Augsburg'un Scoutu Gürkan Karahan'la Türk ve Alman Futbolu Üzerine

Geçen sezon Bundesliga'daki başarılı sonuçlarla dikkatleri üzerine toplayan ve Avrupa Ligi'ne katılmaya hak kazanan FC Augsburg'un scout ekibinden Gürkan Karahan'la scouting ve Türk ve Alman futbolu üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. İyi okumalar.

Gürkan Bey merhaba. Öncelikle kendinizden bahseder misiniz biraz? Gürkan Karahan kimdir? Futbol içerisinde ne gibi görevlerde bulundunuz ve bulunuyorsunuz?

Merhaba. 1981 Almanya doğumluyum. Burada doğan birçok insan gibi ben de lisanslı olarak amatör kulüplerde futbol oynadım. Sakatlıklar dolayısıyla istediğim düzeye yükselemedim, istediğim liglerde oynayamadım ve erken yaşta futbolculuk kariyerimi bitirdim ve antrenörlük lisanslarını yapmaya karar verdim. Sonra bir zamanlar futbolculuk da yaptığım Türkgücü Münih'de dört yıl U19 ve A takımlarını çalıştırdım. O ara lisanslarımı yaparken Bayern Münih'de staj imkanı buldum. Hatta staj süresinden biraz uzun kaldım, Bayern'in efsanelerinden olan Björn Andersen'in yardımcısı oldum U16 takımında. Daha sonra onun ayrılmasıyla ben de Augsburg'dan aldığım teklifi değerlendirdim. Augsburg'da U17 takımını çalıştırdım. O takımla ilk sezonda U17 Bundesliga'sına yükseldik. Üç yıl U17 takımını çalıştırdıktan sonra dönemin menejeri beni kulübün scouting ekibine dahil etti. Şu an hala Augsburg'un scouting ekibinde görevliyim ve aynı zaman futbol akademisinin scouting komite sorumlusu, yani baş-scoutuyum.

Peki scouting dediğiniz şey nedir? Bir scoutun ne gibi görevleri vardır?

Scouting aslında yetenek avcısı demektir. Bizim ana görevimiz de piyasayı takip edip kulübümüzün felsefesine uygun yetenekte futbolcular keşfetmek ve tabir-i caizse onları avlamak. Tabi bunu yaparken takip edilen futbolcunun o anki yeteneklerinden çok, üç-beş yıl, hatta belki on yıl sonraki halini de düşünmek gerekiyor. Hangi yetenekleri gelişime açık, hangi konularda kapasitesinin sınırlarında, vs. Bu konu üzerinde çalışıyoruz. Çok sistemli ve kontrollü bir şekilde çalışmak gerekiyor. Falanca takımda oynayan falanca bir futbolcunun adını duyup onun herhangi bir maçına gitmek yetmiyor. Öncesinde ciddi bir piyasa araştırması var ve futbolcu kulübümüzün felsefesine göre izlenmeden önce belli bir süzgeçten geçiriliyor. Eğer o süzgeçten geçerse izlemeye gidilir ve gerekirse ilk temas için hazırlıklar yapılır.

İzleme süreci nasıl oluyor?

U15 futbolcularını genellikle iki-üç maç izleriz. Burada futbolcunun rakibi önemlidir. Futbolcu güçlü bir rakibe karşı nasıl oynuyor, kendi seviyesinde bir takıma karşı nasıl oynuyor? Tabii bir de zemin ve hava şartları önemli. Çünkü bazen bu şartlarda futbolcunun bazı yönleri daha iyi ortaya çıkar. Mesela en kabasından bahsedeyim, kötü bir sahada ve yağmurlu bir havada futbolcunun top tekniği ve top hakimiyeti daha rahat belli olur. Daha yüksek yaş gruplarında, U17, U19, U23 ve A takımlarda iç veya dış saha maçı da önemli etken. Türkiye'de pek rastlanan bir şey değil ama Almanya'da bu yaş gruplarında ciddi bir izleyici kitlesi olabiliyor. Burada futbolcunun baskıyla nasıl başa çıktığını görebilirsiniz. Bir de bu yaş gruplarında seyahat de önemli bir etken. Bir U13 takımı Almanya içinde en fazla iki-üç saatlik bir yola gider ama U17, U19, U23 takımları zaman zaman beş-altı saat süren seyehatlere çıkabiliyor. Bunu da ekliyoruz tabiki raporumuza. Beş-altı saatlik bir yolculuk sonrası futbolcunun konsantrasyonu ne durumda gibi. Bazen bir futbolcuyu iki-üç yıl takip ettiğimiz dahi oluyor. Çünkü gençlerde sportif ve kişilik gelişimi de çok önemli o yüzden emin olmak gerekiyor.

 

Alman liglerinde başarısız bir takım birden beş-altı yıl içerisinde bambaşka bir hal alabiliyor. Yani 2005 yılında 2. Bundesliga'da düşmemeye oynayan bir takım bugün Bundesliga'da ilk beşi zorlayabiliyor. Bunun kabaca nedenlerini sıralayabilir misin?

Bunda scoutingin önemli bir etkisi var fakat asıl önemli etken altyapı çalışmalarıdır. Çünkü bir kulübün büyük bir bütçesi yoksa elindeki tek dal altyapı. Ve Alman profesyonel futbolunda zaten "Local player" diye bir uygulama var. Yani A takım kadronda en az 3 tane kendi altyapında 3 yıl aralıksız futbol oynamış futbolcu bulundurmalısın. Bu biraz da Alman disiplini dediğim şeyle alakalı. Adam, "en az 3 kişiye para vereceğim zaten, o 3 kişi iyi futbolcular olsun hiç değilse" diye düşünüyor ve o 3 adamı çıkarabilmek için iyi bir altyapı eğitimi veriyor. Bunun meyvesi 3 futbolcudan fazla oluyor zaten genellikle. Bu aşamada scouting de altyapıya dahil görülebilir. Çünkü doğrudan altyapı takımlarına da transferler yapılıyor.

Almanya geçen sene neden Dünya Şampiyonu oldu?

Almanya'nın bu şampiyonluğunun temelleri aslında U milli takımlarda atıldı. Çünkü Almanya'nın genç milli takımları her turnuvada yarı final, final oynuyordu, şampiyon oluyordu, yani her zaman iddialıydı. Alman Milli Takımı 2000 yılında çok başarısız bir Avrupa şampiyonası geçirdi. Ondan sonra ciddi bir çalışma içerisine girdiler ve ciddi bir sistem kurdular. Federasyon bütün profesyonel kulüplere altyapıyla ilgili belli zorunluluklar getirdi. Bunlara uymayanın lisansını iptal edeceğini söyledi. Yani federasyonun şartlarına uymayan kulüp profesyonel liglerde futbol oynayamıyor. Bu kriterlerin uygulanması ve akademilerin sağlıklı işleyişi yine federasyonun görevlendirdiği bir komite tarafından denetleniyor. Bir de Almanya ve aslında tüm profesyonel takımlar bu futbolcuların kişilik gelişimiyle de yakından ilgileniyor. Mesela 17-18 yaşında bir futbolcuya yüksek bir maaş verildiği pek görülemez Almanya'da ki futbolcunun kişiliği önce tam olarak otursun, önemli olanın para değil, futbol olduğunu anlasın. Mesela Bayern'den örnek vereyim, Bayern'in ana sponsorlarından birisi bir otomobil şirketi ve kulübün futbolcularına otomobil veriliyor. Bayern'de yeni profesyonel olmuş bir genç futbolcuya kulüp o şirketin en küçük arabasını veriyor. Kıdem arttıkça araba büyüyor.

Türk futbolunu takip ediyor musun?

Devamlı ediyorum.

Peki en büyük sıkıntılar nelerdir sence?

Tabi dışarıdan konuşmak kolay ama ben yakından takip ettiğimi düşündüğüm için birkaç tespitim var. Bunların ne derece doğru olduğuna da okurlarınız karar versin. En büyük sıkıntı bence kamuoyudur. Mesela altyapının kamuoyundaki önemi çok azdır. Siz hiç bir U15 turnuvasında veya bir U19 maçında 2 bin seyirciye rastladınız mı? Ama Almanya'da siz herhangi bir yerde bir U17 turnuvası düzenleyin, Bayern de U17 takımıyla katılsın, o stad doluyor. Yani bir ilgi var. Diğer ülkelerde bulunan kulüplerin altyapı sorumlularıyla zaman zaman uzun görüşmelerimiz oluyor. Diğer ülkelerin veya kulüplerin hangi konularda Alman modelinden daha ileride olduğunu inceliyoruz. Futbolcuyu kendi akademilerinde eğitiyorlar. Yani gerçekten bir eğitim sistemleri var ve futbolcunun kişiliğine küçük yaştan itibaren kulübün felsefesini ve değer yargılarını işliyorlar. Tabi bu felsefeyle milli takımda da çok daha verimli olabiliyor çünkü işin ciddiyetinin farkında oluyorlar. Türkiye'ye baktığımız zaman işler farklı bir boyut alıyordu. Artık Bursaspor gibi büyük kulüpler Avupa'da yoğunun ilgi çeken gençler çıkarmaya başlıyor, takdir ediyorum bunu ama birkaç yıl öncesine kadar 24-25 yaşındaki futbolcuların adının önüne "genç" lakabı koyuluyordu. Eğer 24 yaşındaki bir futbolcu gençse, hala öğrenecek bir şeyler varsa, o zaman önceden bir şeyleri yanlış yapmışsındır. 24 yaşındaki bir futbolcu genel gelişimini 90% tamamlamış olmalı. O saatten sonra kendine katabileceği tek şey daha fazla tecrübe olmalı. Mesela bugün bakıyoruz, yurtdışında kaç tane futbolcumuz var? Dört-beş tane. Niye? Bunun cevabını düşünmesi gerekiyor Türkiye'deki yetkililerin. Ben futbolumuzda bazı şeyleri değiştirdiğimizde Türkiye'nin dünya genelinde çok daha önemli bir futbol ülkesi olabileceğine inanıyorum. Bir defa Türk insanı futbola yatkındır, ben buna inanıyorum. Almanya'nın profesyonel liglerinde oynayan, burada doğup yetişmiş Türk futbolcu sayısına bakın. Birkaç lig aşağıya inildiğinde o sayı muazzam bir hal alıyor, hatta uzun süre Türk göçmenlerin kurduğu Türkgücü Münih için "Münih'in 3. büyük takımı" deniyordu. Demek ki genlerimizde var bu yetenekler. Doğru eğitimle bu yetenekleri daha başarılı şekilde ortaya çıkarabiliriz.

Alman altyapı modelini Türkiye'ye uyarlarsak verim alabilir miyiz?

Bire bir taklit edersek kesinlikle verim alamayız. Çünkü kültür farkı var, mentalite farkı var, adet farkı var. Bu konularda Almanya'yla ciddi bir farklarımız var. O yüzden ana prensipler doğrultusunda bir uyarlama gerekir. Ana prensiplerini alırsınız, incelikleri kendi kültürüne göre değiştirirsin ve kendi futbol kültürünü oluşturursun. Bir de bu sistemini sürekli geliştirmelisin. Mesela biz sürekli yurtiçi ve yurtdışındaki rakip kulüple tarafından davet ediliyoruz, onların tesislerini gezip fikir alışverişlerinde bulunuyoruz. Biz de diğer kulüplerin yetkililerini davet ediyoruz. Çünkü bu tip geliştirmeleri takip etmiyorsanız yerinizde sayıklamazsınız, geri adım atarsınız.

Türk insanı futbola çok meraklıdır denir sürekli. Siz bunlara katılıyor musunuz? Katılıyorsanız mesela stadlardaki doluluk oranlarını nasıl açıklıyorsunuz?

Şundan eminim ki, Türkiye'deki bazı yasal girişimler sebebiyle büyük bir kitle futbola küstü.

Passolig mi?

Olabilir. Passolig'den önce de vardı tabii ki bu boşluklar. Daha çok bazı takımlar etrafında bir merkezleşme bulunuyor Türkiye'de. Bunun sıkıntısı da var. Bu sıkıntıyı da çalışan bir sistemle çözebilirsiniz. Mesela bir Anadolu kentinde her anlamda kurumsallaşmış, profesyonel çalışan ve sürekli yeni futbolcular yetiştiren bir takım kısa sürede o şehirde bir futbol kültürü kuracaktır.

Peki Türkiye'de yönetim felsefesini beğendiğiniz kulüpler var mı?

Var. Futbolcu yetiştiren, işleyen ve ciddi gelir kaynakları yaratan, bir sistem kurmuş olan kulüplerimiz var. Ben bu konuda UEFA'nın ve FIFA'nın dayatma demeyeyim de, önerilerini çok önemli buluyorum ülkemiz için. Kulüplerimiz UEFA'nın önerdiği çizgiler doğrultusunda şirketleşmeye giderse Türkiye gibi sıkıntılı bir futbol ülkesinde başarı kaçınılmaz olur bence.

Türk futbolu içerisinde profesyonel olarak çalışmak ister misiniz?

Futbolda hiçbir şeye baştan hayır dememek gerekir. Ben futbol konusunda biraz milliyetçi olduğum için Türk kulüplerini devamlı takip etmeye çalışıyorum ve başarılarını da sonuna kadar istiyorum.

Joganita'yı takip ediyor musunuz?

İş tempomdan dolayı, hayatım yollarda geçtiği için internet sitesini çok fazla takip edemiyorum ama yaptıklarınızdan, yapmak istediklerinizden haberdarım, çok da olumlu buluyorum. Derginizin çıkan 4 sayısını da aldım ve severek okudum, hatta bir çok şey öğrendim de. Bu şekilde devam edersiniz umarım. Türk futbolunun daha fazla Joganitalar'a ihtiyacı var.

 

Çok teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.