Röportaj : İvan Ergic - Ruhum Artık Özgür

Ivan Ergiç'ten bahsederken hep “bir futbolcudan daha fazlası” demek geliyor aklıma. Neden “daha fazlası”? Oysa futbol aslında tam da onun durduğu yerden bakıldığında anlamlı; tam da onun gibi futbolcularla bu oyun daha güzel ve daha adil. O yüzden daha fazlası değil, belki de ta kendisi, tam olması gerektiği gibi.

“Futbol ölüm kalım mücadelesinden çok daha fazlasıdır ama asla bir savaş değildir. Bu mücadele gerçekleşirken futbolseverler, futbol yazarlar, futbol yönetenler ve futbol oynayanlar asla insani degerlerini yitirmemelidirler.” demiştik Joganita olarak; Ivan Ergiç de bu mücadelede yer almış ve asla insani değerlerini yitirmemiş bir futbolcu. Adalete, temizliğe, emeğe, mücadeleye inanan, futbolseverlere değer veren bir futbolcunun varlığını görerek; uğruna mücadele ettiğimiz “Temiz Futbol”un aslında ütopik bir kavram olmadığını hatırlatan bir insan.

Bu sebeple onunla röportaj yapmak hem anlamlı, hem umutlandırıcı, hem de keyifliydi futbol adına. Umarım sizler de okurken aynı duyguları hissedersiniz.

-Bursaspor'un ilk şampiyonluğunu yaşaması ve şampiyonlar ligine katıldığında neler hissettin? Şehrin tepkisi nasıldı?

Bursasporla birlikte şampiyon olmak ve şampiyonlar liginde oynamak benim için çok özeldi ve inanıyorum ki tüm Bursaspor için öyleydi. “Avrupa'yı Bursa'ya getirdik”, büyük takımlar ve büyük oyunculara karşı oynadık.Bu her futbolcunun, her taraftarın hayalini kurduğu bir şeydir. Muhteşem futbolculara karşı oynamak, futbolda meydana gelen tüm diğer kirli işleri unutmamı sağlayan bir şey.

-Türkiye ligindeki 3 büyükler olarak adlandırılan kulüplerin (Beşiktaş,Fenerbahçe, Galatasaray), ligi ve futbol medyasını domine ettiğini düşünüyor musun? Bursaspor'da oynarken bu konuda neler hissettin? Türkiye'deki taraftarların daha çok üç büyükleri desteklemesi hakkında neler söyleyebilirsin? Diğer ülkelerde durum nasıl?

Tabi ki büyük kulüpler her zaman ligleri domine ediyorlar, sadece Türkiyede değil tüm dünyada böyle ve medyayı da domine etmeleri de çok doğal. En nihayetinde en çok taraftara onlar sahip. Bursaspor ise küçük bir kulüptü ve tarihinde çok fazla başarı bulunmuyordu, ama tam olarak bu sebepten Türkiye ligini kazanmak çok önemli bir şeydi, sadece Bursa için değil tüm Anadolu için.

Bir çok kişinin İstanbul takımlarını tutması, Türkiyenin çok merkezi yönetilmesinden kaynaklanıyor. Merkeze odaklı bir kimliği olmayan ülkelerde, bölgesel milliyetçilik daha fazla oluyor ve bölgesel takımları daha çok destekliyorlar.

-"Juventus, yolsuzluk nedeniyle ikinci lige düşürüldü. Bu beni şaşırtmadı. Bunu öngörmek mümkündü. Futbolun kirli tarafının, o dönemde hastalanmama yol açan nedenlerden biri olabileceğini düşünüyorum." demiştin başka bir röportajında. Futbolda şike konusunda neler düşünüyorsun?

Evet, büyük kulüplerde büyük sahtekarlıklar ve manipülasyonlar oluyor; nerede daha çok para var orada daha çok yozlaşma var. Şike konusunda da bu böyle, futbol çok para getiren dev bir endüstri ve yasadışı yollarla bu işten çıkar sağlamaya çalışan çok fazla insan var, bütün dünyada gerçekleşen bir şey.

-Bu sürecin nasıl sonlanacağını düşünüyorsun? UEFA'nın ceza vereceğini düşünüyor musun? Eğer vermeyecekse sence futbolseverlerin fair-play'a olan inançları nasıl etkilenecektir? Şikeye göz yuman bir kuruma ne kadar güvenilebilir?

Nasıl sonuçlanır bilmiyorum ama görüyorum ki Türkiyede bir çok kişi kararın siyasi olarak yönlendirildiğini düşünüyor. UEFA ve FIFA gibi diğer kuruluşların da kendi sistemlerinde yeterince yozlaşmalar bulunmakta, bu yüzden ahlaki bir örnek ve arabulucu olabileceklerinden emin değilim. Bu ayrıca devletin yasal sistemi ve adalet anlayışıyla da ilgili bir sorun. Ne yazık ki futbolseverler fair-play'den mahrum kalıyor, çünkü fair-play mevcut değil. Ve futbolseverlerin bir kısmının ise fair-play, adalet umrunda bile değil,; çok taraflı bakıyorlar, kendi takımları kazandığı sürece bunun neye mal olduğu önemli değil onlar için.

-Eğer oynadığın herhangi bir kulüpte mesela Bursaspor'da böyle bir şike skandalı yaşansa ne hissederdin?

Öncelikle, eğer oynadığım herhangi bir kulübün böyle bir işin içerisinde olduğunu öğrenseydim kesinlikle kulüpten derhal ayrılırdım. Yürekten inanıyorum ki, Bursaspor asla böyle işler yapmadı. Ama farazi olarak konuşacak olursak eğer bu tarz şeylerin yapıldığı ortaya çıksaydı, madalyamı herkesin önünde yakardım.

-Sırbistan milli takımını yükselen şovenizm yüzünden bıraktığın doğru mu? Futbolda yükselen şovenizm, ırkçılık gibi konular hakkında neler düşünüyorsun?

Sırbistan milli takımını şovenizm yüzünden bırakmadım, ama yine de birkaç futbolcu ve daha çok taraftarlarda bunu hissettim. Bu beni hayal kırıklığına uğratıyor çünkü tarihte Sırbistan hiçbir zaman ırkçı olmamıştır. Milli takımı bırakmama neden olan tamamen farklı sebepler, bunu anlatmam için daha çok alan ve zamana ihtiyacım var.

-Şu an sadece tribünlerde değil aynı zamanda saha içinde de ırkçılığa şahit oluyoruz (Türkiye'de de bu yaşandı) Sen hiç ırkçılığa ya da Marksist fikirlerin yüzünden Türkiye'de ya da başka bir yerde ayrımcılığa maruz kaldın mı?

Ne yazık ki ırkçılık heryerde. Ama bu, sadece stadyumlarla sınırlı olmayan sosyolojik bir problem. Her ülkede Batı Avrupa'da da ırkçılığın büyüdüğünü ve bu ideolojiye sahip partilerin güçlendiğini görebiliyoruz. Felsefem ya da politik görüşümden ötürü saha da asla bu tarz bir problem yaşamadım. Fakat belli tartışmalar ve forumlarda bana ve duruşuma saldırmaya çalışanlar oldu; fakat bu normal çok da kafama takmıyorum.

-Basel'de oynarken psikolojik problemler yaşadın. Robert Enke, Sebastian Deisler gibi birçok futbolcu bu hastalığı atlatamadı ama sen 4 aylık klinik tedaviyle iyileştin. O günler için “O günlerde özgür bir ruhum yoktu” diye bir açıklaman vardı. O günleri ve o cümlenin anlamını biraz açıklayabilir misin?

Evet, birkaç ay boyunca bir psikiyatri kliniğinde tedavi gördüm. Profesyonel futbol dünyasında yüzleştiğim bir çok problem ve bu dönemde yaşadığım uzun süreli sakatlığın neden olduğu bir depresyon yaşadım. Özellikle, özümde olmadığım biri gibi davranmak zorunda kaldım; futbol dünyasında gerçekte neler döndüğünü açıkça söylemekten korkuyordum ve bir çok şeyi şeyi kabul edemedim. Bu yüzden “Özgür bir ruha sahip değildim” dedim. Ayrıca iyi kazanan bir gladyatörden başka bir şey olmadığımı da kabul edemedim. Bu aşağı yukarı Deisler'in de söylediği şeyler. Şanslıyım ki, bunların üstesinden daha da güçlenerek geldim ve şu an hiçbir şeyi konuşmaktan korkmuyorum ve kendime karşı dürüst davranıyorum.

-Endüstriyel futbola karşı olan biri olarak görülüyorsun; kendini olabildiğince kapitalist futboldan koruduğunu söylemişsin bir röportajında.Bunu nasıl başardın?

Endüstriyel futbola tamamen karşı olamam çünkü sonuçta ben de bu endüstride oynadım. Fakat, elimden geldiğince farklı davranmaya ve bu endüstrinin kurallarını kabul etmemeye çalıştım. Örneğin, sponsor ve menajerleri hep reddettim ve her zaman taraftara yakın durdum. Bu kadar güçlü bir sisteme karşı savaşmak zor.

-Marksist teoriyi futbola nasıl uyarlarsın? Bir yazında “önce futbol ve futbolcular vardı daha sonra taraftarlar ve en son sistem şekillendi” demişsin. Önce iş, işçi ve emeğin olması gibi. Futbolcular bu sistemin işçileri ama işçilerle karşılaştırınca daha çok kazanıyorlar. Buna rağmen sömürüldükleri noktalar var mı? Örneğin “Futbolcuları insan olarak değil, pazarlama ürünü olarak gösteriyorlar” demiştin. Bu sömürüye bir örnek olabilir mi? Ne düşünüyorsun?

Tabi ki bizler sadece emekçi ve beşeri sermayeyiz, ve tek fark dediğin gibi bize daha çok para ödenmesi. Ama özünde sömürü yine aynı şekilde. Bu, siyasi sistemin bir parçası; sporcuların, pop şarkıcıların, aktörlerin çok fazla para kazanması. Ve bizim asla sistemi eleştirmeye hakkımız yoktur çünkü biz de sistemin bir parçasıyızdır; medyanın en çok ilgisini çeken de bizizdir ironik olarak. Ayrıca halktan insanlar, işçiler tüm hüsranlarını çok kazanan futbolculara yöneltirler; bu sayede milyarderler, politikacılar, bankerler vs gibi asıl gücü ve parayı elinde bulunduranlar hücuma uğramaktan kurtulmuş olurlar. Bu klasik bir siyasi mekanizmadır.

Futbolu bıraktın, neler yapıyorsun, neler ile ilgileniyorsun? Futbol dünyasında olacak mısın yoksa daha çok sosyoloji,siyaset gibi başka alanlarla mı ilgileneceksin?

Evet, sürekli değişik alanlarla ilgilenmeye, aktif kalmaya çalıyorum. Çok fazla yazıyorum; ve bir çok gazetede ve dergide köşelerim var. Ayrıca Birkaç Türk gazetesinden de teklifler aldım ve yazmayı planlıyorum. Eylül sonunda bir şiir kitabı çıkaracağım, ilk kitabım. Yakın zamanda da blog ya da homepage açmayı düşünüyorum.

-Son soru Trabzonspor taraftarı için çok önemli ve özel bir yeri olan Kazım Koyuncu ile ilgili. Daha önce Kazım Koyuncu'nun hayat hikayesini acıklı bulduğunu ve şarkılarını sevdiğini söylemişsin. En çok hangi şarkısını seviyorsun?

Bir arkadaşım Kazım Koyuncu'nun albümünü vermişti bana. En çok “Gidiyorum” şarkısını sevdim. Çünkü hikayesi olan şarkıları çok severim.

Son Ekledikleri: Dilan Gün Serdar