Spor mu? Savaş mı?

“Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamak için savaşmak zorunda değiliz”

Kazım KOYUNCU

Futbol tarihin her döneminde spor olmaktan çıkıp bir savaş halini almıştır. Eduardo Galeano “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabında futbolu ölüm dansı diye adlandırmıştır ve o dansı şöyle betimler;

ÖLÜM DANSI

Savaşın yüceltilmiş bir şekli olan futbolda on bir şortlu adam, semtin, kentin ya da ülkenin kılıcıdırlar. Zırhsız ve silahsız bu adamlar, seyircilerin içindeki şeytanı açığa çıkarırlar, takımlarına olan inançlarını ise perçinlerler. İki takım arasındaki her karşılaşmada eski nefretler ve babadan oğula geçen eski aşklar tazelenir. Aynı bir kale gibi, stadyumun da kuleleri, sancakları, çevresinde ise geniş bir hendeği vardır. Ortadan geçen beyaz bir çizgi ihtilafa neden olan bölgeleri ayırır. İki yanda top yağmuruna tutulacak olan kaleler bulunur. Kalelerin önündeki bölge, ceza sahası adı verilen tehlikeli bölgedir. Ritüele uygun olarak, kaptanlar orta sahada flama değiştirirler ve birbirlerini selamlarlar. Hakem düdüğünü çalar ve rüzgâr gibi ıslık çalan top hareketlenir. Meşin yuvarlak gider gelir, bir oyuncu onu alır ve bir darbe sonucu darmadağın olup yere düşene dek onu dolaştırır. Düşen oyuncu ayağa kalkmaz. Yeşil sahanın sonsuzluğunda yatar kalır. Tribünlerden sesler yükselir. Rakip taraftarlar kibarca kükrerler:

"Gebersin! Gebersin!"

Zaman zaman futbol Galeano’nun dediği gibi adeta bir ölüm dansıdır ve vahşi taraftarlar için galibiyet asla yeterli değildir. Birde mağlup olurlarsa o zaman işte dünyayı yakacak kadar insanlıktan çıkabilirler. Aslında sosyolojik açıdan baktığımızda fanatikler günlük hayatların da yaşadıkları olayları, çevrelerine veremedikleri tepkileri stadyumda ya da stadyum dışında rakip takıma ve seyircilerine vermektedirler.

Bu durumu açıklamak için birkaç örnek verebiliriz;

1999 yılında Sırbistan’ın Belgrad kentinde Kızılyıldız-Partizan derbisi öncesi Partizan taraflarının rakiplerine yaptığı roketatarlı saldırı sonucu genç bir Kızılyıldız taraftarı hayatını kaybetmişti.

 

2009 yılında Avrupa Liginde Partizan ile Toulouse arasında düzenlenen maç öncesinde Toulouse taraftarı Brice Taton öldürüldü. 2007 yılında ise bir polis memuru Kızılyıldız taraftarının ağızına fişek ateşlemesiyle ağır yaralanmıştı.

2012 Mayıs ayında Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanan maç sonrası Galatasaray Kadıköyde şampiyonluğunu ilan ediyordu bu durumu hazmedemeyen fenerbahçeli fanatikler stadı yakıp yıkıyor bu da yetmezmiş gibi hem çevreye zarar veriyor hem de olayları güvenlik güçleriyle çatışmaya kadar götürüyorlardı.

 

Yine Galeano bu fanatikler için şöyle demiştir;

“ 'Fanatik' dedikleri, tımarhanelik bir taraftardır. Gerçekleri görmezden gelme hastalığı en sonunda öylesine bir hal almıştır ki, sağduyu yok olmuştur. Bu yok oluştan geriye ise, şuursuzca sağa sola saldıran bir öfke yumağı kalmıştır.”

Peki futbol’u bu fanatiklerden nasıl kurtarabiliriz? Ya da bu fanatiklerin egolarını tatmin etmeleri açısından bir şey yapılamaz mı? Aslında birçok farklı şey önerilebilir ama benim önerim yıllar önce bir spor dalı olarak oynanan bugün ise sadece gösteri amaçlı yılda bir kez sergilenen Calcio Fiorentino “Fiorentina Futbolu” ya da Calcio Storico “Tarihi Futbol” olabilir.

Piazza Santa Croce'de oynanan bir calcio fiorentino karşılaşmasını gösteren çizim, 1688.

 

Antik Roma'da Harpastum denilen, köklerinin 16.yy’a dayandığı bilinen çok sert bir spor dalı. Oyunun kuralları 1580’de Giovanni De Bardi tarafından yazılmıştır.

Belirlenen kurallar şunlardır;

·         27'şer kişilik 2 takım ile oynanan, sporcuların ellerini ve ayaklarını kullanabildiği sporda tekme, yumruk, tokat, kafa atmak serbest.

·         50 dakika süren maçlar zemini kumla kaplı futbol sahası benzeri ama daha küçük bir alanda oynanıyor.

·         Takımlar 4 Datori İndietro (kaleci), 3 Datori İnnanzi (defans), 5 Sconciatori (orta saha) ve 15 İnnanzi o Corridori ve 1 kaptandan oluşur.

·         Maçı 1 hakem ve onun emrindeki 6 yan hakem yönetir. Hakem alandaki tek hakimdir. Disiplini sağlamak için ne gerekiyorsa yapar.

·         Maç hakemin kontrollerinden sonra küçük bir topun patlatılması ile başlar.

·         Ölümcül bir sakatlanma olmadığı sürece hakem maçı asla durdurmaz. (Sanırsam ölen olursa da zemin toprak olduğundan hemen oraya gömülür :P )

·         Mücadelede oyuncu değişikliği yoktur. Eğer bir oyuncu sakatlanırsa oyundan çıkar yerine kimse giremez.

·         Topsuz alanda rakip ile dövüşmek serbesttir. Hatta maçı bırakıp 50 dakika boyunca rakiple dövüşebilirsiniz.

·         Mücadele 50 dakika boyunca devam eder. Ara ve uzatma olmadan 50. dakikanın sonunda biter.

 

 

 

 

Calcio Fiorentino, 2015 - Fiorentina

 

 

Velhasıl kelam ülkemizde popülist yaklaşımlardan dolayı birbirlerine düşman kesilmiş futbol taraftarlarının deşarj olması için belki de en iyi yol Calcio Fiorentino’yu hayata geçirmek olabilir!

Ne dersiniz denemeye değmez mi?

Şaka bir yana sosyal ve ekonomik koşullarda yaşanan problemler yoğun şekilde devam ettiği müddetçe ülkemizde futbol sahalarında görülen şiddetin önüne geçmek giderek zorlaşacaktır ve günden güne şiddet olayları artacaktır, bu durumun oluşmasındaki en büyük sebeplerden biri de şike davası sonrası hukuka olan güvenin ortadan kalkmış olmasıdır.

Unutmamak gerekir ki

Bir ülke de adalet sadece duvarda bir yazı olarak kaldığı sürece anarşi baş gösterecektir ve oluşan tablo, huzursuzluğa, kargaşaya hatta geri dönülemez toplumsal olaylara yol açacaktır!

Bizim hala umudumuz var adalet için daha güzel bir Türkiye’de yaşamak için, Nazım Hikmet RAN’ın da söylediği gibi;

 

“Yok öyle, umutları yitirip,

Karanlıklara savrulmak.

Unutma, aynı gökyüzü altında,

Bir direniştir yaşamak”