Highbury Kralı Thierry Henry

2005 yılıydı. İyi bir gazete okuru olan abim bir Trabzonspor dergisiyle beraber Goal dergisi de almıştı bir pazar günü. Güzel oyuna dair sevgim ve ilgim izlemekten çok daha fazlası oldu o günden sonra. Benim işime geldi. Okudum, alıştım, devam ettim, yeri geldi iyi kötü yazdım.

Kariyerinin doruk noktasında. Altın ayakkabıyı kazanmış. Premier Lig’i silip süpürüyor. Akla gelebilecek her şekilde gol atıyor. Uzaktan, yakından, sağ ayak, sol ayak, topuk, kafa, dribbling yaparak... FIFA 2005 oyununda da en güçlüsü o (Overall:97, 5 yıldız). Onun yılı anlayacağınız. Goal’e kapak olmuş, hediye olarak posteri veriliyor, özel röportajı dergi içeriğinde. Künyesinde güçlü yanları yazmakla bitmiyor. Zayıf yanları ise formaliteden doldurulmuş gibi; “Oyun tarzında kibirli görünebilir."  (!)

 

Renault Clio reklamında oynayıp “What is the va va voom?” (Va va voom nedir) diye sorarak cevap arıyor, Goal de bu slogan üzerinden konuya değiniyor. Renault hıza vurgu yapmak için hemşehrisi Henry’den ideal bir reklam yüzü bulamazdı doğrusu. Ki bu sözcük yazılanlara göre İngiliz literatürlerine de “hızlı” anlamında giriş yapmıştı. Tabi iki Henry sayesinde...

Euro 2004'te İsviçre'ye üst üste iki gol atmasının ardından İsviçreli kaleci Jörg Stiel'e Henry'yi özel kılan şeyin ne olduğu sorulmuş o da; "Çoğu futbolcu şut atarken topu ve rakiplerini izlemekle fazlasıyla meşgul olup, kaleyi göremiyor, hedefi güçlükle seçiyorlar. Ama Henry defansları geçmek için koşarken bile mükemmel bir top kontrolüne sahip. Başını kaldırıp nerede olduğunuzu görecek kadar zamanı oluyor." demişti. Henry'nin nadiren sert vuruşlar yapma ihtiyacı duyması bundandı. Topu kalecinin uzanamayacağı bir noktaya atıyordu.

Arsene Wenger, Monaco'dan da öğrencisi olan Henry'yi Arsenal'in başına geçince Juventus'tan almış, bir kanat oyuncusundan dünyanın en iyi santraforunu ortaya çıkarmıştı. Zirve yaşantıları geçtiği an futbolcularını bir servet karşılığında satan Wenger onu da 29 yaşındayken 24 milyon Euro'ya Barcelona'ya satmıştı. Arsenal'deyken 2006 yılında finalde kaybettiği takımın forması ile 2009 yılında Şampiyonlar Ligi Kupasını kazanarak kariyerindeki tek eksiği de tamamladı. Dünya Kupası, Avrupa Şampiyonluğu, Premier Lig Şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi. 

Fransa'yı 2010 Dünya Kupası'na götüren İrlanda'ya elle attığı gol "Küçük Tanrı'nın Eli" gibisinden sükse yapmış, dünyanın zirvesindeki golcü ağır eleştirilerin hedefi olmuştu. Her ne kadar bu eleştiriler en sonunda kendisine "Futbolu bırakmayı düşünüyorum" dedirtse de pek samimi bulunmadı. Nitekim futbola devam etti.

 

 

Ancak o gol Henry'nin mükemmel seviyesinden düştüğünü göstermeye yetmişti. Zira eski Henry elle oynamaya ihtiyaç duymaz, İrlanda'yı ter idmanında oynarcasına yenerdi.  Simon Kuper'in "Tanrıların -Pele, Maradona, Cruyf, Zidane- yanında değil ama ikinci sırada. Platini, Best ve kendi kahramanı Marco Van Basten'in yanında" şeklinde tanımladığı Dünya ve Avrupa şampiyonu 14 numara 2015'in sonunda yeşil sahalara veda etti.

12-13'lü yaşlarıma denk gelen yıllarda televizyon başında efsane Highbury stadında attığı golleri izlerken, kamera açısından dolayı "Canım ne var ki bunlarda" diyor aynısını plastik kames marka topla okul bahçesinde yapmaya çalışıyordum. Çünkü bu adam 105 metrelik sahada rakiplerine tozunu yutturuyor, topa plastik muamelesi yapıyordu. 5. sınıftaki bir öğrencinin 1. sınıftaki öğrenciyle mücadelesi gibi bir şeydi bu. İlk 11'de olduğu gün Arsenal rakibini çıkış tünelinde yener, haksız rekabet nedir ele güne gösterirdi.

O benim nazarımda dünyanın gelmiş geçmiş en klas, en karizma futbolcularından...