Çamaşır Suyu ile Tişört Arkasına İsim Yazdırtan Dokunuş

Hepimizin Van Basten, Gullit, Romario, Baggio dediğimiz zamanlardı. Daha Cantona, Ronaldo ( şişman ve gerçek olan ) henüz futbol arenasına çıkmamıştı. Şampiyonlar ligi 95 finalini hayal meyal izlerken hatırlıyorum kendimi. İsimsiz genç çocuklardan oluşan bir takım Milan ile oynuyordu. İsimsizler ama hiç de sırıtmıyorlar sahada. Yüzleri çok saf. Bıyıklarının bile çıktığı şüpheli bir çoğunun. Kaptanları çok babacan ama. Saçları da kıvırcık, güven veriyor. Birine benziyor! Evet evet Rijkard bu, futbol hayatının son demlerini yaşıyor. Baya bildiğin kafa kafaya mücadele veriyor o yıldızlar takımı Milan’a karşı. 

Oyuna genç bir çocuk daha giriyor 15 numarası ile. Hocası yüzüne karşı anlamlı anlamlı bakıyor.. “ İnanmıyorsan seni maça sokmayayım” der gibi bakıyor ve birkaç şey diyor... Pozisyonlar buluyor bu mütevazi takım ama gol yok. Simone ile tehlike yaratmaya çalışıyor burnu havada Milan. Maçın  son dakikaları, herhalde uzayacak diyoruz! O da ne! Soldan top ortaya doğru geliyor ve top Rijkard’da kalıyor, o da topu ceza sahası çizgisi üzerinde bekleyen oyuna sonradan girmiş 15 numaralı o çocuğa veriyor. Çocuk topu yumuşatarak önüne alıyor birileri omuz falan vuruyor, boğuşuyor gibi, düşmüyor, ayakta kalıyor, işte biri ayağına kaydı ama o yine ayakta! Ve ve karşısında sadece kale var ama düşecek gibi, son anda evet evet son anda düşerken ayağını uzatıp ucuyla ittiriyor topu. Top zıp zıp zıplıyor kalecinin ayaklarının üstünden geçiyor kaleye yöneliyor! Gol mü?  Evet gol! Goool goool gooolll…

18 yaşındaki bu çocuğun uzatmada attığı gol ile ayaktayız, onun formasını çıkarma çabasıyla sevinmeye çalışması akıllarımıza yer ediyor, çıkmıyor bir türlü aklımızdan. Mütevazi takım bir kez daha paralı havalı takıma galip geliyor. Tıpkı gönül verdiğimiz takımın bir zamanlar İstanbul takımlarına karşı yaptığı gibi. Kupa Ajax’ın oluyor. Daha sonra isimlerini çok sık duyacağımız Reiziger, Davids, Seedorf, Finidi, De Boer kardeşler ve Litmanen’li kadro kupayı ellerinde kaldırırken golü atan Patrick Kluivert, 14 yaşında bir ortaokul son sınıf öğrencisi olan bendenizin hafızasında büyük bir yer ediniyor o yaşta yaptığı bu büyük işle…

      

                          

Şampiyonlar Ligi finalinden sonra Ajax ve futbolcuları aramızda popüler olmaya başladı. Fakat sonradan oyuna girip golü atan Kluivert henüz Seedorf ya da Litmanen kadar popüler değildi. 1 sene daha Ajax’ta süre alması gerekti kendini ispatlaması için. Son anda ittirerek topu ağlara göndermesi, futbolcu olma hayali kuran biri olarak rüyalarıma girip durdu. Her yerde dilimde Kluivert ile dolaşıyordum. Matematik defterimin arka kapağının içine kadrosunu yazıyordum Ajax’ın. Kluivert gibi oyuna sonradan girip maçı alan bir futbolcu olmak istiyordum. O’nu henüz kimse tanımıyorken mahalle maçlarında gol atınca Kluivert diye bağırıyordum.

Onu herkese tanıtmayı kafama koymuştum. Siyah bir tişörtüm vardı, Dsi Spor’un antrenmanlar için verdiği. Aklıma müthiş bir fikir gelmişti: O zamanlar forma arkasına isim yazdırmak çok moda değil hatta çok zor ve pahalı. Siyah tişörtün arkasına kaç defa yıkanırsa yıkansın çıkmayacak bir KLUIVERT yazmak geliyor aklıma. Evet çamaşır suyu. Kulak çöpünü alıp çamaşır suyuna batırarak siyah tişörtümün arkasına KLUİVERT yazdım. Sonra hemen giyip mahallede maç yapmaya parka gittim. “Bu adamı tanıyacaksınız, çok meşhur olacak” dercesine o tişörtü her mahalle ve halı saha maçında giydim durdum. Mahallede bir akımın öncüsü oldum böylece. Herkes tişörtünün arkasına bir isim yazdırmaya başladı, hatta Kluivert yazdıranlar bile oluyordu. Kluivert’in bir sonraki yıl Ajax’ta daha fazla forma giymeye başlamasıyla!

 

 

96 Avrupa Şampiyonasında Fowler ile beraber izlemek istediğim oyunculardan biriydi Kluivert ama maalesef Fowler gibi O’na da çok fazla doyamadık. Kendisini Dünya futboluna iyice kabul ettirmesi için 2 yıl daha geçmesi gerekmişti. 98 Dünya Kupası Kluivert’ın akıllarda büyük yer edindiği bir şampiyona olmuştu. Artık  arkadaşlarla yaptığımız futbol sohbetlerinde Kluivert’ten konu açıldığında daha bir gururluydum söze başlarken. Kimse bilmiyorken ben ismini yazmıştım tişörtüme ne de olsa.

 

 

Kluivert o rüya takım Ajax’tan sonra çokça büyük takım gezdi, dolaştı. Barcelona’da iyi bir performans da gösterdi fakat benim aklımda O hep Ajax altyapısının Reiziger, Davids ve Seedorf ile birlikte bize sunduğu meyvelerden biri olarak yer etti..

 

 

 

 

Bu kategoriden diğerleri: