Bayrampaşa Sokaklarından Nou Camp’a

Bir çocuk düşünün; İstanbul sokaklarında çatlak duvarlara topu çarptırarak vakit geçiren, ayağından topu ayırmayan, akşam ezanı okunana kadar onunla ve arkadaşlarıyla birlikte olan. Her çocuk gibi onun da hayalleri vardı. Çok az insan büyüdüğünde hayallerini gerçekleştirir. Bir çocuk var ki büyük futbolcu olma hayalini gerçekleştirdi. Hem de dünyanın en iyi kulübüne transfer olarak kendi gibi hayal kuran çocukların yollarına ışık tuttu. İstenirse neler yapılabileceğini gösterdi. Evet, o çocuk 6 Ocak 2015'te Barcelona ile ilk resmi maçına çıkan Arda Turan.

Arda'nın aklında çocukluktan bu yana futbolculuk yatıyordu. Hatta babası Adnan Turan

"Arda'nın emeklemeye başlamasıyla topun peşinden koşması bir oldu. 5-6 yaşında sokağa çıkıyordu. Şimdi lisenin olduğu yer boş araziydi. 15-16 hatta 20 yaşındaki insanlarla top oynuyordu. Kendinden küçüklerle ya da akranları ile hiç top oynamadı. 10 yaşında Altıntepsi Kulübü'ne geldi, 1,5 sene burada oynadıktan sonra Galatasaray Kulübü'ne seçmelere gitti, kazandı."

diyor. Arda sokakta oyun oynayan son, evde atari ile oyun oynayan ilk jenerasyondan denebilir. Hülya Avşar'a konuk olduğu programda Arda sokaklarla ilgili :

"Sokakta top oynayan çocuk küfür etmeyi öğrenir. Ama anneye küfür etmemesi gerektiğini de öğrenir. Çok ince bir çizgidir sokak. Artık sokaklarda top oynayan çocuklar azaldı, hepsi bilgisayar başında..."

demişti. Haklıydı. Şimdi dışarıda top oynayan, saklambaç, misket, şile oynayan kaç çocuk kaldı? Oyun alanı çevresindeki yaşlı teyzelerin ve amcaların oyunları başka alanda oynamaları için attığı azarları bilenlerden Arda. Bu yazıyı sitelerde büyüyen, evden çıkmayan, zengin çocuğu ve hep parayla kulüplerde oynayan birinin transferi olsa yazmazdık. Arda Turan'ın bu kadar sevilmesinin ve konuşulmasının sebebi; sokaklarda oynayarak büyümesi, büyüklerine saygı-küçüklerine sevgiyi ihmal etmemesi, vefalı olması, kısacası "bizden, içimizden biri" derler ya öyle olduğu içindir.

 

 

Sokaklarda top peşinde koşturan o çocuk önce, oynadığı amatör kulüpten Galatasaray’a gitti. Gençti ve Manisaspor’a kiralandı. Kiralık oynadığı dönemde futbolu bırakmayı bile düşünecek kadar olaylar yaşayan Arda’yı, babası ve yakın çevresi ikna etti. O genç adam tekrar Galatasaray’a döndüğünde artık herkesin dikkatini çeken biri olmuştu. Öyle olmasa Galatasaray gibi büyük bir takımda sonraki sezonlarda 10 numaralı formayı giyip kaptan olarak sahaya çıkamazdı. Belli bir süre sonra Arda Süper Lig’e fazla gelmeye başlamıştı. Türkiye’de dursa hem spor hem de magazin basını Arda’ya rahat vermeyecekti. İspanya’ya gitti.

 

 

Hem de Barcelona ve Real Madrid ile beraber zirve yarışında olan Atletico Madrid’e transfer oldu. Kamuoyunun büyük çoğunluğu orada başarısız olacağını ve kısa bir süre sonra Türkiye’ye döneceğini düşünse de Arda her gün daha iyiye gitti. O kadar iyiye gitti ki takımda 10 numaralı forma ile oynadı. Falcao ve Diego Costa’nın gidişinden sonra sorumluluğu iyice arttı. Arda hep üstüne koyarak ilerledi ve daha büyük takımların radarına girmeye başladı. Barcelona’dan önce Paris Saint Germain, Chelsea, Manchester United gibi takımlarla anıldı ama Arda öyle bir takıma transfer oldu ki bu takımların o kadar değeri yoktu. Arda Barcelona’ya transfer oldu. Hem de Barcelona 6 aylık transfer yasağı olmasına rağmen Arda’yı 6 ay da olsa bekletmeyi bile göze alarak transfer etti. Arda bu 6 ay Barcelona ile hiçbir maça çıkamasa da idmanlara çıktı. Milli takım açısından da Fatih Terim maç oynamayan Arda’ya şans verdi ve “Koca Kafa” Türkiye Milli Takımı’na da önderlik ederek büyük katkı sağladı.

Daha önce birçok Türk ya da Türk kökenli oyuncu büyük takımlara gitti ama Arda neden çok konuşuluyor? Mesut Özil, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, İlkay Gündoğan gibi isimler var ama onlar Almanya’da doğup yetişen isimler. Arda tamamen bu topraklardan, taşlarla kale direklerinin belirlendiği sokaklardaki sahalardan, Bayrampaşa’nın amatör Altıntepsi Kulübü’nden, tamamen içimizden biri de ondan. O kadar başarı ve paraya rağmen hala öyle de ondan.  Arda’nın Barcelona’ya gitmesi ve orada oynaması sadece sevinç ve gurur veren bir olay değil. Arda’nın Barcelona’ya gitmesi demek; çok istekli çalışılırsa sokakta top oynayan çocukların, ülke futbolu altyapı olarak zayıf olsa da büyük kulüplere gidilebileceğinin, gece yatakta uykuyu beklerken kurulan hayallerden vazgeçilmemesinin bir göstergesi. Sokakta oynayan kaç çocuk kaldıysa hepsine umut ışığı… Arda Turan artık dünyanın iyi kulübünde. Spikerlerin “El Turco” diye sesleneceği nice maçlara ‘Koca Kafa’.

Son Ekledikleri: Fatih Ünlü