Efsaneler (64)

Hepimizin Van Basten, Gullit, Romario, Baggio dediğimiz zamanlardı. Daha Cantona, Ronaldo ( şişman ve gerçek olan ) henüz futbol arenasına çıkmamıştı. Şampiyonlar ligi 95 finalini hayal meyal izlerken hatırlıyorum kendimi. İsimsiz genç çocuklardan oluşan bir takım Milan ile oynuyordu. İsimsizler ama hiç de sırıtmıyorlar sahada. Yüzleri çok saf. Bıyıklarının bile çıktığı şüpheli bir çoğunun. Kaptanları çok babacan ama. Saçları da kıvırcık, güven veriyor. Birine benziyor! Evet evet Rijkard bu, futbol hayatının son demlerini yaşıyor. Baya bildiğin kafa kafaya mücadele veriyor o yıldızlar takımı Milan’a karşı. 

Zamanın en iyi futbol dergisi Fotospor kapağını Metin’in futbolu bırakışına ayırmış içeriden yine onu geçiyordu başlıklarında; ‘Futbolumuzun tavanındaki en güzel avize sönüyor!’ Kristal gecelerimizin ışığıydı o...

Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da ellerini öpmeye gelseydik ellerimizde çiçeklerle… Mütevazı; boynunu eğer utana sıkıla kabul ederdin biliyoruz. Evet kabul et… Bu çok bilmiş dünyada bu elindeki beş benzemezle bize sürkontur çeken hayata karşı yanında durmak isterdik…

Futbolda  İkibinli yılların başını özleyenler var mı ? Birçoğunuzun evet dediğini duyar gibiyim. Maçları, şampiyonluk hikayeleri ve henüz paranın hegemonya kurmadığı kulüpleri. O yıllarda henüz kapital düzenle yozlaşmayan futbolda kahramanlarımız vardı. Bu kahramanlardan iki tanesi o dönemler farklarını yeşil sahada ustalıkla gösteriyordu ve bunu şu anda unuttuğumuz ‘vefa ‘ ve ‘bağlılık’ kavramlarıyla sürdürmüşlerdi.

Beklemediğim bir anda telefonum çalmıştı. Arayan Araştırmacı-Yazar Fatih Sultan Kar’dı. ‘’Rizespor Tarihi’’ adlı kitabı yeni çıkmıştı. Haftasonu kitabının galası yapılacaktı ve beni de kitabının galasına davet ediyordu. İlk kez bir kitabın galasına davet edilmiştim ve çok heyecanlanmıştım. Hemen daveti kabul ettim ve o sevinçle telefonu kapattım.  

2005 yılıydı. İyi bir gazete okuru olan abim bir Trabzonspor dergisiyle beraber Goal dergisi de almıştı bir pazar günü. Güzel oyuna dair sevgim ve ilgim izlemekten çok daha fazlası oldu o günden sonra. Benim işime geldi. Okudum, alıştım, devam ettim, yeri geldi iyi kötü yazdım.

Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde, 1874 yılında Horland and Wolff firması tarafından inşa edilen, 1911 yılında ise Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi tarafından satın alınan ve edebiyatımızda Orhan Veli, Bedri Rahmi,  Rıfat Ilgaz ve Sunay Akın gibi ustaların eserlerinde rastladığımız Gülcemal Vapuru, 1914 yılında çıkan 1.Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesine asker taşıyarak vatani görevine başlamış oldu.  

Parma yakınlarında bulunan domuz ürünleriyle meşhur Carrera şehrinde dünyaya gelen Gianluigi yetenekleriyle Parma’nın kapısından içeri giriyordu. Asıl hikaye de Parma’nın hocası Malesani’nin Taffarel’in sakatlanmasıyla kaleyi bu 17 yaşındaki gence teslim etmesiyle başladı. Şans odur ki takımın ikinci kalecisi de sakattır yani kısaca Buffon’dan başka çare yoktur. Belki de futbol tanrıları böyle olmasını istemiştir. 

Doğum sertifikasında ismi Edison Arantes do Nascimento da olsa, ailesi tarafından Edson olarak çağrılan afacan çocuk, 11 yaşına kadar ayakkabı boyacılığı yaptı. Ailesinin ona Edson olarak seslenmesinin sebebi;  "İ" harfinin, nüfus memurunun hatası sonucu yanlış yazılmasıdır. Pek çok Brezilyalı aile gibi Edson’un ailesi de fakir bir aileydi. Brezilya’nın Gremio köyünde yaşayan bu ailenin yaramaz çocuğu Edson okula gitse de ayağından top, aklından futbol eksik olmuyordu.

Sayfa 2 / 8