Efsaneler (64)

1974-1975 sezonunda 1. Lige merhaba diyen Karadeniz Fırtınası sadece bir yıl sonra İstanbul takımlarının saltanatını yıkarak ipi göğüslüyor ve Anadolu'dan çıkan ilk Şampiyon unvanını kazanıyordu. 1976-1977 sezonuna da en büyük şampiyon adayı olarak giriyordu. Artık ülkesini en büyük kupa olan ''Şampiyon Kulüpler Kupası'nda'' temsil edecekti bu şehrin yürekli çocukları. 

Hayatım boyunca hiçbir yazıya başlarken bu kadar zorlanmamıştım doğrusu. Kalem elimde yaptığım denemeler, birçok beyaz sayfanın çöp tenekesini boylamasından fazlasını sağlamadı. Dozer’i bile anlatmak daha kolaydı hâlbuki… O sırada Yeni Türkü’den ‘’Biz büyüdük ve kirlendi dünya’’ çalmaya başladı arka plandaki radyoda. Bundan daha iyi zamanlama olamazdı kesinlikle. Gözümün önüne 2010-2011 sonrası teke teker gemiyi terk edenler geldi önce. Selçuk İnan, Umut Bulut, Egemen Korkmaz, Engin Baytar, Burak Yılmaz ve en sonunda kaptan Tolga Zengin. Bir onların söylemleri ve gidiş şekilleri, bir de Fenerbahçe’ye giderken havaalanına kadar omuzlarda taşınan Ali Kemal Denizci…

8 Ocak 1997. League Cup yarı final 2. maçı. Rakip FC Middlesbrough. Liverpool menejeri Roy Evans oyundan Rob Jones'u çıkardı. Bu değişiklik, Liverpool tarihinde bir dönüm noktası olacaktı ama Evans bundan henüz habersizdi. Oyuna 19 yaşındaki James Lee Duncan ya da bizim bildiğimiz adıyla Jamie girdi. Jamie Carragher. Carra.

Gabiel Omar Batistuta. Dünyanın en çekici futbolcu isimlerinden biri gibi değil mi ? Bir de üstüne efsane spiker Carlo Zampa'nın o ismi haykırışı vardır ki Batistuta'yı bir daha isteseniz de unutamazsınız. Bati, Bati, Bati, Bati, Bati, Bati, Bati, Bati Batigoooooooool diye bağırmaya başladı mı yeryüzünün titrediğini hissederdiniz. Batistuta gibi bağırılmayı belki çok futbolcu hak etti ama en çok ona yakıştı. Formasından saçlarına kadar stil sahibi olan Batistuta, 90 neslinin kalbine ve beynine öylesine saplanmıştı ki Carlo Zampa kadar olmasa da herkes bu ismi futbol sahalarının her hangi birinde kesinlikle bağırmıştır.

Trabzonspor’un Türk futboluna damga vurduğu altın yıllar ve o altın yılların hiç değişmeyen üç ası. Şenol Güneş, Turgay Semercioğlu ve Necati Özçağlayan.. Üç bölümden oluşan bu yazı dizimizin ilkinde Şenol Güneş’in hayatı var.

İstikrar Abideleri yazı dizimizin ikinci bölümünde Turgay Semercioğlu’nun hikayesi var. O Trabzonspor’a ve Türk futboluna adını altın harflerle yazdırmış, efsane kelimesinin tam karşılığıydı. 1973 yılında tanıştığı Trabzonspor formasını 15 yıl üstünden çıkarmayacak ve görevini layıkıyla yerine getirecekti. Trabzonspor’un efsane yıllarında kazanmış olduğu, 7 lig şampiyonluğu (1 ikinci lig- 6 birinci lig) , 6 Cumhurbaşkanlığı kupası, 3 Türkiye Kupası, 3 Başbakanlık kupası ve bir kez düzenlenen Kıbrıs Barış kupası başarılarında hep o vardı. 600’den fazla maça çıktı. A Milli takımda artarda 29 kez oynama rekoru hala kırılamadı. Şenol-Turgay-Necati üçlüsünden, Turgay Semercioğlu’nu ziyaret ettim. Ben sordum, Turgay Semercioğlu samimi, içten cevaplar verdi. Yazımızın birinci bölümünden farklı olarak hayat hikayesini kendi ağzından dinleyelim.

Neden ayrılır insan sevdiğinden? Ya da neden zorla ayrılır etle tırnak birbirinden? Ait olduğu ve olması gerektiği yerden neden birdenbire sıyrılıp gider insan? 
Kimilerine göre hiçbir şey anlam ifade etmeyen ve duygu bağından yoksun olduğu savunulan futbolda, ayrılık duygusu en içtenliğiyle işlenir bazen...  Bazense en büyük aşklarda yaşanmayan duygular futbolda yaşanır. En büyük aşıkların ayrılmasından daha da etkilidir bazen bir futbolcunun ait olduğu yerden ayrılması...
Peki seven neden terk eder sevdiğini? Gerard, Xavi, Del Piero, Casillas, Schweinsteiger, Raul ve diğerleri gibi...

Simon Cuper ne demişti? "Futbol asla sadece futbol değildir."
Kimileri eksik bir şeyleri arar futbolda,
Kimileri geçmiş yıllarını
Kimileri ise bir anlam arar yeşil sahalarda.
Yani "futbol asla sadece futbol değildir."

Sayfa 5 / 8