Sıcak Gündem (237)

Kazım Koyuncu...

Küçükken bu ismi duyduğumda aklıma yolculuk gelirdi. Sabaha karşı yola çıkılan yaklaşık 15 saat süren Trabzon yolculukları. Küçüğüz ve arabada sıkılıyoruz her çocuk gibi. Yol çok uzun. Yollar kötü. Babam araba kullanırken müzik dinlemeyi severdi. Zaten pek alternatifi de yoktu. Neyse ki müzik alternatifi de yoktu. Kazım Koyuncu’nun iki üç kasedini dinlerdik tüm yol boyunca. O zamanlardan beri bu şarkılarla büyüdüğüm için birçok şarkısını ezbere bilirdim ve biliyorum. Tonlama ve sözcük şivelerine kadar. "Yol Kahramanı" olmuştu artık benim için nam-ı diğer Kaki.

Belli bir yaşa kadar yolculuklarda kasetlerini dinleyerek daha az sıkılmamızı sağlayan kişiydi benim için. Bugüne ise "Yol Kahramanı", geçmişten kalan tatlı bir anı. Artık daha fazlası benim için. Meğer bu adam da Karadeniz aşığıymış. Sahilyolu’na karşı çıkmış. Meğer bu adam da Trabzonspor’u çok seviyormuş. Statüko karşısında bir güç olarak görüyormuş.

Çok şey isterdim Kazım Abi. Seninle tanışmak, konuşmak. Bir şekilde samimi bir arkadaşlık ilişkimizin olmasını çok isterdim. Çıplak sesinle bir ortam şarkı söylediğini duymak. Horonu pek güzel edemiyorum, öğretmeni isterdim.  En azından bir kez konserine gidebilmeyi çok isterdim. Karadeniz için bir şeyler yapmak isterdim seninle. Trabzonspor’un attığı herhangi bir golde seninle "Gol be gol" diye sevinmeyi çok isterdim.

Hiçbiri olmadı. Olmayacak.

Karadeniz’in doğasını çok severdin diye biliyorum öyle araştırdım. Sahilyolu’na karşı çıkmışsın. O zaman yoktum ama ben de o zamanda olsam karşı çıkardım. Nasıl ayırdılar be abi bizi Karadenizimizden. Koydular betonu önümüze bakın dediler uzaktan, denize.

Sen olsan neler için nasıl uğraşırdın veya uğraşırdık bilmiyorum ama bizden olmadı abi. Sahilyolu’nu koruyamadık ya hani, keşke onla kalsaydı. Yaylalarımız yok oldu. Yeşil Yol geçiriyorlar yaylalarımızdan. Ağaç kesen, orman yok eden ama yeşil yol. Yok yok ciddiyim be abi. Yaylalara ulaşım kolaylaşacak. Köylü istemiyor ama turizm için yol yapıyorlar. Adını Yeşil Yol koydular. Yol beton olacak. Adını kestiği ağaçların, yok ettiği ormanların renginden alıyor. Şaka değil gerçek.

Cerattepe’de olay oldu sen yokken. Maden arıyorlarmış. Paranın doğadan değerli olduğunu düşünüyorlar. Doğayı yok edip karşılığında para kazanacağız. Çok zengin olacağız çok.

HES’ler var bir de. Onlarda derelerimizi özgür aktırmıyor diyecektim ama birçok dere kurudu. Özgürü bırak, akmıyorlar.

Sürmene’de bir yangın çıktı. Nasıl oldu anlamadık. Sen anlar mısın abi? Nemli yerlerde yangın olur mu? Ağaç dikilecek, ormanlarımızı yok ettirmeyiz dedik korkma. Şimdi mi ne durumda? Binalar var abi. Koskoca Karadeniz’de orman mı biter sanki birazını yaktık birileri ev yaptı kendine.

Üzgünüm abi inan üzgünüm. Sevdiğin ne varsa , sevdiğim ne varsa artık eskisi gibi değil. Doğamız katlediliyor. Derelerimiz özgür akmıyor. Çok sevdiğin Trabzonspor var ya statükoya karşı duran. O da gitti haberin olsun. Statüko gibi davranıyor, yönetiliyor. Dozer Cemil ruhunu hikaye olarak dinlerdik, çocuklarımıza masal gibi anlatacağız. 

Her şeye rağmen şarkılar söylediğin dünyada her şeye rağmen şarkılar söyleyeceğiz. Zor ama yapacağız. Sen gibi ben gibi kalbi Karadeniz’le atan bir sürü güzel insan var. Onlarla beraber yaşıyorsun artık. Fikirlerimizde, zihnimizde, kalbimizde

VAR OL!

Joganita için yazan: Ekrem Kılıç

 

Bir çiçekle bahar gelmez derler eskiler. Anadolu’da geçerli olsa da genetik kodlarında belirgin farklılıklar olan bölge insanının tabiatına aykırı bir söylem bu. Karadeniz gibi birden köpürüp kabaran sonra da hiçbir şey olmamış gibi sütliman olan bir yaradılışımız var bizim. Haliyle futbol takımının seyri, futbola bağlı hayatların yaşam kalitesini, ruh halini de doğrudan etkiliyor.

Şükrü Saraçoğlu'na çıkan Galatasaray çaresizliği var sana karşı, 

Sevdiğim her sözüme karşı sanki bana Beşiktaş Çarşı. 

Ligin sonu yaklaştıkça hem küme düşme hattında hem şampiyonluk yarışında hem de Avrupa Kupalarına katılma mücadelesinde gerilim tırmanıyor. Bu gerilim ve mücadele de tribünlere yansıyor. E-bilet ve passolig garabetiyle stadyumlara gitme oranı önemli ölçüde azalsa da, tribünler eski şaşaalı günlerini aratsa da, her ne olursa olsun takımlarını yalnız bırakmayan ve bu garabete katlanan taraftarlar da var.

Devre arasına girilmesiyle birlikte Trabzonspor, ulusal basın ve diğer kulüp taraftarları tarafından çok ciddi anlamda eleştirildi. Eleştiriler Mehmet Ekici transferiyle başladı, Hakan Çalhanoğlu’nun aldığı ceza ile devam etti. Peki, Trabzonspor’un, hakarete varan şekilde eleştirilmesi doğru mu?

Malum yine bir transfer döneminin tam ortasındayız.  Futbol piyasasının en cancanlı dönemleri bu dönemler. Yıllar geçer, takımlar değişir, futbolcular değişir, teknoloji değişir ama transfer dönemlerinde bazıları vardır ki hiç değişmezler. Her daim transfer dönemlerinin yıldızıdırlar. İbretliktirler, seyirliktirler ve yazılmaya değerdirler. Başlayalım

Ülkemizde şampiyonluk adayları takımları tutan taraftarlar genellikle tuttukları takımın ülkede en büyük olduklarını varsayarlar. Tabi bunu yaparken bazı istatistiksel verilerle de bunu desteklerler. Ülke içinde “Kim daha büyük, kim daha küçük” kavgasını verirlerken,  bu takım taraftarlarının ülke dışına çıktıklarında da kavgalarını devam ettirdikleri görülür.

Daha önce Joganita'da “bilimsel araştırmalar” ışığında araştırmaların örnek ve sonuçlarıyla benzetişim kurarak hem futbol hem de Trabzonspor üzerinde yazılar yazmıştım. Milgram Deneyi, Semmelweis olayı gibi bilimsel araştırmalardan bahsediyorum. Ancak biraz sonra anlatacağım olayın bilim dünyasında bir karşılığını bulamadım ve ben bu olaya bir isim koydum ; Hüseyin Çimşir Paradoksu. Artık futbol dünyasından örnek olayları alıp, sosyolojik çıkarımlar yaparım belki de bundan sonra (!)

Sayfa 1 / 30