Dünyanın En Mutlu Çocuğu

Bir zamanlar birkaç dakikalığına dünyanın en mutlu çocuğuydum…

Çok şanslıyım ki küçüklüğümden beri futbolun içinde olan bir çocuktum ben. Haftasonları babamla beraber antrenmana gitmek en büyük zevkimdi. 5 yaşında başlamıştım futbol oynamaya. Keşke ilk antrenmana gittiğim günü hatırlayabilseydim. Önce kum sahada antrenmana çıkıyordum bir grupla, ardından çim sahada başka bir grupla antrenmana çıkıyordum. Çim saha antrenmanı en büyük zevkimin de en büyüğüydü.

Lise çağına gelene kadar hayatımdaki duygular futbolla şekillenmekteydi. Umutlarım, beklentilerim, sevinçlerim, üzüntülerim hep futbol temelliydi.

Babam eve geldi bir gün. Dedi ki; “Trabzonspor’un bu hafta maçı İstanbul’da ve antrenmanlarını Bakırköyspor’un tesislerinde yapacaklar.” İnanılmaz mutlu olmuştum.  Yattara’ya “fotoğraf çekilebilir miyiz” demek için İngilizce çalışmaya başlamıştım bile. Ne yazık ki antrenmanı bizim tesislerde yapmamışlardı ama hayalini kurmam bile çok güzeldi. Ama talih bana bu konuda bambaşka bir sürpriz hazırlıyordu

2008 yılıydı, 6.sınıftaydım. Okul takımının kalecisiydim. Çok iyi bir kadromuz vardı. Bahçelievler şampiyonu ve İstanbul şampiyonu olmuştuk. Yetmemişti bir de Bölge Şampiyonu olmuştuk. Türkiye finalleri İstanbul’daydı. Hedefimiz yüksekti çünkü gerçekten çok iyiydik. Ben de fena değildim hani. 10 küsür maç gol yemediğim dönemler vardı. Turnuva sonuna yaklaşmıştık. Hedefimiz şampiyonluktu ancak yarı finalde kaybetmiştik.  3.lük maçı oynayacaktık.

Maç Beşiktaş İnönü Stadı’nda olacaktı. Ve maça Zidane gelecekti. Bizden sonraki final maçının galibine kupayı o verecekti.

Artık bildiğim ve yaşadığım her şeyi unutma vaktiydi. Maç başlamıştı. Oyuna iyi konsantre olan bir kaleciydim her zaman ama bu maç sanki aklım başka bir yerdeydi. Maçımız devam ederken kenarda bir hareketlilik oldu. Maça bakıyordum ama aklım, kenardaki hareketlilikteydi. Derken hareketlilik duruldu. Dünya’nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından Zidane, kenardaydı. Kaleyi açıyorum beyler ne yapıyorsanız yapın benim bu adama biraz daha bakmam lazım! - Trabzon’daydık, 7 yaşındaydım. Kuzenimle Play Station 1 oynamıştık fakat yatma vaktiydi. Hala oynamak istiyordum bu yüzden uyuyamadım. Kuzenim dedi ki “şimdi uyu, yarın sabah Zidane’ı transfer edeceğiz”. -

İşte o Zidane’ı görebiliyordum. Tarifi mümkün müdür bilemiyorum ama tarif edemem o duyguyu size. Maç bitti. Yenmiştik. Türkiye 3.sü olduk iyi güzel ama hadi artık şu adamın yanına gidelim beyler.

Takımca fotoğraf çekilecektik. Zidane’dan uzak kalmıştım. Bir an düşündüm, şuan bu adamın yanına gitmezsem hayatım boyunca içimde kalabilir. Hızlıca, ite kaka geçtim Zidane’nın yanına. Artık yanındaydım. Oyunlarda transfer etmek istediğim, televizyonlarda izlediğim, evet Materazzi’ye kafa atan adam, tam yanımdaydı. Yanındaki turuncu formalı bendim. Dokunuyordum ona, rüya falan değildi. Kalbim durmuştu belki de bilmiyorum.

Anlattığım bu birkaç dakika belki de hayatımda bir daha hiç yaşamayacağım bir anıydı benim için. O an dünyanın en mutlu çocuğu bendim. Zidane’nin koruması olduğunu tahmin ettiğim siyahi birine “Hello” dedim, o bile ayrı bir mutluluktu.

Bir iki sene önce Madrid’e gidecektim, kalacak yer bulamıyordum. Zidane’a instagramdan yazayım dedim. Olmaz ama belki olur. Hukuk öğrecisiyim, Madrid’e gelmek istiyorum ancak kalacak yer bulamıyorum. Madrid’teki tek arkadaşım sensin, belki yardımcı olabilirsin dostum yazmıştım. Görmedi ve cevap da yazmadı.

Hiç sorun değil kendisi beni yıllar önce en mutlu çocuk yapmıştı...

 

Yazan : Ekrem Kılıç