Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

80’li yıllar başları. Anadolu’da futbola gönül vermiş insanlar ve o insanların türlü çabalarla ayakta tutmaya çalıştığı bir kulüp; Esnafspor.  Halkın büyük bir saygı duyduğu teknik direktör Hacı, Kaleci Torba Suat, yıldız transfer Serkan, Fransız eğitimli yardımcı hoca De Gaulle, fedakar başkan Hamdi’nin hikayesi. Hikaye dar alanda kısa paslarla anlatılırken, filmin sonunda ters bir uzak pas ile gole gidiyor “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar”.

Serdar Akar’ın yönettiği Savaş Dinçel, Erkan Can, Müjde Ar gibi büyük yıldızları bir araya getiren film, Türk futbol kültürü ile de bazen eğlendirerek, bazen hüzünlendirerek söyleyeceğini söylüyor. Deplasman otobüsü için “taşsavar”ın icadı, profesyonelliğin futbola girişi, yabancı transfer konuşmalarının futbolun alt tarafına sirayeti…

2000 yılı yapımı bu film, Türk sinemasında, futbol sahasına inmiş filmlerin başında geliyor. Daha öncesinde ve daha sonrasında içinde futbol geçen Türk filmlerine çok rastlansa da, “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” toprak sahanın içinden geçen bir film özgünlüğü kazanıyor. Bu yönüyle özel bir yöne sahip film, toprak sahanın tozlu ve kuru zamanlarını da, yağmurlu ve çamur zamanlarını da iyi anlatarak, çoğumuzun kişisel tarihine de bir burukluk düşürüyor.

 

Filmin odak noktasında, yaşama tutunabilmek için futbola tutunmuş Hacı’nın hikayesi var. Feleğin sillesinden geçmiş, yaşanacak olan çok şeyi yaşamış, bu yönüyle acılı bir geçmişin yaşanmışlığı hissini veren Hacı Hoca, futbol takımını ayakta tutabilmek için tek bir şeye ihtiyaç duyuyor. “Anlatmaya ve bir bütün oluşturmaya”. Takım ruhunun önemini bu kez televizyonlarda konuşan, entelektüel kılıklılar değil de, toprak sahalarda başarmaya çalışan bir hocadan dinliyorsunuz.

Film tam da bu noktaya geldiğinde beni en çok etkileyen sahne yeniden gözümün önünde canlanıyor. Hacı Hoca senelerdir herkesten sakladığı mide kanserinin son deminde hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Takım, hocasını ziyaret eder ve şampiyonluk yolundaki maç öncesi galibiyet sözü verir. 90 dakika tamamlandığında ise takım yenilir ve şampiyonluk yolunda büyük bir yara alır. Ama asıl mesele bu yenilgiyi, hayatını takıma adamış, şimdi bir hastane odasında ölümü bekleyen Hacı Hoca’ya nasıl anlatacaklardır? Ölümden önce şampiyonluk müjdesini beklemektedir çünkü. Telefona sarılır başkan hemen, arkasında futbolcular. Sanki kazanmışlar gibi marşlar söylemeye ve eğlenmeye başlarlar. Bu arada coşku ve gürültüye fena halde şaşıran rakip takımın galip kaptanı yanındakine şu soruyu sorar. “Maçı biz mi kaybettik?”.  Çoşku, eğlence ve gürültüyle eğlenmektedir Esnafspor’un futbolcuları ve bu gürültü arasında Hacı Hoca’ya kazandıklarının müjdesini verirler(!). Şampiyonluk beklentisi yerine gelen Hacı Hoca, telefonun başında hayata gözlerini yumar.

 

O zaman bir kez daha anlarız ki, futbolun amacı mutlu olmaktır. Kendin için, arkadaşın için, takım için…

 

"Suat: Hayat fena halde futbola benzer, futbol şahsi beceri gerektirir… Ama aynı zamanda da toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadığı bir oyundur.  Hayatta böyle değil mi?

Çocuklar: Evet...
Suat: Aferin.İstediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa havagazı, mantarlarsın. Hayat futbola fena halde benzer.  Neymiş?
Çocuklar: Hayat futbola fena halde benzer
Suat: 4 doğru pas %90 goldür. Neymiş?
Çocuklar: 4 doğru pas %90 goldür...
Suat: Aferin. Çok güzel. Evet. Koşmaya devam ediyoruz..."

 

 

 

 

Yorum Ekle