Efsaneler (64)

Ksanthippi(Socrates’in eşi):Seni haksız yere idam edecekler Socrates!

Socrates: Ne yani! Bir de haklı yere mi idam edilseydim!”

Daniel Passarella 174 cm boyuyla bir defans oyuncusu için hiç de uzun sayılmazdı. Kule gibi savunma oyuncularını düşününce kısa olarak bile tanımlanabilirdi. Buna rağmen çok az sayıda savunma oyuncusu hava toplarına onun kadar hakimdi.

Hem oynadığı kulüplerde, hem de milli takımda kornerden veya serbest vuruşlardan gelen toplarda onlarca kafa golü attı. Hakimiyet sadece havada değil sahanın her yerindeydi. Belki de bu sayede genç yaşında kaptan oldu ve ‘’El Grand Capitan’’ yani büyük kaptan lakabını aldı.

Futbol tarihinde pek çok efsane oyuncu vardır. O oyuncular kulüp ve taraftarlar için çok önemlidir. Öyle ki o oyuncunun adı doğan çocuklara isim olarak verilir. Ben sizlere bu efsanelerden biri olan Francesco Totti'yi anlatmaya çalışacağım.

Hristo Stoichkov, Bulgaristan tarihinin tartışılmaz en büyük futbolcusudur. Onu herkes efsane haline geldiği Avrupa’ya kendini tanıttığı Barcalona’dan hatırlar. Gerek sol tarafta gerek forvette bazen ortada oynuyordu. Muhteşem sol ayağıyla attığı goller özellikle aşırtmaları ve frikikleri hala herkesin hafızasındadır. Tabi bir de söylediği sözler ve saha içindeki davranışları da hafızalardadır.

 

Yazının ikinci ve son bölümü. Öz kardeşten farkları olmayan bu iki Efsane oyuncudan Cemil Usta’nın hikayesinde sıra..

Cemil Usta, Bekir Barçın gibi 1951 yılında Trabzon’un Arafilboyu mahallesinde dünyaya geldi. Futbolla mahallesinde tanıştı.

Trabzonspor’un efsane kadrosunun unutulmaz iki futbolcusu: Bekir Barçın ve Cemil Usta. İki efsanenin de hayat hikayeleri birbirine o kadar yakın ki, onları aynı başlıkta kullanmak galiba daha doğru olurdu. Yazının ilk bölümünde Bekir Barçın’ın hikayesi var…

Heredot’un anlattığına göre, Firavun lll. Sesostris tüm Avrupa ve Asya’yı egemenliği altına aldıktan sonra, savaşta kazanan halkların bayraklarına bir penis sembolü ekletip kaybeden halklarınkine onları aşağılamak için bir vajina resmi kazıttı. Kazanmak ve kaybetmenin arasında cinsiyetçi bir olgu yarattı kendince.  Ve kazanmak böylece tanrının verdiği yetkiyle erkeği temsil ediyordu artık. Bu tanrısal veri üzerine inşa edildi dünya.

Futboldaki rekabet ideolojisi de bundan pek farklı değil. Her şeyiyle kazanma üzerine kurulu bir evren futbol da. Bu yüzden futbol oyun olmaktan çıkıp bir “kazanma” arenasını dönüştü. Ve kazanan her zaman ilahlaştırıldı. Ta ki kaybedene kadar. Ve kaybeden biliyordu ki, bütün ilahi vasıflarını elinden almak için yarışan  “tanrı deviriciler” ordusu onu bekliyor.              

Bu O’nun hikayesi. O, Zizou yani Zinedine Zidane.

Muhte­şem top kontro­lü, eşi görülmemiş dürtme pasları, oyun görüşü ve her iki ayağını da kullanabilmesi onu bir numara yapan özellikler. Mükemmeliyetçi, cesur, yardımsever, çalışkan ve her zaman daha iyisini arayan bir karakter Zinedine Zidane

 

Sayfa 7 / 8