Sıcak Gündem (236)

5 Mayıs 1996 şüphesiz tüm Trabzonspor taraftarlarınca travmatik bir tarihin adıdır. Sahada kazanıp sahada kaybetmenin bir utanç olmadığını belki de ülkemizde en iyi bilen taraftar profiline sahip olan Trabzonspor 1996'daki mağlubiyetin bedelini epeyce ağır ödemişti. 

Bu hikaye 2010 yılının Ağustos’unda asfalt yolların tanıklığında ve Türkiye Futbol Ligi’nin son Süper Kupası eşliğinde gerçekleşmiş bir hikayedir. Malumumdur ki, buna benzer hikayeler memleketin bir çok köşesinde daha önce defalarca tekrarlanmıştır. Bizleri harekete geçiren forma aşkına, ne söylesek az sanırım, iyi ki sevmişiz demekten başka.

Sayın Başkan,

Trabzonspor’a derin bir tutku ile bağlı olan Trabzonspor taraftarları olarak son yıllarda, hiç beklemediğimiz şekilde kötü günler yaşadık. Ne Trabzonspor’un tarihine ne Trabzonspor’un derinliğine ne de Trabzonspor’un büyüklüğüne yakışmayacak bir yönetim eliyle Trabzonspor’un gözümüzün önünde yavaş yavaş eriyişini izledik. Ne mutlu bana ki, bu zahmetli ve tahammülü zor süreçte kendi adıma; sözümü hiç sakınmadan, vicdanımın sesini dinleyerek mücadele ettim.

''Ne kadar söz varsa düne ait şimdi yeni şeyler söylemek gerek''

1800’lü yıllar... Sanayi devrimi... Ve sonrası... 18-20 saat fabrikada çalışan insanlar... Çocuklar da var bunların içerisinde. Daha sonrası mı? Akıl almaz bir karmaşa... Buhranlar, dikta rejimleri, savaşlar, devrimler, cumhuriyetler ve günümüz...

Teknoloji geliştikçe ve işin içerisine maddiyat girdikçe dünyada algıladığımız birçok şey doğallığını yitiriyor. Ruhu olduğunu düşündüğümüz şeylerde ne yazık ki artık o ruhtan eser yok.

Tıpkı futbol gibi!

Bozkırın sarı sıcak yazları veya kurşuni kışlarında ama her halükarda taş kesmiş toprakları üzerinde dedemin bakkalında satılan plastik toplarla tanıştım futbol oyunuyla. 

Yaşam tüm insanlara farklı yol hikâyeleri sunar, bizimkisi 2011’de başlayan bir hikâye ve nefes aldığımız sürece de yeni sayfalar eklemeye devam edeceğiz o hikâyeye.

Futbol dünyasında ortada duran kirlilik ile ilgili algılara yerleşen iki büyük düşünce ve mantık hatası var. İlk mantık hatası bu kirliliğin bugüne ait olduğuna dair “zaman yanılgısı”, ikinci mantık hatası ise bu kirliliğin sorumlularının sadece yöneticiler olduğuna dayanan “özne yanılgısı”. Sadece bugüne ait bir kirlilikten söz etmek demek, geçmişin temiz ve namuslu olduğuna şahitlik etmek demektir ki; burada kişisel duyguların mantığın önüne geçmesi anlamına gelir. 

Sayfa 5 / 30