Röportaj: Mustafa Reşit Akçay

1461 Trabzon Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay ile keyifli ve çok faydalı bir röportaj gerçekleştirdik. Değerli hocamız bizi kulüpteki odasında büyük bir nezaketle karşıladı ve sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Bize göre çok önemli bilgiler edindik hem kendisiyle alakalı hem de Trabzonspor'un geleceği olan 1461 Trabzon takımıyla alakalı.Röportajımızda bazı fotoğraflar sizlere garip gelebilir. Bu fotoğraflar 1461 Trabzon takımının oyuncularının drama çalışmalarında yapmış oldukları resimlerdir. Fotoğrafları bu oyuncuların sığ bir futbol anlayışıyla yetiştirilmediklerini belgelemesi amacıyla yayınlıyoruz. Önemli gördüğümüz bu röportaj için Mustafa Reşit Akçay'a çok teşekkür ediyoruz.

 

Futbol size bir spor organizasyonundan başka anlamlar ifade ediyor mu? Eğer ediyorsa  bu anlamların en olmazsa olmazı sizce nedir ?

Bence futbol tek başına bir eğlence oyunu , vakit geçirici olgu gibi algılanabilir. Yalnız ben  bu potada insan olma ve insanı; yani yaratılmış biri olarak görevleri olduğunu hatırlamak, insan olduğunu hatırlamak yönünde insana bir takım değerler katan, özelliği olan bir ortam olarak da değerlendiriyorum. Şöyle açıklanabilir; rekabet ediyorsunuz, kendi içinizde kendinizi geliştiriyorsunuz. Bu rekabet içerisinde karşınızdakini de geliştiriyorsunuz. Yani siz gelişirken aynı şartlarda, eşit ve adil şartlarda birbirinizi geliştiriyorsunuz. Bu fiziki gelişim olabilir. İrade ve güç; mantık ve zekanın belli bölümlerini geliştiriyorsunuz. Beynin sağ ve sol lobunu geliştiriyorsunuz. Öyle zaman geliyor ki futbol size beynin duygusal bölümünü etkileyen bir ortam yaratıyor ve yine öyle bir zaman geliyor ki matematikle ilgili bölümü kullanıyorsunuz. Topu kaleye vururken sinüs ve kosinüsünü hesap etmeyle ilgili beyninizin sol tarafının gelişmesine yardım ediyor. Artı evrensel bir yanı da var. Öyle bir şey ki futbol, kendi içinde yarattığı sinerji ile bir İngiliz'le ortak bir noktada nasıl buluşabileceğinize dair bir strateji veriyor elinize. Bu briçte de böyle, tavlada da böyle, satrançta da böyle. Ben bir Türküm ve Kasparov ile satranç oynayabilirim. Onun dilini bilmeme gerek yok. Futbolda da böyle bir evrensel yapı var ve onun için çok tutuluyor. Bir de o kadar adil bir yanı var ki futbolun, terazi o kadar kaliteli ki çok zayıf diye tabir ettiğiniz bir takım en üstteki takımı yenebiliyor ve çoğu zamanda size yaratıcılığınızı tetikleyen bir imkan sağlıyor. Çünkü size sahanın içinde rakipleriniz ile hava ile top ile ve bir takım dirençler ile kendinizi ifade etme şansı veriyor. Bazen bir ressam gibi veya bir heykeltıraş gibi oluyorsunuz. Bu hem futbolcular için böyle hem de teknik adamlar için böyledir.

Ajax'ta aldığınız eğitim ile Türkiye’deki futbol eğitiminin karşılaştırılmasını yapar mısınız?

Türkiye kendi şartları içerisinde bir strateji geliştirmiş ama Türkiye’deki alt yapılarda bir felsefe eksikliği var. Yani futbolun evrensel yapısı ile birlikte örtüşen, kendi değerlerimizi de içine alan, kendi kültürümüzü içine alan, kendi yapımızı hem fiziksel hem de ruhsal bakımdan ele alan bir felsefe, bir öğreti geliştirilemedi. Biz taklitçilikle uzun süre uğraştık. Taklit yaparken kendi gerçeklerimizle futbol gerçekleri arasında bir uyum, bir süreç sağlayamadık. Artı 1990’dan sonra (Piontek'ten sonra) antrenör  eğitimine çok fazla değer vererek antrenör eğitimiyle birlikte bir takım değişim yaratıldı. Antrenör eğitimi büyük bir ivme kazandı ancak antrenörlerimizin istihdam edilmesi, kullanımıyla ilgili ve alt yapıyla çalışabilecek alanların oluşturulması bir takım argümanların bir araya getirilmesiyle ilgili çalışmalar geride kaldı. Organizasyonda problem olmaya başladı. Yönetimsel anlamda, hazır futbolcuya yönelen yönetici mantığı, bu alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemedi. Çünkü onlarında kendilerine göre haklı nedenleri var. Mesela; yöneticiler iki yıllık ya da bir yıllık yönetimler olarak geliyorlar. Bu süre içerisinde kendi başarılarını ya da yaptıkları işin başarılı olması yönünde hamleler yapıyorlar. Gelecekle ilgili beş ya da daha uzun vadeli çalışmalar yapmıyorlar. Onlarda kendilerini böyle savunuyor ama birileri bir şeyler için kendini yakmak zorunda. Yani eğer bu ülke bugün varsa bizler bunu 1915'teki Çanakkale’de ölen tıbbiyelilere, üniversiteli mühendislere, köylü Ahmet kardeşime ya da annesinin başına sürdüğü kınayla ölüme gönderdiği Süleyman kardeşime borçluyuz. Öyle değil mi? Bunları hatırlamalıyız. Biliyorsunuz Anadolu’da kına iki yerde kullanılır. Birisi el eline gidecek kızın eline, diğeriyse askere gidecek çocuğun saçına sürülür. Şimdi bu ülkede alt yapı çalışmalarını büyütecek, başına kına sürülecek kişilere ihtiyaç vardır. Birileri bu işi yapmak zorundadır. Kendi felsefemizi, kendi değerlerimizle birlikte örtüşen bir alt yapı felsefesi ile bir doktrini veya bir ekolü yaratmak zorundayız. Dikkat ederseniz futbolumuzda bütün başarılar bölük pörçüktür. Belli dönemlere aittir. Bir çıkış olur sonra beş yıl, on yıl bekleriz. Sonra bir çıkış daha olabilir ama bunları tesadüften arındırabilecek bir materyalimiz var aslında. Nedir o? Genetik olarak Tanrı'nın Türklere vermiş olduğu futbola ve spora yatkın bir yapımız olduğuyla ilgili bir bilgiyi paylaşayım. Şu an Almanya’da yaşayan beş milyon Türk var. Bu beş milyon Türkün Almanya’da çocukları var. 3., 4. yanlış olmasın bekli de 5. kuşağa doğru gidiyor. 1960 yılını ilk Almanya’ya giriş olarak kabul edersek 50 yıl gibi bir süre… Bu kuşaktaki çocuklarımız bugün Almanya’nın futbol milli takımlarının %40'ını oluşturuyor. Bugün Türk milli takımı bünyesinde Almanya’da yetişmiş Türk olarak milli takımımızda oynayan 20'ye yakın oyuncu var. Peki, o halde nasıl oluyor da aynı genetik formatı taşıyan bir ırkın, bir bölümünden yetenekli oyuncu çıkıyor da, bir bölümünde fakat başka bir yerde yaşayanında çıkmıyor. O zaman problem genetik yapımızda, algı düzeyimizde ya da beynimizin sağ ve solunun yeteneklerinde, becerilerinde veya koordinasyonunda değil demek ki sorun eğitimde. O zaman biz 75 milyon kendi bünyemizde yetenek olarak kabul ettiğimiz futbola yatkın veya futbola gönül vermiş çocuklarımızı yeterince günün şartlarına ve modern futbolun ihtiyaçlarına göre hazırlayamıyoruz.

 

 

 

Trabzon şehri tüm Türkiye'de bir futbol şehri olarak anılmaktadır. Gökdeniz Karadeniz'den sonra bu şehrin yüksek potansiyelli bir futbol değeri üretememesinin sebepleri sizce nedir ?

Bu şehirde rekabet yanlış anlaşılıyor. Kıskançlık da öyle. Kıskançlık; yermek, aşağılamak değildir. Her sağlıklı insanda olması gereken bir özelliktir kıskançlık. Ama siz, sizden daha öndekini ya da daha öne geçmesi gerekeni öne geçirmeme nezaketsizliği yaparsanız, onu desteklemezseniz, hiçbir ortamda bir gelişmeye izin vermezseniz, o yerde veya o işte belli bir büyüme belli bir gelişme olmayacaktır. Trabzon şehri kendine münhasır bir yapısı olan, dar alanda birbirine temas eden, birbirini gören, aralarında çok fazla rekabet olan insanlardan oluşmuş bir yapıya sahip. Biz birbirimizin ürettiğini ne sahiplenebiliyoruz ne destekleyebiliyoruz ne de büyütebiliyoruz. Bu yönümüz eksik. Empati yapmak konusunda, duygusal zekamızı kullanmak konusunda, yöre olarak biraz gerideyiz. Çünkü duygusal zekada imece var, işbirliği var, birbirini anlama var ve anlaşılma konusunda samimiyet var. Ama biz yöre olarak ortak akıl üretmek konusunda çok başarılı değiliz. Şöyle söyleyeyim; “Mum dibine ışık vermez.”, “Göz kirpiği görmez.” sanki Trabzon için söylenmiş atasözleridir. Kendi insanının etiyle beslenme alışkanlığı yöremizdeki çok kötü, çok aşağılayıcı bir davranış modelidir.Trabzon halkı genelde zeki ve çalışkanlığıyla bilinir. Bugün gurbete giden Trabzonluların hepsi başarılı olmuştur. Başarsız bir tane gösteremezsiniz. Peki, bu başarısızlığı dışarıda göstermeyen insanlar, nasıl oluyor da Trabzon kenti içinde bazı konularda başarısızlık yaşıyor? Dediğim gibi bu ortak akıl üretmek konusunda geri kalmış olmamızın getirdiği bir sonuçtur. Başarabiliriz ben inanıyorum ama bu sadece bazı fazlalıklarımızı dökmekle alakalı. “Affetmek ve unutmak iyi insanların silahıdır” der Schiller. Bir de birbirimize çok fazla şans vermiyoruz. Bir söz vardır “gül verenin elinde gül kokusu kalır” diye. Bu kadar güzel bir şey olabilir mi? Birine yardım etmek, biriyle işbirliği yapmak, onu geliştirmek, geliştirirken kendinin gelişmesi. Ama dediğim gibi biz rekabeti ve ortak çalışmayı çok yanlış algılıyoruz. Bu kültürün değişmesi gerekir. Potansiyel olarak çok çalışkan bir yapımız var ve pratik zekamız zaman zaman kendimizle alay edecek kadar hoşgörüye de sahip. Bugün Temel fıkralarıyla besleniyoruz. Yemek yemeden onlarla beslenip gıda alıyoruz. Ama yeri geldiğinde birbirimizle ortak bir iş yapamıyoruz. Bunlar birer çelişki, bunları ortadan kaldırmak gerekiyor. Yaratıcılığın törpülenmemesi gerekir. Yaratıcılığı tetikleyen de biat anlayışından uzak durmaktır. Ama Trabzon’da şu anlayış yok edilsin de demiyorum. Büyüğün ve küçüğün birbirini tanıması ortadan kalksın demiyorum. Büyük büyüklüğünü bilecek, küçük küçüklüğünü. Saygıdan bahsediyorum. Saygı ortadan kalkmadan biat ortadan kalkmalı çünkü öbür türlü yaratıcılık ortadan kalkıyor. Bir ortamın gelişmesi, bir şeyin ileri gitmesi için yaratıcılığı önlememek gerekir. Ona özgür bir ortam sağlamak gerekir. Bence bu saygı anlayışı ortadan kaldırmadan, kültürümüzle olan bağımızı koparmadan, biat kültürünü ortadan kaldırıp yaratıcılığı destekleyerek istediğimiz sonuçları elde edebiliriz. O zekamız ve yeteneğimiz var. Buna inanıyorum. İsa’nın Yahuda'ya dediği gibi;  “beni öldürebilirler ama sana sahipler”. Bu bence yaratıcılığı açıklar ve bu karşındaki insanın zekasına saygı duyarak gerçekleşebilir.

1461 Trabzon takımı Trabzonspor'un pilot takımı ve siz de bu takımın teknik direktörüsünüz. Pilot takımlar bağlı oldukları takımlara oyuncu yetiştirmekle görevlidir. Şu anda takımınızda Trabzonspor'da oynayabilecek aşamayı kaydedeceğine inandığınız oyuncu veya oyuncular var mı ?

Aday oyuncular var  ama şu anda profesyonel takımımızın sorumluluğunu alabilecek, şu an formasını giyebilecek, sırtlayabilecek oyuncumuz yok. Yalnız bu gelecekte olabileceklerin önünü kapatacak bir ifade değildir. Zira elimizde şu anki bilimsel verilere göre yaptığımız testler ve araştırmalar var. Bunların sonuncunda elimizdeki fiziksel değer kalitesine göre, skalasına göre 8 oyuncumuzun profesyonel takımımızın yükünü çekebilecek bir fiziksel güce, bir fizyolojik yapıya sahip olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bu 8 oyuncumuzu önümüzdeki günlerde Ankara’da özel bir laboratuara göndererek sınırsal değerlilikleri ile ilgili bir ön bilgi alma çabası içindeyiz. Bu bilgileri aldıktan sonra profesyonel takımımızın teknik bölümüne ileride Trabzonspor’da forma giyebilecek oyuncularla ilgili bir liste verebiliriz. Çalışmalarımızın bir bölümü bu yönde gelişmekte. İkinci bir çalışma yönümüzse, takımımızın Bank Asya Ligi'nde olma çalışmasıdır. Bu proje üç yıllık bir projedir. Üç yıl içinde 1461 Trabzon takımının Bank Asya Ligi'nde mücadele edebilecek bir duruma gelmesidir. Neden Banka Asya Ligi'ne çıkmasını bu kadar çok istemekteyiz? Onun da şu gerçekleri var.

1-) Trabzonspor’un kendine yararlı olabilecek oyuncularla ilgili transfer politikasına katkı yapmak.

2-) Ara takım olarak 1461 ile profesyonel takımımız arasında bir başka ligin olması nedeniyle geçişlerin zorluğunu ortadan kaldırmak.

3-) Bank Asya Ligi'ndeki rekabetin Süper Lig rekabetine yakın bir durum arz etmesi, oluşturması.

Profesyonel takımımıza çıkacak oyuncularla ilgili yanılgı payını azaltabilecek bir ortam sağlaması açısından da önemli Bank Asya'da bulunmak. Bunlar bizim 1461 Trabzon'u Banka Asya Ligi'ne çıkarmak için mantıklı gerekçelerimiz.

 

Size Filozof Mustafa denildiğini biliyoruz. Bunun sebebi sizce nedir ?

Ben onu hak ettiğimi düşünmüyorum. Bu  Sokrates’e, Aristo’ya, Platon’a haksızlık olur. Yusuf Has Hacib’e haksızlık olur. Yunus Emre’ye haksızlık olur. Yani dolayısıyla çok sağlıklı bir ifade değil ama belki sakalımdan dolayı söylenmiştir. Yaşamımda insanların yaşayıp söylediği sözlerin, ibarelerin, atasözlerinin ayrı bir yeri var. Bunlara çok değer veriyorum ve bunları söyleyen kişinin bir şeyleri ona söyleten bir şeyler yaşayarak söylediğini düşünüyorum ve ona çok saygı duyuyorum. Yaşamımda atasözleri, ibareler ve tarihi insanlar, geçmişte başarılı olmuş insanlar beni etkiler. Bir Büyük İskender beni etkiler. Bir Diyojen  beni etkiler. Onlara değer veriyorum. Bugün Platon'un "Devlet"  kitabını okumak bana zevk veriyor. Dolayısıyla onlara haksızlık yapılsın istemiyorum ama dediğim gibi belki görüntümden dolayıdır. Zaman zaman salaş bir görüntüyle yaşama bakarım. Benim için dış görüntü hiçbir zaman önemli değildir. İnsanın kendi içindeki enerji her zaman benim için etkilidir. Ve bunu hayatıma yansıtarak yaşarım. Çok fazla üzerime, başıma dikkat etmeden; masamın üzerini çok fazla detaylandırmadan yaşarım. Kağıdımın bir tanesi oradadır bir tanesi buradadır. Bu benim düzensiz olduğumu göstermez. Sadece bir takım görüntü saplantısı içerisinde olanları bu anarşist duruşumla protesto ederim. Yoksa haddimiz değil. Biz sadece onların ayaklarındaki tırnakları olabiliriz. O adamlar büyük adamlar. Birinin filozof lakabı alması için çok fırın ekmek yemesi lazım. Kolay değil. Demeçlerimin büyük bir bölümünü onların bize kattığı ve onları okuyarak kendimizde yaptığımız harmanın sonucunda üretiyoruz. Yani yaşamımı her zaman bir filozof düşüncesi, bir filozofun anekdotları, bir filozofun yaşam biçimi, hayata bakış biçimi, dünyaya, insana bakış biçimi  etkiler.Farklı farklı filozofları okuyarak ama hepsine saygı duyarak, hepsiyle ilgili bir değerlendirme içerisinde yaşamımı sürdürürüm ve onlara hep değer veririm.

 

 

Biraz muzip bir soru olacak ama bir okuyucumuzdan geldi bu soru. Sakal ve bereden neden vazgeçtiğinizi merak ediyorlar ?

Ben sakal ve bereyi bir düşünceyi topluma haykırmak ya da benimsetmek ya da ilgilisini çekmek için kullandım ve o süreç içerisinde bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Bu da okurunuzun söylediği sözlerden anlaşılıyor. Dolayısıyla o argüman ya da o duruş, o ilginin çekilmesiyle alakalıydı. Oysa biz de her gelişen ya da her değişen insan gibi ya da ortamlar gibi, kültür gibi biz de bu gelişim içerisinde kendimizi geliştirmeliyiz. Eğer ben bugün sakal ve bereyle bir etki yarattıysam yeni bir etki yaratacak argümanlar, duruşlar, tavırlar, sözler ya da işler yapmalıyım. Eğer ben sakal ve berede kalırsam bu sefer kendimi tekrar etmeye başlayabilirim. Bu da hiç hoşuma gitmez işin açıkçası. Dolayısıyla ben kendisine teşekkür ediyorum mutlaka kendimi geliştirebilecek ya da toplumun gelişmesine uygun bir yol, bir harita, bir güzergah bulmalıyım yoksa durursam düşerim.

Blog dünyasında fark yaratan bir teknik direktör olduğunuz hep konuşulmuştur. Fark yaratabilen bir futbol adamı olarak Türk futbolunun düştüğü yerden kalkma ihtimali var mı ? Eğer varsa bu konuda önerileriniz nelerdir ?

Var. Marjinal yaşayan, marjinal düşünen, ölmesini bilmeyen kahraman olamaz mantığıyla hareket eden cesur adamlar, teknik adamlarla kalkmak mümkün. Kendi yöremizden örnek verelim. Trabzon çocuğunu yaratırken Tanrı futbol oynama genetiğini de bu genlerine, kromozomlarına, DNA’larına kodlamış. Orada var. Sadece bize düşen kendini yakmak için hazır, elinde benzin ve kibrit tutan adamalara ihtiyacımız var. Biz bunları yapabiliriz. Başarabiliriz. Sadece ölmesini bilmek gerekir. Şems Tebrizi'nin de dediği gibi “sen kendi sırrını kendi sözlerinin içinde ara.” Ara bulacaksın. Yeter ki dediğim gibi 1915'te Çanakkale’de ölmesini bilen elli tane, yüz tane tıbbiyeli gibi. Altı saniye sonra öleceğini bilen cesur insanların o siperde kalıp hatta ve hatta düşmanına saygı gösterip cenazelerini almasına izin veren bir anlayıştan geliyoruz biz. Nasıl başaramayız? Kim söyleyebilir bunu? Ben kabul etmiyorum. Reddediyorum. Yapabiliriz. Dünyayı geçebiliriz. Öyle yok öyle… Çalış da bak, kendinden ver de bak. Kimse kendinden bir şey vermek istemiyor. Türkiye’de herkes futboldan bir şeyler almaya çalışıyor ama herkes futbola borçlu fakat kimse futbola borcunu ödemek için çaba göstermiyor. Göstersin de bak. Başarabiliriz.

 

 

Bank Asya’da başarılı bir teknik direktörken bir alt kategorideki takımın başına geçmenizin sebepleri nelerdir ?

 

Bu soru bana oldukça sık sorulan bir soru. Bunun da 2-3 nedeni var. Birinci nedeni 3 yıllık bir projeyle çok sevdiğim Trabzonspor Kulübü'ne biraz daha yakın olmak. Trabzonspor kulübünün futbol bölümünde en üst seviyeye gelmek ve orada altında veya üstüne veya herhangi bir yerinde kulübüme çok yararlı olabilecek tavır ve davranışlar sergileyebilmek. İkincisi 15 yıldır gurbetlerde çalışıyorum. Çocuklarımla şuana kadar 15 yıl içerisinde 3 ay bir arada durmadım. İlk defa çocuklarımla ve ailemle 3 aydır bir arada duruyorum. İkinci neden büyüyen çocuklarımın bana biraz ihtiyaçları olduğunu düşünmek, her zaman ailemi futbol mesleğimin gerisinde tuttum. Şimdi bunun bedelini ödeme zamanı geldi diye düşündüğüm için şu an buradayım. Üçüncüsü de Trabzonspor kulübüyle, onun gücüyle, onun birikimiyle ben de kendime bir şeyler katarak evrensel futbol dünyası basamaklarından birine çıkabilir miyim diye düşündüm. Burada biraz da kendimizden verirken Trabzonspor'un büyüklüğünü de öne çıkarabilecek bir potansiyel olduğunu söylüyorum.Ondan da ben bir şeyler alarak acaba nerelere gelebilirim. Burası biraz egoist bir düşünce olabilir ama müsaade edin de biraz bunu da ben düşüneyim. Böyle bir beklentiyi de kendimde haklı görüyorum. Böyle bir beklentiyle Trabzonspor'un yanında olursam ben de ondan bir şeyler kapıp faydalanır belki evrensel futbol dünyasında önemli bir teknik adam rolünü üstlenebilirim.

1461 Trabzon takımının kısa-orta-uzun vadede hedefleri nelerdir?

Kısa vadede kümede kalma eğer olursa play-off. Önümüzdeki iki yıl içerisinde de mutlaka Bank Asya Ligi'ne takımımızı çıkarmak. Ancak bunu yaparken oyuncu geliştirmek ve yetiştirme görevimizden sapmadan belli bir düzeyde koruyarak Bank Asya’ya çıkmayı hedefliyoruz. Şayet bu süreç içerisinde siz planlayabilirsiniz fakat sonuçlar ve şartlar sizi geride bırakabilir. Futbolda böyle de bir risk var.Şayet biz bu projeyi gerçekleştiremediğimiz taktirde de başka arayışlar, başka yeni hayat biçimleri kendimize seçmek zorunda kalabiliriz. Olması gerekende öyledir. Ben kendimi hiçbir zaman futbolun içerisinde bir memur, bir tüccar olarak görmedim. Her zaman futbolun antrenörlüğünü  çok değerli bir meslek olarak ve liderlik yapılabilecek bir iş olarak gördüm. Ve hiçbir zaman ona ihanet etmedim. Çoluk çocuğumun ekmeğini hep bu meslekten kazandım. Hiçbir zaman, sehven belki hatalarımız olmuş olabilir ama mesleğe karşı, işime karşı hiç hata yapmamaya özen gösterdim. Umarım bundan sonrada bu şekilde yaşamımı sürdürebilirim.

Son 15 senedir Trabzon’da alt yapıdan yetenek değil de fizik eksenli oyuncuların yetişmesinin nedeni nedir? Trabzon’da yetenek genleri mi köreldi?

Hayır. Genlerde bir körelme yok. Sadece futbol eğitiminin içerisine felsefemizi katacağımız bir takım farklı argümanları eksik bıraktık. Sosyal çevre olarak ailelerin yapısı, Trabzon’un sosyal yapısı ve kültürü çocuklarımızı evrensel dünyaya ulaştırabilecek bir takım temaslardan, etkilerden eksik bırakıyor. Yani geride kalıyoruz. Yine benim tespitimdir ben bir sosyolog değilim haddimi aşmadan konuşmak isterim. Çocuklarımız bugün bir Batı Anadolu’daki  aynı yaştaki çocuktan, kendini ifade etme konusunda 6 yıl geride. Sosyalleşme konusunda altı yıl geride. Analitik düşünme konusunda 6 yıl geride. Sorumluluk alma konusunda geride. Dolayısıyla bu aradaki farkı yaratacak dediğim gibi biat kültüründen uzak yaratıcılığı tetikleyen felsefe artı eğitilebilecek düzeydeki ailelerin eğitilmesi, futbola bakış açılarının değiştirilmesi, yönetimsel anlamda alınan desteğin geliştirilmesi yönünde ikna edici çalışmalar, tesisleşme, bütün bunları sayabiliriz ama en önemli şey şu mutlaka ve mutlaka felsefesi olan bir futbol ekolü oluşturabilecek bilgi birikimi ile eğitim müfredatı yaratmalıyız. Ve bu müfredat içerisinde planlayıcı şekilde çalışmalar yapmalıyız. Örneğin 1461 Trabzon takımı olarak biz şu anda yabancı dil eğitimi alıyoruz, oyuncularımıza veriyoruz. Drama çalışmaları yapıyoruz, farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Bunlar çok basit olarak algılanabilir ama biz çocuklarımızın çok farklı değiştiğine tanık olmaktayız. Trabzon futbolu ve alt yapısı bunlardan geri kalmıştır. En kısa sürede genetik olarak bu verilmiş ayrıcalığı hayata geçirebilecek kendimize ait, kendi kültürümüzle bütünleşen ,kendi eksiklerimizin farkına varmış mental içeren bir müfredat, bir eğitim felsefesi bulmak zorundayız.

Trabzonspor alt yapısından yetişen yetenekli oyuncuların devamlılığını sağlayamayıp bir üst kademede başarılı olamamasının nedeni nedir?

Genel motivasyon. Genel motivasyon kişiyi ideallerine hazırlar. Eğer kişinin bir hayal gücü bir hayali yoksa kendine koymuş olduğu sınır sınırlı ise o sınıra kadar gidecektir. Bazen bu oyuncularımız için bir ev almak, bir araba almak ,bir de bir eş almakla yetinen hayalleri var. Küçücük hayalleri var ama ben Ay'da futbol oynamak istiyorum diye bir hayal kurarak Ay'da futbol oynamak için bir hayal kurarak bir yola girdiğinde düşünün bakalım o kişinin sınırları nerde olabilir ama maalesef çevre koşulları, aileler çocukların genel motivasyonunda sınırlayıcı etkiler olarak rol oynamakta. Genel motivasyonu yüksek futbol oynamak hayali ile birleştirilemeyen her çocuğumuz bir ev, araba aldıktan sonra enerjisini kaybetmektedir. Ve dolayısıyla yok olup gitmektedir.

 

 

Alt yapılarda futbolcu adaylarına sosyoloji-felsefe-mantık gibi derslerin verilmesi onların yeteneklerinin gelişimine olumlu etki yaratır mı?

 

Olumlu yönde etki yapar. Sadece hümanizm konusunda dikkatli olunmasından yanayım. Biliyorsunuz hümanizm insan sevgisine, insana dayalıdır ama hümanizmin bir yönünü beğenmiyorum o da insanı öne çıkarıp Tanrı kavramını ortadan kaldıran bir anlayışı vardır ama ben hümanizmin büyük bir bölümünü insana hizmet etme yönünde kabul ediyorum. Allah'a olan inancım benim de çok yüksektir. İnançlı bir insanım ama hümanizmin dengeli bir şekilde tıpkı diğer felsefeler gibi çocuklara verilmesinden yanayım çünkü onlar o değerler, yeteneklerinizi besler. Yetenekleriniz bir şeyle beslenmek zorunda. Sadece fiziksel çalışmalar, saat çalışmaları yeteneklerinizi beslemez. Çünkü insan iki yönlüdür. Bir ruh yönü var bir de fizik yönü var. Yeteneklerinizi de beslemek için fiziki çalışmalar dışında insan olma kalitenizi yükselterek ondan bir değer üretebilirsiniz.Yunus’un dediği gibi;

"Yirmidokuz hece okursun uçtan uca

Sen elif dersin hoca manası ne demektir

Yunus der hoca ister sen var git bin hacca

Hepisinden iyicesi bir gönüle girmektir"

Yeteneği de felsefeyle, insan olmakla, kaliteli insan olmakla besleyeceksiniz yoksa yeteneğiniz bir işe yaramaz, hiçbir işe yaramaz. Caravaggio diye bir İtalyan ressam vardı. 40 yaşında öldü. Limanda papanın askerleri tarafından öldürüldü. Salgın hastalıkların yoğun olduğu bir dönemde marjinal yaşayan, uç yaşayan bir adam ama tablosunun üzerinde kılıcın üzerine yazmış olduğu bir söz var: “Alçak gönüllülük gururdan üstündür.” Gülü veren elde gül kokusu kalır…

Teknik direktörlük kariyerinizde hedefleriniz nelerdir ?

Dünyanın en iyi liglerinde antrenörlük yapmak. Başarabilir miyim bilmiyorum ve Fransızca öğrenmek. Kendi derdimi anlatacak ve başkasının derdini anlayacak kadar da iyi şekilde öğrenmek. İster 90 yaşında olayım ister 80 yaşında olayım yabancı dil öğrenimi ile ilgili çabamı hiç bırakmayacağım ama diğer hedefim  sadece bana bağlı değil. Öbüründe takdir edilmek ve davet edilmekle alakalı; ama yabancı dille ilgili çabalarımı öğrenmek benimle ilgili. Nasip olursa ölmeden önce onu da öğreneceğim.

Avrupa ve Türkiye’deki futbolcu gözlem sistemi ve antrenman teknikleri arasındaki farklar nelerdir?

Scouterlik konusunda Avrupa’nın tercih ettiği değerler ile bizim değerlerimiz arasında fark olduğu Avrupa’daki oyuncu sayımızın azlığıyla ifade edilebilir. Bu çok açık ve net. Eğitim ile alakalı başta da söylediğimiz gibi eğitim müfredatlarımız modern futbolun ihtiyaçları ve gelecek futbolun ihtiyaçları ile ilgili bir önermelerle ya da bir tespitlerde sağlıklı tespitlerimiz yok. Çözüm üretirken de sınırlı çözümler üreterek oyuncularımızı yetersiz bir kalıp içerisinde saklıyoruz. Dolayısıyla farklı scout anlayışları olan veya farklı bakış açısı olan Avrupa da bizim oyuncularımızı tercih etmiyor. Artı gerek Avrupa kupalarında gerek milli takımlar düzeyinde bütün bu rakiplerimizin altında kalmış olmamız da bunu ifade eden bir gerçektir.

3 Temmuz 2011’de başlayan ve hala devam eden süreçle ilgili fikirleriniz nelerdir?

1923'te Cumhuriyet ile birlikte başlayan ama resmi futbol sürecimizin bugüne kadar biriktirdiklerinin kusulmasıdır. Yani biliyorsunuz beden, farklı reflekslerle bazı işaretler verir. Hastalık belirtileri verir. Bunlar nedir? Ateştir, kusmadır, ağrıdır, sızıdır, baş dönmesidir. Türk futbolunun midesindekinin, bağırsaklarındakinin dışarı çıkmasıdır şu an yaşanan süreç. Tamamı çıkmış mıdır temizlenmiş midir? Onu zaman gösterecek ama şöyle bir şeyle karşı karşıyayız. Bu süreçte yüzleşmeler, yüklerin atılması dürüstçe değil hala. Yani kimse Hz. İsa’nın söylediği gibi cesur değil. İsa bir gün yolda yürürken bir kalabalığa rastlar. Kalabalığa sorar ki burada ne oluyor. Diyorlar ki bir kadını recm edeceğiz, taşlıyoruz. İsa oraya yaklaşır ve bu kadının ne yaptığını sorar. Derler ki bu günahkardır ve zina yapmıştır. O nedenden dolayı taşlanması gerekiyor. İsa kalabalığa döner ve derki kabul ediyorum doğrudur bu bir günahkardır ama ben size şunu söylüyorum içinizde ilk taşı hiç günahı olmayan günahsız birisi atsın. Sizce taş atılmış mıdır? Şu an Türk futbolunun yaşadığı bu süreçte bu birikim içerisinde , herkes belli bir günahla Türk futbolunun midesini bunlarla doldurmuştur. Şu anda cesur olma işi cesur davranma zamanıdır. Herkes eteğindeki taşları dökerek Türk futbolu temizlenmelidir. Ama gördüğüm kadarıyla herkes kendi camiasını ya da kendi taraftarının baskısını üzerinde hissederek samimi, dürüst açıklamalarda bulunmuyor. İnşallah Mayıs ayına kadar yani yeni ligimizin başlayacağı zamana kadar en azından tekrar ediyorum en azından mümkün olduğunca temizlenerek gitmeliyiz. Zira, bu yıl yaşanan futbol ligi çoğu insana hoş gelmiyor. Zevk vermiyor. Sanki bilinçaltında bir sevimsizlik var. Ve çoğu insan maça gidiyor ama sanki bir tarafında bir eksik zevk alma duyusu gelişmiş gibi. Umarım bu önümüzdeki yıla kadar temizlenerek önümüzdeki sezon yeni bir başlangıç olur. Çünkü futbolun heyecanına hepimizin ihtiyacı var. Onu korumak, geliştirmek şahsım olarak benim görevlerim arasında çünkü ekmeğimizi kazanıyoruz.

Joganita olarak 2 Ağustos 2011’de Temiz Futbol Güzel Oyun sloganıyla kurulduk. Ülke futbolunun gündemine bağlı olarak bu sloganımız size ne anlam ifade ediyor?

İlginç ama gerçekçi bir yorum. Sonuçta bu konuşmayı size sağlayan şartlar oluştu siz de bu şartları anarşist bir bakış açısıyla ifade ettiniz, yorumladınız. Biz böyle istiyoruz dediniz bu sizin doğal hakkınız. İzlerken, yaşarken bir şeylerde kokuşmuşluk yerine temiz olanı almak istersiniz. Bugün alışverişe giden bir kadın kötü yafa portakalını almaz. Sonuçta evine en güzel olanı almaya çalışır. Eş alırken de öyle en güzel kadın, en yakışıklı erkek benim olsun deriz. Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmek isteriz. Çok dürüst olsunlar ve karşıdan saygı görsünler. O saygıyla bende baba olarak onurlanayım. Dolayısıyla her şeyin temizini istemek varken futbolun temizini istemek neden haksızlık olsun. Bence çok doğru ve düzgün bir istek. Seyirci olarak veya izleyici olarak bunu istemek sizin çok doğal bir hakkınız. Bizim de spor adamları olarak bunu sizlere sunmak zorunluluğumuz var.