Ömer Kürşat Şen

Ömer Kürşat Şen

Yeni Saviola; Luciano Dario Vietto

Arjantin'in bereketli toprakları dünya futboluna bir yıldız daha kazandıracak gibi. Luciano Dario Vietto. 5 Aralık 1993 doğumlu bu genç Estudiantes alt yapısından Claudio Vivas tarafından Racing Club'a kazandırıldı. Şu ana kadar çıktığı 34 maçta 12 gol kaydetti. Asıl dikkati çeken bu 34 maçın ikisinde hat-trick yapıyor oluşu. Bu  hat-trick ona Racing Club tarihinin en genç hat-trick yapan futbolcusu ünvanını verdi.

Dibe Vuruş : Atletico Madrid

Madrid şehrinin kırmızı beyazlı takımı, 18 yıl sonra tarih yazarak şampiyonluğa ulaştı. Real Madrid ve Barcelona’nın kadro kalitesi bakımından evreni zorladığı bir dönemde Atletico zoru başardı. Bireysellikten ziyade takım olgusunu aşılayan Simeone, 1996 yılında bu kulüpte yaşamış olduğu şampiyonluktan sonra teknik direktör olarak da şampiyonluk yaşama onuruna erişti. Atletico taraftarı hak ettiği şampiyonluğu yaşayadururken biz Atletico’nun en kötü sezonuna  yani küme düşme acısını yaşadığı 1999-2000 sezonuna göz atalım.

Sahada Bir Beyefendi : Ricardo Kaka

"Çok şanslıyım neredeyse sakat kalıyordum. Beni Tanrı kurtardı.’’

Bu sözler Kaka’ya ait. 2000 yılında kafasını yüzme havuzunun tabanına çarpmış ve omurgasını çatlatmıştı. Futbol oynaması zor gözüküyordu fakat o azmiyle tekrardan yeşil sahalara muhteşem bir dönüş yapmıştı. Aslında bu kazayı geçirmeden önce Avrupa’ya gelebilirdi Kaka. Arsene Wenger, Sao Paolo’nun 17 yaş altı takımını seyrederken nedense Kaka dikkatini hiç çekmemişti. Genç Kaka Mr. Wenger’in dikkatini çekebilmiş olsaydı kim bilir o kazayı yaşamayacak ve bambaşka bir Avrupa kariyerine sahip olacaktı.

Kutsanmış İrlandalı : Robbie Keane

Robbie Keane, 8 Temmuz 1980 yılında Dublin'de doğdu. Yetiştiği yer olan Tallaght suç oranları ve sosyal problemleriyle biliniyordu. Yetiştiği bölgenin etkisinde kalan R. Keane güçlü olduğunu belirtmeden geçemiyordu. Kim bilir o suç dolu sokaklar Keane'i içine çekebilseydi bugün bu ustayı tanımıyor olacaktık.

Daniel Pasarella | El Grand Capitan

Daniel Passarella 174 cm boyuyla bir defans oyuncusu için hiç de uzun sayılmazdı. Kule gibi savunma oyuncularını düşününce kısa olarak bile tanımlanabilirdi. Buna rağmen çok az sayıda savunma oyuncusu hava toplarına onun kadar hakimdi.

Hem oynadığı kulüplerde, hem de milli takımda kornerden veya serbest vuruşlardan gelen toplarda onlarca kafa golü attı. Hakimiyet sadece havada değil sahanın her yerindeydi. Belki de bu sayede genç yaşında kaptan oldu ve ‘’El Grand Capitan’’ yani büyük kaptan lakabını aldı.

Sayfa 7 / 10