temsil edecekti bu küçük şehrin yürekli çocukları… 

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 3