The Damned United

The Damned United

BBC yapımlarını ilginç bulmuşumdur. Klasik Hollywood filmlerinden farklı bir anlatıma sahiptirler. Daha samimi gelirler bana. The Damned United da BBC Films'ten çıkmış bir yapım. Futbol tarihinin en ilginç menejerlerinden Brian Clough'ın Leeds United'daki 44 günlük macerasını ve flashbacklerle Derby County'deki ciddi başarısını anlatıyor.

Filmin yönetmenliğini Tom Hooper üstleniyor. The Damned United onun için de bir dönüm noktası oldu. Bu filmin başarısından sonra The King's Speech gibi Oscar'lık bir film çekti. Hugh Jackman'li Les miserables'ı da şu aralar gösterimde.
The Queen ve Frost/Nixon gibi üst düzey filmler yazan Peter Morgan, filmi The Damned Utd isimli romandan uyarladı. David Peace'in romanı "gerçeklere dayanan bir kurgu".
Brian Clough'ı biraz yakından tanıyalım isterseniz.

Clough, bir yıllık başarılı sayılabilecek bir Hartlepool United kariyerinden sonra kovuldu ve Derby County'nin başına geçti. Derby'yi 2. ligden 1. lige çıkardı ve hatta şampiyon yaptı ve Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynattı. Derby'de kaldığı 6 yıl boyunca sürekli provokatif hareketleriyle gündeme geldi. Dönemin güçlü ekiplerinden Leeds United'ı çirkin futbol oynamakla suçladı, Manchester United'ı yendikten sonra Matt Busby'ye zafer işareti yaptı ve yönetimin kesin talimatlarına rağmen yönetimden habersiz astronomik transferler yapmaya çalıştı. Tabi tüm bunlar suyunu yavaş yavaş ısındırdı ve sonunda istifaya zorlandı.

Derby'de sonra Brighton & Hove Albion'la anlaştı. Bir yıldan kısa bir süre kaldığı kulüpte başarılı olamadı. Leeds United'dan Don Revie'nin boşalan koltuğuna oturma teklifi alınca da görevinden ayrıldı ve Leeds'e gitti.

Leeds United'da tükürdüğünü yalamadı. Çıktığı ilk antrenmanda, Derby County döneminde Leeds hakkındaki sarfettiği sözleri tekrarladı.

 


Kazandığınız tüm kupaları ve madalyaları çöpe atabilirsiniz. Çünkü hiçbirini adilce kazanmadınız

 


Futbolcuların nefretini üzerine çekti ve 44 günlük başarısız bir serüvenden sonra kovuldu.

Yazının gerisi spoiler içerebilir. Ama zaten konusu önceden belli olan bir film. Okusan da pek bir şey olmaz.

Film bu olayları biraz daha farklı bir şekilde aktarıyor. Dramatik sebeplerden dolayı Derby kariyeri daha başarılı mesela. Ya da Brighton & Hove Albion'daki 1 yılı atlanıyor. Clough sözleşme imzalıyor ve daha antrenmana çıkmadan Leeds'le anlaşıyor. Bu değişiklikleri yadırgamamak lazım çünkü hem bazıları dramatik açıdan gerekli, hem de filmin gerçeğe sadık kalmak gibi bir amacı yok. Amaç romanı uyarlamak, gerçeği değil.

İlginç bulduğum nokta Clough'ın motivasyon kaynağı. Çünkü - en azından filmin anlattığına göre - Clough'ın kariyerindeki dönüm noktası, Derby - Leeds kupa maçı. Don Revie, maçta Clough'ı farketmiyor ve sadece onun yardımcısıyla selamlaşıyor. Maçtan sonra da beklemeden Leeds'e dönüyor. Oysa Clough, İngiltere'nin en popüler menejeri olan Don Revie'yi heyecanla beklemiş, maç sonrası için çalışma odasında en iyi viskisini hazırlamıştı.

Revie'nin davranışından sonra ona büyük bir nefret geliştiriyor. Derby'yi bu kadar başarılı yapmasının ardında da Revie'den daha iyi olduğunu kanıtlama gayesi yatıyor. Brian Clough, Revie'nin yaptıklarına yaşadığı nefretle inanılmaz derecede başarılı oluyor. Ama Revie, Clough'ın motivasyon kaynağını öğrendiğine "çocuk musun la sen" tadında bir tutum sergileyerek Clough'ı ezik durumuna düşürüyor.

Clough'ın Leeds United dönemiyse, futbolcular tarafından sevilmeyen bir hocanın işinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Clough'ın antrenmanlarda futbolculara ve futbolcuların çok sevdiği eski antrönörleri Don Revie'ye yaptığı ithamlar, takımın kendisine karşı cephe almasına yol açıyor. Böyle bir durumda bir menejerin ne kadar şansı olabilir?

Bir de Mourinho'ya değinmek lazım. Mourinho'nun bence en büyük numarası, kendini ön plana çıkarması. Kendini o kadar ön plana çıkarıyor ki, başarıda da, başarısızlıkta da bir numaralı sorumlu kendisi oluyor. Bu sayede futbolcular futbollarına odaklanabiliyor. Mourinho'nun ön plana çıkmak için çok ilginç açıklamaları olabiliyor. Ben Mou'un kişiliğinin böyle olduğunu düşünmüyorum açıkçası. "En iyisi ben değilim belki ama daha iyisi de yok" tarzındaki kendini beğenmiş açıklamalarının planlı olduğunu düşünüyorum. Ya da Inter'le Barcelona'yı eledikten sonra Camp Nou tribünlerine yaptığı el kol hareketleri de Brian Clough'ın Matt Busby'ye yaptığı zafer işaretini andırıyor. Açıkçası Mourinho'nun Brian Clough'u okuduğunu, ondan etkilenerek kendi stilini oluşturduğunu düşünüyorum.

 

Yorum Ekle