Efsaneler (64)

Bir önceki İtalyan savunması yazımızdan sonra bu konuya tekrar geri dönmek elzem diye düşündüm. Önceki yazıda son savunma jenerasyonundan bahsetmiştik. Şimdi ise o son jenerasyona bayrağı devreden adamlardan  birisine değineceğiz. Hatta en iyisine Franco Baresi’ye.

Geçenlerde gol videoları izlerken Hugo Sanchez takıldı gözüme. O kadar isim yazdık Meksika’nın dünya futboluna armağan ettiği yıldızların en başında gelen Hugo Sanchez’i nasıl yazmadık diye sordum kendime. Sonra karaladım bir şeyler.

Bu öykü, hayvanların konuşabildiği, köpeklerin tasmalarının sosisten yapıldığı, terzilerle prenseslerin evlendiği ve çocukların dünyaya leylekler tarafından getirildiği, o çok eski ve unutulmuş zamanlarda geçen, bir varmış bir yokmuş masalıdır, herkesin çocuklarına anlatması gereken.

Ankaragücü’nde oynuyorum. 1972-73 sezonu Türkiye Kupası yarı final maçı. İstanbul’da Fenerbahçe’yle karşılaşıyoruz. Hakem henüz 20. dakikada üç oyuncumuzu birden (Erman Toroğlu, Metin Yılmaz ve Selçuk Yalçıntaş) oyundan attı. Sekiz, kaleciyi saymazsak yedi kişi oynayacağız. Soyunma odasında herkes birbiriyle tartışıyor. “Belli kişiler savunma yapsın” dedik. Ben de çek – balans (kuvvetler ayrılığı denge prensibi) oynadım. Savunma yaptı arkadaşlarım. Pozisyon oldu, bir top alıp götürdüm; Fener’in savunması bana göre zayıftı, golü son dakikada attım ve maçı 2-1 kazandık.

“Bazı insanlar futbolun bir ölüm kalım meselesi olduğunu iddia ediyor. Sizi temin ederim ki futbol çok daha ciddi bir mesele.”

Osmanlı Devleti henüz yıkılmamıştı.

İstanbul çapında maçlar devam ediyordu. Lig devam ederken, savunma sanayi işçileri ve işçi yetiştiren okullar, kulüp kurmak istiyorlardı.

Uzun yıllar önce, insanın daha insan olduğu zamanlardı. Futbol da bu kadar profesyonel değildi. Samsunspor o yıllarda şampiyonluğa oynardı.

Her büyük kulübün tarihinde çok başarılı bir antrenör öne çıkar. Örneğin Real Madrid'de Munoz, AC Milan'da Sacchi, Ajax'ta Michels önemli zaferlere imza atmış isimlerdir.

Sayfa 3 / 8