Sıcak Gündem (236)

Futbol, tıpkı hayat gibidir, sadece ondan biraz daha heyecanlı. “ diye ifade ediyor futbolu, delişmen Arjantinli César Luis Menotti. Futbol evrenin tüm yüzeyine nüfuz edebilecek kadar yoğun bir disiplin.

Zigana’yı aşmak için Hamsiköy’de konaklanan zamanlardı.. Geçilmez (Giresun – Espiye arasında bir yer) henüz geçilmemiş, Vona’da, Uzunsaçlı’nın yerinde semaverde çay içmek keyfiyete bağlı değil mecburi istikametin zorunluluğuyken birkaç kendini bilmez Kuzeyli (!) bordo atlastan yelkenlerini şimal rüzgarı doldurmuş mavi patiskaları pupa yelken yırtmaya başlamışlardı.. Anadolu gri-lacivert umudunu, özlemini, hayalini, yoksulluğunu, garibanlığını onlara yük etmişti. Yükleri ağır, emanetleri kıymetliydi.. Onlar da en az Arhavili İsmail kadar kavgalarına ve emanetlerine sadıktılar… Bir Yusuf masalının başkahramanlarıydılar.

Altı üstü futbol diyeceksiniz ama hayat da bir futbol maçı absürtlüğünde değil mi zaten? Başlıyor ve bitişini beklemekle geçmiyor mu zaman? Yoksa kaç yunus görmüş, kaç deniz gezmiş insanlar ne diye yüklesin umutlarını, sevinçlerini yeşil çimenler üzerinde yuvarlanan içi hava dolu bir kürenin sırtına… İşte o insanlardan biriydi Mustafa Çelik, bordo mavi renklere gönül vermiş, onlarla hayata tutunmuş bir yürek. Şanslıydı, ta en başından tanık olmuştu bu Yusuf masalına.. Ama aradan geçen yıllar onu şampiyonluğa susatmıştı.. Dile kolay çeyrek asırdan fazla zaman geçmişti.. Umutlarını yüklediği bordo mavi renkler zaman zaman yüksek uçsa da, türlü ayak oyunlarıyla sevinci, hasreti defalarca çalınmıştı. Hepsine katlanmıştı, kimsenin bilmediği nice sıkıntısı vardı belki de ama o hiçbirini Eskişehir’de oynanan bir maç kadar dert etmemişti.

Bundan tam beş yıl önce, tam bugün, tam da bu saatte, yine bir otuzuncu hafta maçından sonra, susadığı şampiyonluk gelmeyecek sandığı bir anda, incinen kalbi daha fazla dayanamadı.. Her şeyin üzerini örtebilirler, her şeyi yırtıp atabilirler ama bir gün, bir yere düşülmüş bir not, bir kitap içinde saklanan mektup ya da fotoğraf tek el ateş eder, ahenk bozulur her şey en başa döner.. Bu gün de o anlardan biri Mustafa Amca.. Biz şimdi öfkemizi senin anınla biletiyoruz.. Ve bu kirli düzene attığımız her golü senin hanene yazıyoruz.. Anılar ölümsüzdür Mustafa Amca, sen de!!!

22 Ocak 2014 tarihinde Mahmut Uslu, “Başbakan bize yeniden yargılama için söz verdi” diyerek, yurtdışında bulunan Aziz Yıldırım’ın ülkeye tekrar dönüş nedenini açıkladı. Başbakan, Mahmut Uslu ve Rıdvan Dilmen görüşmelerinin gerçek sebebi de böylece ortaya çıkmış oldu; Aziz Yıldırım’ı Kurtarmak.

Trabzonsporluların milli sporu (!) ne kadar futbolsa o kadar da hüzündür esasında. Onulmaz yaralar açan ve her yarada daha da derinleşen bu sevda, hüznünü yanından da hiç eksik etmez. Bu hüzün zamanlarının zirveleri bulduğu ve hiç unutulmadığı zamanlar vardır ki, 15 Nisan 1992 tarihi de bunlardan birisidir.

Futbolun büyük bir tutku olduğu özellikle de futbolseverler tarafından reddedilemez, yadsınamaz büyük ve çarpıcı bir gerçektir.

Tüm gözler çıkış kapısına kilitlenmişti. Herkes, maçta tribüne gönderilen İmparator (!) Terim’in ne söyleyeceğini merakla bekliyordu. Faryap yaparak geldi kameralar önüne...

Hakan Çalhanoğlu, Hakan Çalhanoğlu’nun babası ve menajeri ile bir sözleşme imzalar Trabzonspor 2011-2012 sezonunda. O dönem henüz kamuoyunda dikkati çekmeyen ve Karsluher’de oynayan genç futbolcuya 100 bin Euro, menajerine de 100 bin Euro ödenir.  Hakan Çalhanoğlu, 2012-2013 sezonundan itibaren Trabzonspor forması giyecektir. Sözleşmeye de bir madde eklenir; Anlaşmadan cayan taraf karşı tarafa 1 Milyon Euro tazminat ödeyecektir.

En evrensel  sevinç nidası nedir? Evrensel bir nida herkeste nasıl farklı karşılık bulur? İşte böyle: “GooooooL!”

Sayfa 9 / 30