Efsaneler (64)

“Önce Cuju vardı” diye başlıyor FIFA’ya göre tarih. Çin’de oynanan Cuju bugün futbolun en eski hali olarak kabul ediliyor. Buna rağmen “futbolun beşiği” terimi, futbolu Han ulusundan yüzlerce yıl sonra bulan İngiltere için kullanılıyor. Çünkü bizim bildiğimiz anlamda futbolu İngilizler buldu.

Pele, “futbol bir din olsaydı, kıblesi Wembley olurdu” derken pek haksız değildi. Fakat Pele bu sözü yıllar önce söyledi. Artık o kıble olabilecek, tarih kokulu, iki kuleli Wembley yerini AVM görünümlü yeni ve modern bir stada bıraktı ve artık futbolun yegane katedrali -bana göre- sarı duvarıyla Dortmund’un Signal Iduna Park’ıdır.

Pavel Nedved, Çeklerin ve Avrupa futbolunun unutulmaz futbolcusu. Uzun sarı saçları ve oynadığı bölgedeki  ofansif gücünün yanında defansif disiplini ile ve tam anlamıyla taş gibi futbolculuğuyla belleklerden asla silinmeyecek bir iz bırakan eşsiz isim.

Hepimizin Van Basten, Gullit, Romario, Baggio dediğimiz zamanlardı. Daha Cantona, Ronaldo ( şişman ve gerçek olan ) henüz futbol arenasına çıkmamıştı. Şampiyonlar ligi 95 finalini hayal meyal izlerken hatırlıyorum kendimi. İsimsiz genç çocuklardan oluşan bir takım Milan ile oynuyordu. İsimsizler ama hiç de sırıtmıyorlar sahada. Yüzleri çok saf. Bıyıklarının bile çıktığı şüpheli bir çoğunun. Kaptanları çok babacan ama. Saçları da kıvırcık, güven veriyor. Birine benziyor! Evet evet Rijkard bu, futbol hayatının son demlerini yaşıyor. Baya bildiğin kafa kafaya mücadele veriyor o yıldızlar takımı Milan’a karşı. 

Zamanın en iyi futbol dergisi Fotospor kapağını Metin’in futbolu bırakışına ayırmış içeriden yine onu geçiyordu başlıklarında; ‘Futbolumuzun tavanındaki en güzel avize sönüyor!’ Kristal gecelerimizin ışığıydı o...

Keşke şimdi yaşıyor olsaydın da ellerini öpmeye gelseydik ellerimizde çiçeklerle… Mütevazı; boynunu eğer utana sıkıla kabul ederdin biliyoruz. Evet kabul et… Bu çok bilmiş dünyada bu elindeki beş benzemezle bize sürkontur çeken hayata karşı yanında durmak isterdik…

Futbolda  İkibinli yılların başını özleyenler var mı ? Birçoğunuzun evet dediğini duyar gibiyim. Maçları, şampiyonluk hikayeleri ve henüz paranın hegemonya kurmadığı kulüpleri. O yıllarda henüz kapital düzenle yozlaşmayan futbolda kahramanlarımız vardı. Bu kahramanlardan iki tanesi o dönemler farklarını yeşil sahada ustalıkla gösteriyordu ve bunu şu anda unuttuğumuz ‘vefa ‘ ve ‘bağlılık’ kavramlarıyla sürdürmüşlerdi.

Beklemediğim bir anda telefonum çalmıştı. Arayan Araştırmacı-Yazar Fatih Sultan Kar’dı. ‘’Rizespor Tarihi’’ adlı kitabı yeni çıkmıştı. Haftasonu kitabının galası yapılacaktı ve beni de kitabının galasına davet ediyordu. İlk kez bir kitabın galasına davet edilmiştim ve çok heyecanlanmıştım. Hemen daveti kabul ettim ve o sevinçle telefonu kapattım.  

2005 yılıydı. İyi bir gazete okuru olan abim bir Trabzonspor dergisiyle beraber Goal dergisi de almıştı bir pazar günü. Güzel oyuna dair sevgim ve ilgim izlemekten çok daha fazlası oldu o günden sonra. Benim işime geldi. Okudum, alıştım, devam ettim, yeri geldi iyi kötü yazdım.

  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1  2  3  4  5  6  7  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
Sayfa 1 / 8