Çin'e Uzanan Trabzonspor Felsefesi

"Trabzonspor'u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti" Rahmetli Kazım KOYUNCU'nun bu sözlerini öylesine benimsemiştim ki nerede olursam ya da nereye gidersem gideyim hep yanımda Trabzonspor’umuzu da taşıdım. Benim için felsefi bir akımdı Trabzonspor ve tüm dünyaya bu felsefeyi anlatmalıydım.

2012 yılının soğuk bir kış gününde o dönem çalıştığım fabrikanın makina alımıyla alakalı mühendis olmadığım halde sırf iletişim kurmasını bilen biri gitsin dedikleri için ne hikmetse Çin'e gönderildim. Kafamda soru işaretleri vardı ama bir o kadar da yeni bir coğrafyayı görecek olmanın yeni bir kültür tanıyacak olmanın mutluluğuyla Vira Bismillah dedim düştüm yollara. Önce 10 saatlik İstanbul-Guangzho uçuşu oradan yaklaşık 3 saatlik araba yolculuğuyla vardım gideceğim Schenzen adlı şehre.

Ertesi gün fabrikaya giderek incelemelerde bulunmaya ve işi öğrenmeye başladım. Dile kolay 3 haftaya yakın bir süre buralarda kalacaktım.

İş yaptığımız fabrikada ki içler acısı durumu anlatırken bugün bile içim sızlar; hangar gibi bir yerde öyle 2 katlı değil 4-5 kimi zaman7-8 katlı ranzalar gördüm, çalışma koşulları ve yemek yedikleri yerleri anlatmaya dilim varmıyor velhasıl kelam tam bir sefalet ortamı ama elimden ne gelirdi ki? Zaten yanıma verilen tercüman dışında İngilizce bilen de yoktu, adamlarla iletişim kuramıyordum bile. Hem bu durum hem de iş dışında yapacak hiçbir şey olmaması canımı fena halde sıkıyordu.

Bir gün öğle arası bir futbol topunun kafama çarpması bütün Çin maceramı değiştirdi. 9-10 yaşlarında bir çocuk top oynuyordu yanına gidip el kol hareketleriyle bana da atmasını işaret ettim ve başladık oynamaya. Ardından beni gören birkaç çalışan geldi ve top oynayan ekip giderek büyümeye başladık. Kazım'ın dediği gibi statükoyu devirmeye başlamıştık.

Akşam olduğunda tekrar fabrikanın bahçesinde top oynamaya başladık, öyle bir hal almıştı ki gün içerisinde beni gören çalışanlar el kol hareketleriyle akşam maç yapıp yapmayacağımızı soruyordu.

Sonunda futbolun evrensel dili bizi bir araya getirmişti.

Belki çalışma şartlarını değiştirmeye bir katkım olmamıştı ama hayatlarına ufak bir değişiklik katmalarına küçükte olsa katkım olduğunu düşünüyorum.

Yine felsefemizi taşımıştık oraya, son gün yaptığımız maçtan sonra Trabzonspor atkımı hediye ettim emekçi kardeşlerime ve geride bir hatıra fotoğrafı kaldı.

 

Artık biliyordum ki Trabzonspor felsefemiz güçlülere karşı koymuş ve yine kazanmıştı.