Nuri Zinos Reis

Nuri Zinos Reis

Footballer, Gentleman, Evertonian | Dixie Dean

Bu öykü, hayvanların konuşabildiği, köpeklerin tasmalarının sosisten yapıldığı, terzilerle prenseslerin evlendiği ve çocukların dünyaya leylekler tarafından getirildiği, o çok eski ve unutulmuş zamanlarda geçen, bir varmış bir yokmuş masalıdır, herkesin çocuklarına anlatması gereken.

Ganitalı Messi: Köksal Mesci

Ankaragücü’nde oynuyorum. 1972-73 sezonu Türkiye Kupası yarı final maçı. İstanbul’da Fenerbahçe’yle karşılaşıyoruz. Hakem henüz 20. dakikada üç oyuncumuzu birden (Erman Toroğlu, Metin Yılmaz ve Selçuk Yalçıntaş) oyundan attı. Sekiz, kaleciyi saymazsak yedi kişi oynayacağız. Soyunma odasında herkes birbiriyle tartışıyor. “Belli kişiler savunma yapsın” dedik. Ben de çek – balans (kuvvetler ayrılığı denge prensibi) oynadım. Savunma yaptı arkadaşlarım. Pozisyon oldu, bir top alıp götürdüm; Fener’in savunması bana göre zayıftı, golü son dakikada attım ve maçı 2-1 kazandık.

Yani

Kumandana "bu top niçin ateş etmiyor" diye sormuşlar. “Doksandokuz nedeni var ama önce barut yok” demiş!

Türk futbolu, milyonlarca insan, milyonlarca para, milyonlarca laf, sıralanıp gelen bir sürü olumsuzluklarsa, bunun elbette bir “öncesi” vardır.

Esasında futbolumuzdaki konuşmaları dinleyen hassas bir kulak “önce bolluğuna şaşırıp kalacaktır.

Kandırılıyoruz

Futbol, tıpkı hayat gibidir, sadece ondan biraz daha heyecanlı. “ diye ifade ediyor futbolu, delişmen Arjantinli César Luis Menotti. Futbol evrenin tüm yüzeyine nüfuz edebilecek kadar yoğun bir disiplin.

Anılar Ölümsüzdür Mustafa Amca, Sen de!!

Zigana’yı aşmak için Hamsiköy’de konaklanan zamanlardı.. Geçilmez (Giresun – Espiye arasında bir yer) henüz geçilmemiş, Vona’da, Uzunsaçlı’nın yerinde semaverde çay içmek keyfiyete bağlı değil mecburi istikametin zorunluluğuyken birkaç kendini bilmez Kuzeyli (!) bordo atlastan yelkenlerini şimal rüzgarı doldurmuş mavi patiskaları pupa yelken yırtmaya başlamışlardı.. Anadolu gri-lacivert umudunu, özlemini, hayalini, yoksulluğunu, garibanlığını onlara yük etmişti. Yükleri ağır, emanetleri kıymetliydi.. Onlar da en az Arhavili İsmail kadar kavgalarına ve emanetlerine sadıktılar… Bir Yusuf masalının başkahramanlarıydılar.

Altı üstü futbol diyeceksiniz ama hayat da bir futbol maçı absürtlüğünde değil mi zaten? Başlıyor ve bitişini beklemekle geçmiyor mu zaman? Yoksa kaç yunus görmüş, kaç deniz gezmiş insanlar ne diye yüklesin umutlarını, sevinçlerini yeşil çimenler üzerinde yuvarlanan içi hava dolu bir kürenin sırtına… İşte o insanlardan biriydi Mustafa Çelik, bordo mavi renklere gönül vermiş, onlarla hayata tutunmuş bir yürek. Şanslıydı, ta en başından tanık olmuştu bu Yusuf masalına.. Ama aradan geçen yıllar onu şampiyonluğa susatmıştı.. Dile kolay çeyrek asırdan fazla zaman geçmişti.. Umutlarını yüklediği bordo mavi renkler zaman zaman yüksek uçsa da, türlü ayak oyunlarıyla sevinci, hasreti defalarca çalınmıştı. Hepsine katlanmıştı, kimsenin bilmediği nice sıkıntısı vardı belki de ama o hiçbirini Eskişehir’de oynanan bir maç kadar dert etmemişti.

Bundan tam beş yıl önce, tam bugün, tam da bu saatte, yine bir otuzuncu hafta maçından sonra, susadığı şampiyonluk gelmeyecek sandığı bir anda, incinen kalbi daha fazla dayanamadı.. Her şeyin üzerini örtebilirler, her şeyi yırtıp atabilirler ama bir gün, bir yere düşülmüş bir not, bir kitap içinde saklanan mektup ya da fotoğraf tek el ateş eder, ahenk bozulur her şey en başa döner.. Bu gün de o anlardan biri Mustafa Amca.. Biz şimdi öfkemizi senin anınla biletiyoruz.. Ve bu kirli düzene attığımız her golü senin hanene yazıyoruz.. Anılar ölümsüzdür Mustafa Amca, sen de!!!

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3  4  5  6 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 6