Türker Metin Onur

Türker Metin Onur

Futbol Sahasına Atılan En İlginç Şeyler

'Fanatik' dedikleri, tımarhanelik bir taraftardır. Gerçekleri görmezden gelme hastalığı en sonunda öylesine bir hal almıştır ki, sağduyu yok olmuştur. Bu yok oluştan geriye ise, şuursuzca sağa sola saldıran bir öfke yumağı kalmıştır.

Eduardo Galeano “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabında böyle tanımlamıştır fanatik seyircileri. İşte o fanatik seyirciler bazen dozu öyle kaçırırlar ki ellerinde ne varsa sahaya fırlatırlar.

İşte size o fanatikler tarafından futbol sahalarına fırlatılmış yabancı maddelerden bir demet;

Tenis topları

Bu protestoyu ortaya ilk çıkaran İngiltere'nin Hull City ekibinin taraftarları oldu.  1997'de takımlarını satın alan tenis oyuncusu David Lloyd'u protesto etmek isteyen taraftarlar, takımlarının Bolton ile oynadığı maçta, sahaya yüzlerce tenis topu fırlattı.

2010 Kasım’ında İsviçre Süper Ligi lideri Basel, takipçisi Luzern ile karşılaşacaktı. Ancak Roger Federer ve Novak Djokovic arasında oynanan İsviçre Açık Tenis Turnuvası finali yüzünden maçın başlama saatinin 15:00’den 12:45’e çekilmesi, iki takım taraftarının sahaya tenis topu yağdırmasına sebep oldu.

Almanya Kupası'ndaki Stuttgart-Borussia Dortmund maçında bilet fiyatlarını protesto eden konuk ekibin taraftarları maçın 25. dakikasında sahaya yüzlerce tenis topu fırlattı. Protesto nedeniyle hakem oyunu durdurmak zorunda kaldı.

Jant kapağı

2009 yılında oynanan Ankaraspor-Beşiktaş maçında ev sahibi taraftarların fırlattığı jant kapağı bir frizbi edasıyla sahaya süzüldü ve Rodrigo Tello’ya isabet etti.

Turuncu tavşan

Omonia taraftarları tarafından “Turuncu Tavşanlar” şeklinde aşağılanan APOEL taraftarı, 2000 yılındaki derbide sahaya spreyle boyanmış bir tavşan salındı! Bir taraftar hayvana eziyetten mahkemeye çıkarıldı.

 

Motosiklet

Inter taraftarının 2001’deki vukuatı tarihin en ilginç olaylarından biri. O günkü rakipleri Atalanta’nın bir taraftarından motosiklet çalan Nerazzurri taraftarı önce motoru San Siro’nun tepesine çıkardı, sonra yakmaya çalıştı, en sonunda da aşağı katlara fırlattı.

Viski şişesi

Sevilla’nın 2006’da Atletico deplasmanındaki lig maçı, Sevilla’nın teknik direktörü Juande Ramos kendisine isabet eden viski şişesi sonrası bir süreliğine bilincini kaybetti.

Rakı Şişesi

Benzer bir eylem de ülkemizde gerçekleşti, tabi burada yerel içkimiz konuya dahil oldu. Galatasaray taraftarları içsinler diye Fenerbahçeli futbolculara rakı şişesi atmışlardı ama şişeye hakem el koydu.

El arabası

Cauhtemoc Blanco, takımı America’nın 2004 Libertadores Kupası’nda Sao Caetano yenilgisi sonrasında 30 kişinin dâhil olduğu bir kavgaya sebep oldu. America’nın bahçıvanlığa yatkın bir grup taraftarı polise altı el arabası fırlatırken Blanco, bir yıl futboldan men edildi.

Donut’lar

2001 yılında takımlarının durumundan hoşnutsuz olan Hajduk Split taraftarları leziz bir protestoya imza attılar. Sezona kötü bir başlangıcın ardından taraftarlar yerel bir fırın sahibi olan kulüp başkanlarını protesto etmek amacıyla bir maçta sahaya yüzlerce donut attılar.

Domuz Kafası

Barcelona'da forma giydiği 5 sene içerisinde efsane oyuncular arasına giren Luis Figo'nun, 2000'de Real Madrid'e transfer olmasından hoşnut olmayan Katalan kulübü taraftarları, Nou Camp'ta oynanan her Real Madrid maçında Portekizli oyuncuyu protesto etti. Bu protestoların en ilginci, 2002'deki bir karşılaşmada gerçekleşti. Her korner ve taç kullanışı sırasında Figo'ya şişe ve çakmak fırlatan taraftarlar, korner atmaya hazırlanan Portekizli yıldıza birkaç metre yanına düşen bir domuz kafası attı.

İngiltere'de bası

Tarihe geçen belki de en ilginç olaylardan biri. İngiltere İkinci Ligi'nde 1966'da oynanan Brentford-Millwall maçında sahaya el bombası atıldı. Brentford kalecisi Brodie, ceza sahasına atılan bombayı eline alıp inceledi ve sahanın dışına attı. Polis yetkilileri bombayı kum dolu bir kovaya koyarak karakola götürdü. İncelemede bombanın sahte olduğu anlaşıldı.

Bilardo Topu

Norveç'in Brann takımının taraftarları, İngiltere'nin Everton ekibiyle 2008'de yaptıkları UEFA Kupası maçında rakip takımın kalecisi Tim Howard'ı madde yağmuruna tuttu. Brann taraftarlarının attığı cisimler arasında 8 numaralı siyah bir bilardo topu da bulunuyordu.

Balon

Manchester City taraftarları takımlarının Sheffield United'la oynadığı FA Cup maçında sahaya balon attılar. Bu hareket onlara pahalıya patladı çünkü hemen akabinde gelişen Sheffield atağında soldan yapılan ortada top balonlardan birine çarpıp kaleci ve savunmayı kontrpiyede bıraktı, Sheffield golü buldu, City elendi.

İnşaat Demiri

1989'da bir Ajax taraftarı Austria Wien takımı kalecisine demir çubuk attı ve takımının 1 yıl Avrupa'dan men cezası almasına neden oldu.

Bayrak

2016 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeler  I Grubu’nda Sırbistan- Arnavutluk maçında stat üzerinde bir drone belirdi. Uzaktan kumandalı aracın arkasında iple bağlanmış olan ve içine Sırbistan’ın işgali altında olan bir bölgeyi de kapsayan “Büyük Arnavutluk” bayrağı asılmıştı. (Kapak fotoğrafı)


 

Joganita Instagram | Joganista

Joganitayı takip edenler bu platformun ne kadar özgür ve özgün olduğunu bilirler, burada ayrıştırma yoktur sadece insanlar ve futbol hakkındaki düşünceleri vardır.

Cosmin Lambru | Benim Bir Hayalim Var

Kocaman bir çınar ağacıyla incecik gülden narin bir saz birbirlerine komşuymuş. Çınar saza tepeden bakarak şöyle demiş: “ Bir kendime bir sana bakıyorum da acıyorum sana ne kadar ince ne kadar narin canlılarsınız böyle. En küçük rüzgâr da hemen beliniz bükülür. En küçük su dalgası anında ürpertir. Zavallılar.” Saz içini çekerek, “haklısın” demiş. Çınar iyice küçümsemiş onu. “Bir de bana bak. Ne kadar haşmetliyim, güçlü kuvvetliyim. Gövdem senin gövdenin neredeyse bin katı. Dallarımın sıklığından güneş kollarını toprağa ulaştıramıyor. Kuşların çokluğundan dallarım neredeyse görünmeyecek. Rüzgâr vız gelir bana… Dilersen sen de gel benim gölgeme sığın birlikte yaşayalım. Saz çınarın sözlerini gülerek karşılamış. “ ben inceyim ama rüzgârdan büküldüğüm de kırılmam. Çünkü gövdem esnektir benim ama sen… Der demez bir rüzgâr bir fırtına ortalığı birbirine katmış. Rüzgâr zavallı ulu çınarı kökünden söküp atmış.

Umudusun Direnenlerin

Sırtlarına bordo-mavi formalarını geçirmiş çocukların Karadeniz’den başlattıkları başkaldırının adıdır Trabzonspor.

Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla yoğrulmuş, dik yokuşlu, Arnavut kaldırımlı sokaklarda kendini bulmuş bir neslin hayaliydi ve kısa zamanda gerçeğe dönüştü...

Rahmetli Kazım Koyuncu bu başkaldırıyı en güzel tanımlayanlardandı: “Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali bir kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti.” Hayata gözlerini yumduğunda henüz 33 yaşındaydı ve yıllarca mücadele ettiği kanser illetine yenik düşmüştü. Hayatını insanlığa adamış ve yaşadığı kısa sürede müziği aracılığıyla haksızlığa karşı mücadele vermişti.

Bir çocuğun yaşama sevinciydi Trabzonspor, hayata tutunduğu yegâne olguydu, kısa yaşamının her anında onu yanında hissetmek istiyordu Kemal Onur Sevinç. Kanser illeti onu aramızdan aldığında henüz 7 yaşındaydı, doya doya yaşayamamıştı hayallerini. Trabzonspor’un şampiyonluklarını görecekti daha ve doyasıya koşup oynayacaktı, belki de idolü olan Onur Recep Kıvrak’ın yerine gelecekte Trabzonspor’un kalesini koruyacaktı. Ama olmadı, çok sevdiği Trabzonspor’u düşünerek hayata gözlerini yumdu.

Kemal Onur’la aynı kaderi paylaşan başka bir çocuk vardı sınırlarımızdan çok uzakta, İngiltere’de.  Bradley Lowery henüz 6 yaşındaydı ve fanatik bir Sunderland taraftarıydı. Sunderland forması giyen ünlü futbolcu Jermain Defoe onun bu sevgisine kayıtsız kalmamıştı, boş vaktinin çoğunu Bradley ile geçiriyordu, “keşke yapabileceğim başka şeyler de olabilse ve onu iyileştirebilsem” demişti bir röportajında ama olmadı, 7 Temmuz 2017 tarihinde Bradley hayata gözlerini yumduğunda Defoe da yıkıldı. Ardından şu satırları kaleme aldı:

“Güle güle dostum. Seni çok özleyeceğim. Tanrıya seni hayatıma soktuğu için şükrediyorum. Birlikte yaşadığımız muhteşem anlar için minnettarım. İlk tanıştığımızda, gözlerinde gördüğüm o ifadeyi asla unutmayacağım. Duygularımı ve benim için neler ifade etttiğini anlatabilmem çok zor. Adımı söyleyişin, kameralar önünde bir süperstar edasıyla gülüşün ve senin yanında hissettiğim o sevgi...

Bende yarattığın değişikliği asla anlamayacaksın. Tanrı seni kollarına aldı. Bende seni kalbimde taşıyacağım.

İyi uykular küçük dostum.

En iyi arkadaşım.”

Bu hüzünlü vedanın ardından ne söylenebilir ki? Huzur içinde yat Bradley...

Vira grubunun sezon açılışında açmış olduğu pankartta yazdığı gibi, direnenlerin umuduydu Trabzonspor. Yıllar önce Karadeniz Teknik Üniversitesi çocuk onkolojisi bölümünü arkadaşlarımla ziyaret ettiğimizde Trabzonsporlu futbolcuların imzaladıkları formaları hediye etmiştik orada tedavi gören çocuklara - daha dün gibi hatırlarım hepsinin gözlerindeki pırıltıyı. Hepsi yaşamla ölüm arasında bir mücadele içerisindeydiler ve Trabzonspor bir nebze de olsa yaşama dair direnişlerine destek oluyordu.

Bana o çocukları ziyaret ettiğimiz günleri tekrar hatırlatan bir olay yaşandı kısa süre önce, gururluydum, çünkü değerlerimden biri olan Trabzonspor güzel bir çalışmaya imza atmıştı. Transfer döneminde takıma katılan Juraj Kucka’nın imza töreninde lösemi hastası Merve ve ailesi Trabzonspor tarafından ağırlandı. Kuckayla beraber sahaya çıkan Merve’ye Kucka’nın öyle içten bir sarılması vardı ki, Nazım Hikmet Ran’ın sözleri geldi aklıma: “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” Aslında sözün bittiği yerdi o sarılış, yanındayız demenin en güzel haliydi.

İnsanları hayata bağlayan değerler var, özellikle çocukların o masum duyguları ve en ufak jestte bile mutlu olabilmeleri, gözlerinin içinin gülmesi paha biçilemez. Aldığımız nefesten, attığımız adıma kadar her hareketimiz bu dünyada bir iz bırakır, tıpkı kelebeklerin kanat çırpışında ortaya çıkan fırtınalar gibi, bizler de büyük etkilerin küçük parçalarıyız.Trabzonspor imza töreninde yeniden bir direnişe umut olmuştu. Belki küçük bir adımdı ama inanıyorum ki gelecekte büyük etkileri olacaktı.

Direnmeye devam çocuklar, karanlıklara, hastalıklara, savaşlara ve tüm haksızlıklara inat...

 

Bir Efsane, Bir Dolandırıcı, Bir Sanatçı

Aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır mı? Bu soruyu dünyanın en önemli düşünürlerinden olan Sokrates, başka bir sofist filozof ve çağdaşı olan Euthydemos’a sormuş. O da: “Elbette aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır” diye yanıt vermiş. Sorgulayıcılığı ve yolda karşılaştığı insanlara sorduğu tuhaf sorularla bilinen Sokrates ise bu cevaptan memnun kalmamış. “Ya bir arkadaşın kendisini çok kötü hissediyorsa ve kendini öldürebilecekse, sen de onun bıçağını çalarsan ve bıçağını görüp görmediğini sorduğunda görmediğini söylersen, bu durum da aldatıcı bir edim olmaz mı? Şüphesiz ki olur. Fakat böyle yapmak ahlaksızca değil de ahlaki değil midir? Ahlaki olup olmadığına dair görüş göreceli olsa da bu aldatıcı edim kötü değil, iyi bir şeydir.” Eli kolu bağlanan Euthydemos aldatıcı olan her şeyin ahlaksızlık sayılmayacağını kabul ederek yoluna devam etmiş.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3  4  5  6  7  8  9 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 9