Röportaj: Apolas Lermi

Sözleştiğimiz bir Kadıköy öğleninde özünde yaşayan ve özümüzü yaşatan Apolas Lermi ile yudumlarken çaylarımızı geçmişi geleceğe sürükleyen düğümlerle yöneltiyoruz merak ettiklerimizi.

 

Geleceğe kültür ve geçmişimiz adına bayrak taşıma amacı ile etnik bir müzik yapıyorsunuz. Bizlere biraz icra ettiğiniz müziği, zorlukları ve güzellikleri ile beraber anlatabilir misiniz?

    -Benim müziğim yaşadığımız coğrafyanın tarihsel ve kültürel gerçekleri üzerine bireysel bir yorum niteliğindedir. Böyle güzel bir coğrafyanın zengin kültürel yapısında kaybolmak çok güzel. Geçmişten öğrendiklerimi koruyarak ve üzerine kendi ürettiklerimizi koyarak kültürümüzü geleceğe taşımaya çalışıyoruz. Farklılıkların bir zenginlik olduğunu bilmeyen bir topluma tarihten, kültürden, sanattan bahsetmek çeşitli önyargılara neden olabiliyor. Çalışmalarımızı ifade etme alanlarımız engelleniyor. İşimizi yapmak yerine hakkımızdaki iftiraları düzeltmeye çalışıyoruz.

Kazım Koyuncu Lazcaya yeniden hayat verdi. Peki, Apolas Lermi de Rumcaya yeniden hayat verebileceğini düşünüyor mu?

    -Öncelikle şunu söyleyeyim. Karadeniz kültürü tek bir dile, tek bir şehre, tek bir kişiye indirgenecek kadar basit değildir. Birini yüceltirken başkalarının emeğini unutmamalıyız. Müziğin dili duygudur. Dil, bir kişiye değil; bir topluma aittir. Bir dilin yaşaması, o dili konuşan toplumun varlığına bağlıdır. Dolayısıyla Apolas Lermi ya da bir başkası tek başına bir dile hayat veremez. Bu ortak bir kültürel çaba gerektirir. Ben bölgemizin kültürel gerçekleri üzerinden Rumca eserler söylüyorum. Çünkü bu bir sanatçı sorumluluğudur. Benim anadilim Rumca değil. Bu nedenle bu konuda yapabileceklerim sınırlı. Anadili Rumca olan müzisyenlerin korkmadan sorumluluk alması gerekiyor. Etnik dillerde müzik yapmak tabu olmaktan çıkmalıdır.

Bizlere biraz ‘’Kalandar’’ ile, yeni çıkan ‘’Santa’’ albümleriniz ve isimlerinin özelliklerinden bahseder misiniz?

    -Ben yaptığım işlerin kayda değer bir anlamı olsun istiyorum. Çünkü sanatçı olmanın bir diğer sorumluluğu da budur. Kalandar, Trabzon ve çevresinde yılbaşı gününe(13 Ocak), bu günün gecesinde yapılan eğlencelere ve yerel takvimde yılın ilk ayına verilen isimdir. Bu kültüre dikkat çekmek ve yaşatmak için bu ismi seçmiştim.

    Santa ise, Trabzon’un Arsin ve Araklı ilçelerinden yaklaşık 45 km içeride, dağların arasında yer alan bir Rum köyünün eski adıdır. Santa sıradan bir köy değil ve tarihsel olarak önemli bir yer. Geçmişte yaşanan olayların anısına ve bölgenin turizme kazandırılmasına dikkat çekmek için bu ismi seçtim.

Peki, müzik yaşantınızda geleceğe dair idealleriniz nelerdir?

    -Geçmişin tecrübesiyle geleceğe yol almak ve coğrafyamızın tarihsel, kültürel ve müzikal zenginliklerini gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyorum.

 

‘’HAKLI OLANI DEĞİL HAKSIZI KORUYORLAR’’

 

‘’Diren Karadeniz’’ adlı projeniz ile hislerimize melodiler eşliğinde tercüman oldunuz. Son yıllarda yaşanan gelişmelerin ardından Trabzonspor ile ilgili benzer bir çalışmanız var mı?

    -Diren Karadeniz projesi benim Kalandar albümümdeki Seçim Zamanı isimli eser üzerine kurulmuştur. Bu eserin içinde bölgemizin sosyal ve çevresel sorunlarını eleştirel bir dille ifade ettik. Bu projedeki her cümle dolaylı yoldan Trabzonspor’u da anlatıyor zaten. Çünkü bölgenin gerçekleri Trabzonspor’un da gerçekleridir. Mesela ‘haklı olanı değil haksızı koruyorlar’ dedik. Fındık dedik, lahana, çay, hamsi ve dereler dedik. Bunlar Trabzonspor’un bir parçası değil mi?

Sanatçı kimliğinizin yanında sosyal olaylara ne kadar duyarlı olduğunuzu biliyoruz, bu bizi gururlandırıyor. Yok edilen vadilerimiz ve sahillerimiz aynı zamanda yok edilen geçmişimiz, daha doğrusu geleceğimizdir. Topraklarımız ve derelerimizde rant sağlanmak amacıyla HES projesi adı altında gerçekleştirilen katliama ne diyorsunuz?

    -Diren Karadeniz projesiyle ne düşündüğümü sanatçı penceresinden ifade ettim. Elbette bütün bu girişimlerle mücadele etmek gerekiyor. Yukarıda da söyledik; Trabzonspor’a sahip çıkmak derene, fındığına, denizine, alın terine, emeğine sahip çıkmak olmalıdır. Aslında bu her şeyin üzerinde vicdanına sahip çıkmak demektir. Trabzonspor bir vicdan meselesidir.

Peki ya Trabzonspor’un HES yapması…

    -Mum kendi dibine ışık vermiyor. Şöyle bir gerçek var ki; benim de önümdeki en büyük engel hep Trabzonlular oldu. Bu açıdan ben de hep kendi insanımdan gol yedim. Her alandaki Trabzonlu yöneticiler kişisel çıkarları uğruna kendi değerlerini sömürmekten vazgeçmeli. HES yapmamalı. Kendi çocuklarıyla kavga etmemeli. Mahallenin yoksulu ama delikanlısı olarak kalmalı.

Apolas Lermi’ye göre nedir Trabzonspor?

    -Benim için Trabzonspor, bölgemizin değerlerinden bir tanesidir ama hepsi değildir. Mitolojik çağlara dayanan bir bölgenin bütün bu kültürel birikimini sadece Trabzonspor’a indirgemek büyük haksızlık olur. Herkes kendi tanımını yaşamakta özgürdür ancak gerçek sevgi Trabzonspor’a anlam katan o köklü kültürü tanımaktan geçer. Trabzon’un isminin nereden geldiğini bilmeden Trabzonspor fanatizmi yapmak bence samimi değil. Geleneksel müziğini dinlemeyen; HES’lere, şikeye ve adaletsizliğe HAYIR demeyen; kültürel gerçeklerinden haberi olmayan, arkadan vuran, kendi çocuklarıyla kavga eden bir Trabzonspor’u samimi bulmuyorum.

 

TRABZONSPOR MAHALLENİN YOKSUL, YALNIZ VE MERT DELİKANLISIYDI!

 

Nasıl Trabzonsporlu oldunuz veyahut neden Trabzonspor?

    -Özel bir hikayesi yok. Trabzon’da doğdum; kültürümün bir parçası olduğu için Trabzonsporlu oldum. Sonra İstanbul’a göç ettik, çevremde hiç Trabzonsporlu yoktu. Kültürüme sahip çıkarken ona da sahip çıktım. Çünkü o da benim gibi ötekiydi, azınlıktı. Mahallenin yoksul, yalnız ve mert delikanlısıydı.

Gerekli görüldüğü zaman ülkenin gündemine saydam olarak düşen futbolun kirlenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

    -Başka spor dalları olmasına rağmen futbolun gerekenden çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Çünkü büyük bir ekonomik pazar var. Kapitalizm kendini futbol üzerinden de devam ettiriyor. Futbol hem onlara para kazandırıyor, hem de futbol aracılıyla insanları uyutuyorlar. İnsanlar futbolu konuşurken onlar halkı soymaya devam ediyor. Bu soygun bazen böyle olayların halka yansımasına neden oluyor.

Apolas Lermi ‘’Korsan albüm şikedir’’ diyor. Emeğe bu kadar değer verirken 2010 yılında yaşanan şike, hak ve emek davası hakkında ne söylemek istersiniz?

    -‘Şikeye hayır’ diyen birçok Trabzonsporlunun albümümü korsan dinlediğini biliyorum. Bu nasıl bir çelişkidir? Elbette emekten, alın terinden, adaletten bahseden herkes bunu hayatın her alanında uygulamalıdır. İşine geldiğinde emeğe, adalete sarılanlar bana göre şike yapanlarla eşittir.

Trabzonspor taraftarı Ocak ayında ‘’Ahparing Hrant’’ sloganı ile yürüdü ve Agos’un önüne atkılar bıraktı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

    -Trabzonspor üzerinden oynanan siyasi oyunları düşünürsek bu davranış bence anlamlı. Çünkü bir insanın ölümü bütün renklerden önemlidir. Bu vicdani sorumluluğu yerine getiren bütün taraftarları tebrik ediyorum.

Türkiye’de size futbolu, futbol ötesi yaşatan takım Trabzonspor. Peki ya yurt dışında?

    -Avrupa’da Barcelona’yı tutuyorum. Birçok açıdan Trabzonspor’a benzetiyorum. Umarım bizim yöneticilerimiz ve taraftarımız bir gün o birlikteliği yakalayabilir.

Şuanki ve geçmiş kadrodan en beğendiğiniz futbolcular kimlerdir?

    -Geçmişte ve şimdi çok değerli futbolcularım oldu. Ben çocukluğumda en çok Hami’yi severdim. Şimdi kalecimiz Onur’u seviyorum.

 

Trabzonspor taraftarının sizden bir marş beklentisi var. Bu beklentiye yanıt verecek misiniz?

    -Apolas Lermi kendi imkanlarıyla, zor koşullarda müzik yapan bir müzisyendir. Trabzonspor yönetimi bize böyle bir teklifte bulunursa ve destek olursa bir marş yapabilirim. Bana ve Trabzonspor’a yakışan bir çalışma yapabilmem için bu gerekiyor.

Taraftarından, yönetim ve futbolcularına kadar Trabzonspor için emek veren bütünün parçalarına buradan nasıl seslenmek istersiniz?

    -Şunu söyleyebilirim; Coğrafyana, tarihine, kültürüne sahip çık. Egonu ve çıkarlarını bir kenara bırak. Kendi çocuklarınla kavga etme. Ezenin karşısında ezilen ol; yalakanın karşısında delikanlı ol; haksızlık karşısında vicdanlı ol. Bilimin ışığında okuyan, öğrenen, öğreten bir insan ol.

Joganita ismi ile yola çıkan bir oluşumumuz var. Sloganımız ise ‘’Temiz futbol, güzel oyun’’. Bizlere bu sloganı bir de siz yorumlayabilir misiniz?

    -Güzel slogan. Alın teri ve emekle eşdeğer. Umarım başarılı olursunuz ve değerlerimize değer katarsınız. Sizlere teşekkür ederim.

 

 

Röportaj: Engin Türkyılmaz

Fotoğraf: Efe Zafer Demiral