Avni Aker'e Veda | Bölüm 2

Trabzonspor Avni Aker’e veda ediyor. Türk futbol tarihinin görmüş olduğu en büyük şahlanışın mabedi, Hüseyin Avni Aker’in Trabzon’a, Trabzonspor’a ve Türk futboluna hediyesi, şampiyonlukların, zaferlerin, coşkunun, hüznün başkenti Avni Aker’e veda ediyor.

Bundan sonra hangimizin Hüseyin Avni Aker denildiğinde gözleri buğulanmayacak? Kaç tanemiz derinlere dalıp, güzel günlere hasret duymayacak? Bir devir kapanıyor ne yazık ki. Bu yaşanmışlıklar nereye konulacak peki? Hangimizin hafızasından kazınacak Avni Aker?Hüseyin Avni Aker’i sizlere sorduk. Her daim taze kalacak anılarınızı anlattınız bizlere. Okyanusta elbet küçük bir damla bizim bu çabamız lakin tarihe notlarımızı düşürmenin kime ne zararı olur ki? 

 

Furkan Çağrı anlatıyor

 

Sene 2012. Nisanın 1'i. 94lüler YGS'ye girdi o gün. Akşama fener maçı var ama bu maç farklı olacak malum, herkes maçı bekliyor .Neden hatırlamıyorum ama maratona biletim var birkaç tane. Aslında kale arkasında olmamız lazım ve bunu maç günü fark ediyorum. O gün elimdeki bütün biletleri gişe fiyatına sattım. Bizimkiler kale arkasında tabi onların yanına bilet bulmam lazım. Ziyabey tesislerinin önüne gittim karaborsacılar mesken tutmuş tabi . Maraton 30 liraydı. Yanlış hatırlamıyorsam. kale arkasına bir kombine aldım adamın birinden 40 lira. Bileti de bulduk içimdeki heyecanı size tarif edemem saatler geçmek bilmiyor. Arkadaşlarla buluştuk 4 kişi beraber stada geçeceğiz. Kale arkası turnikelerine geldik. Kombineyi verdim görevli abiye okuttu geçersiz bu dedi. “Abi nasıl olur bi daha dene” dedim. Belki de onlarca kez denedik olmadı. “Bu kart sahte” dediler kabul etmiyor makine. Gözlerim görmez, kulaklarım duymaz oldu. Arkadaşlara “siz girin dedim, ben geleceğim birazdan”. De, nasıl? Öyle bir baktım ki peşlerinden, öyle koydu ki o kapıdan geçememek, belki de hayatımın maçıydı ama giremiyorduk işte.. Elden bir şey gelmiyor gidip bir kahvede izleyecektik maçı ama gitmeye de halim kalmamıştı. 

Giriş kapılarının arasına oturdum ve utanmadan çekinmeden, içeri girenlerin garip bakışlarına rağmen hüngür hüngür ağlamaya başladım Hiçbir şey umurumda değildi. Ne olabilirdi ki daha? Olabilecek her şey oldu zaten. Zırlaya zırlaya ağlıyorum 5 dakika geçti hala ağlıyorum; bir polis abi geldi komiser falandı herhalde. “Niye ağlıyorsun?” dedi. Böyle böyle dedim abi durum bu ama gözlerinde umudu gördüm yardım edecekti yani hissettim; sildim gözyaşlarımı kalktım ayağa” Abi yardım et” dedim. “Ulan şu karaborsan bilet alınır mı?” dedi ne yaptın sen ya. “Abi maça da mı gelmeyelim bilet kalmadı gişede” “Tamam” dedi gel gel. Turnikeye geldik görevliyle tartışıyorlar o diyor ki “alacaksın” görevli diyor ki “alamam abi kameradan izliyorlar” Polis işi gücü bıraktı bekliyoruz beraber gişede içeri sokacak beni. En sonunda bir şekilde birisiyle beraber soktu beni içeri o turnikeden girdim, sanki yıllardır hapisteydim de özgürlüğüme kavuşmuşum gibi hissettim. Sağa sola koşuyorum, güvenliklere falan sarılıyorum. Koşa koşa çıktım merdivenden. Stadın ışıkları vurduğu anda yüzüme o taraftarı gördüğüm andaki heyecanı şu an hala yaşıyorum

Merve Çat anlatıyor

Avni Aker benim evim. Yüreğime sığmayan bordo mavi sevdamın yaşam bulduğu mabedim. En fedakâr en sevdalı yanım. Maç akşamları evden kaçışlarım, kısıtlı şartlarda biriktirdiğim bilet paralarım, meşale yakma acemiliklerim. Avni Aker benim evim. Her bir köşesinde nice anı biriktirdim, binlerce dost edindim. Hiçbir zaman olmadı ki adımımı attığımda titremedim, tüylerim diken diken olmadı. Avni Aker benim evim. Bir stadyum olmanın çok ötesinde hayatıma anlam katan haklı davam. Ben paranın karşısında emeğin, orantısız gücün karşısında adaletin savaşını verdim tribünlerinde. Pes etmemeyi, haksızlık karşısında susmamayı, statükoya boyun eğmemeyi öğrendim. Ben en çok Avni Aker’deyken hissettim ben olduğumu. En güzel Avni Aker’deyken sevdim Trabzonspor’umu; kırmadan, dökmeden, yıpratmadan. Avni Aker’deyken kardeşlerimle omuz omuza, kimseden çekinmedim, korkmadım. Haykırdım sevdamı, haykırdım 2010-2011 sezon şampiyonu Trabzonspor diye. Avni Aker benim evim. Binlerce mağlubiyet yaşasam da, yıllarca şampiyonluk görmesem de asla terk etmedim, vazgeçmedim. Nice efsanenin yetiştiği, tertemiz onurlu bir tarihin yazıldığı, Anadolu devriminin merkezi Avni Aker’i asla unutmayacağım.

 

Yağız Kadıoğlu anlatıyor

Avni Aker deyince İlk aklıma gelen Bursaspor maçı. Hani şu meşhur 90+6 golü. İyi hatırlıyorum Gökhan topu öperek koymuştu yere. Burnunu silip kafayı büküp bakmıştı kaleye, her şey gözümün önünde şuan. Tabi biz her zamanki gibi kale arkasındaydık. Herkes öylesine kenetlenmişti ki, yanımdaki amcanın şey dediğini hatırlıyorum " Eğer Gökhan bu frikiği gol atmazsa benim adım da Zeki değil. " Tabi ben bu sözleri duydukça daha da gaza geliyordum. Kalede İvankov'un her zaman ki gibi eldivenlerine tükürüp birbirine sürdükten sonra barajı yapmaya çalıştığı da çok net aklımda. Tam o sırada hakem düdüğü çaldı ve Gökhan topa vurduğunda hepimizin gözleri fal taşı gibiydi, yanımdaki Zeki amcaya tutunarak o anı izlediğimi hatırlıyorum. Vuruştan sonra top baraja çarpıp kaleye yönelince biz olduğumuz yerde zıpladık, ağlarla buluşunca da malum, hepimiz bir anda koltukları beşer beşer atlayarak kaleye doğru inmeye başladık. Çıldırdığımızı çok net hatırlıyorum. Ağlayan mı dersiniz tek başına gökyüzüne bakıp goool diye bağıranlar mı dersiniz. Gerçekten inanılmaz bir deneyimdi. O anı hayatım boyunca unutmayacağım.

Diğer anım ise Lille maçı, 1-1 biten hani. O gün Trabzon'da yerimizde duramıyorduk. Kapılar açılmadan 3 saat önce stadın önünde 700 kişi civarında vardık. Yavuz Selim'de gençleri izliyorduk. Lille maçı başladığında herkes tek ses, tüyler diken diken. Sow’un golü gelmişti; imkansız bir noktadan atmıştı. 1-0 gerideydik ama kimsede bir  an olsun ümitsizlik görmüyordum. Daha sonra Adrian’ın ortasında futbolcuya çarpan top dışarı çıkmıştı. Biz korner diye beklerken hakem penaltı noktasını göstermişti. O el hareketinden sonra gol olmuş gibi sevinmiştik herkes penaltı diye bağırarak seviniyordu. Colman topun başına geldiğinde biraz tedirgindim çünkü ligde 2 tane kaçırmıştı. Yanımda babam” Atacak bu sefer diyordu”. Colman golü attıktan sonra biz saha ile ilişkimizi kestik. Herkes birbirine sarılıp “Goool” diye bağırıyordu. Ve benim en çok beklediğim an gelmişti 'Gol Anonsu' +Gustaaaaavooo – Colmaaaan. İnanılmazdı inanılmaz...

 

Tayfun Öztürk anlatıyor

23 Ağustos 2010 tarihinin benim için özel bir anlamı var. Yaş 25 ve benim Avni Aker’e ilk gidişim. Şampiyon olduğumuz sezonun 2. Haftası. Trabzonspor-Fenerbahçe maçı. Ben ilk kez renkdaşlar arasında maç izleyeceğim. Almanya’dan memleketim Samsun’a gelmiştim ve otobüs ile Trabzon’a geçiyorum. Tek başıma. Trabzon’a ilk gidişim. Avni Aker’e ilk ayak basışım bu. BMN tarafında, onların o seneki kombine uygulamasından faydalanıp, yerimi alıyorum tribünde. Benim için tarifi hala zor o günün.Yaşamak gerekir. Her atılan gol ile televizyon başında yaşadığım heyecanın mislini Avni Aker’de yaşıyorum. İlk gittiğim o maçta da Fenerbahçe’yi 3-2 yeniyoruz. Orada yeni dostlarla tanışıyor, sezon sonunda her ne kadar resmi olarak verilmese de ilk şampiyonluğu tadıyorum. Trabzon’a gurbetten gelip maç izlemenin avantajları da cabası. Geri dönüş biletimi almak için girdiğim acente otobüs biletimi indirimli vermişti, Almanya’dan geldiğimi ve Trabzon’a ilk kez geldiğimi duyunca. Bir de stadın yakınında bulunan bir eczanede, eczacı ablanın aldığım ilacı ücretsiz vermesi de bir başka güzellikti.