Tanrıyı Devirmek

Heredot’un anlattığına göre, Firavun lll. Sesostris tüm Avrupa ve Asya’yı egemenliği altına aldıktan sonra, savaşta kazanan halkların bayraklarına bir penis sembolü ekletip kaybeden halklarınkine onları aşağılamak için bir vajina resmi kazıttı. Kazanmak ve kaybetmenin arasında cinsiyetçi bir olgu yarattı kendince.  Ve kazanmak böylece tanrının verdiği yetkiyle erkeği temsil ediyordu artık. Bu tanrısal veri üzerine inşa edildi dünya.

Futboldaki rekabet ideolojisi de bundan pek farklı değil. Her şeyiyle kazanma üzerine kurulu bir evren futbol da. Bu yüzden futbol oyun olmaktan çıkıp bir “kazanma” arenasını dönüştü. Ve kazanan her zaman ilahlaştırıldı. Ta ki kaybedene kadar. Ve kaybeden biliyordu ki, bütün ilahi vasıflarını elinden almak için yarışan  “tanrı deviriciler” ordusu onu bekliyor.              

Vezüv’ün püskürmesiyle haritadan silinen Pompei’de taş kesilen insanlar tanrıların lanetinin sembolü olarak gösterilmektedir hala ve yüz yıllardır Vezüv yanardağının lanetiyle lanetlenen Napoli, tanrısını bekledi çok uzun bir süre. O Vezüv ki Trakyalı Spartacus’ü ve birlikte Capua'daki gladyatör okulundan kaçtığı 76 arkadaşını saklamıştı.

Yeni bir ilahi kahramanın onun eteklerinde yürümesi için yirmi yüzyıla yakın bir zamanın geçmesi gerekiyordu.  “Bana ihtiyaç duyulmasına ihtiyacım var.”diyen bu ilahi kahraman Güney İtalya’ya 20. Yy’ın son çeyreğinin başlarını biraz geçe adım atıyordu. Bu güne kadar sahalardan başı önünde ayrılan Güneyliler, bu bastı bacak futbol tanrısıyla şaha kalkıyor, Kuzey’e karşı amansız zaferler almaya başlıyordu. Maradona, Napoli’de Aziz Maradona adını alırken Napoli azizi Gennaro, artık aziz Gennarmando olarak telaffuz ediliyordu. Spartacus’ten sonra Vezüv’ün eteklerinde yürüyen bu ilahi kahramanının; başında Meryem Ana tacı, sırtında kutsal manto, altında şort olan posterleri sokakları süslüyorken, bir yandan da Kuzey İtalya kulüplerinin temsili tabutları veya Silvio Berlusconi’yi gözyaşları içinde gösteren hatıra şişeleri satışa sunuluyordu. 

 

Güneylilerin lanetini kaldıran bu ilahi yaratığı, Kuzeyliler kıskançlıkla izliyor, hafif kilolu olmasından dolayı Milanolular onu “kıvırcık saçlı jambon”olarak anıyordu.

Diego Napoli’den ayrılmak istediğinde; Napoli halkı Maradona’nın balmumundan heykellerine iğneler batırarak ona büyü yapmak istedi. Halkın ve mafyanın elinde sıkışıp kalan bu futbol ilahının kokain kullandığı haberi patlak verdi ve o artık şöhret peşinde olan kokainman bir züppe olarak anılmaya başladı. Aziz Maradona ismi artık Marakoka’ya dönüşmüştü. 

                                                     

 

 

İtalya’nın Güneyindeki laneti kaldıran, İngilizlerin başını döndüren bu ilahi kudret artık bir düzenbaz olarak lanse edilmeye başlamıştı. 

 

                                                                   

Ona tapanlar inançlarını kaybetmiş, çocuklar düşlerinden olmuştu. O artık sıradan bir ölümlüydü. Fakat onun vazgeçmek gibi bir niyeti yoktu. Kokainden aldığı cezayı çektikten sonra yangın yerine dönen Arjantin’i 94 dünya kupasına götürmüş herkese işte ben buradayım diyecekken malum efedrin olayı patlak vermişti. Latin yazar Eduardo Galeano Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında ondan şöyle bahsedecekti : “Oynadı, kazandı, ama çişini yapınca kaybetti. Tahlil sonucu idrarında efedrin bulunması Maradona’nın 94 dünya Kupası’nı çok kötü bir biçimde kapatmasına neden oldu.”

Sonunda Maradona, 94 Dünya Kupası’ndan ihraç edilince, çim sahalar en çok alkış toplayan bu dik başlı ilahını kaybetti.

 

Tanrıları devirme zevki onlara sahip olmak ihtiyacıyla doğru orantılıdır. İspanya’da oynarken, Goycochea, Maradona’ya topsuz alanda arkadan tekme atarak onun birkaç ay sahalardan uzak kalmasına neden olduğunda onu gururla gösteren parmakların sayısı oldukça fazlaydı. Üstelik tüm dünyada birçok kişi, kendini beğenmiş şöhret budalasının devrilişini coşkuyla kutlamış.

                                                                                      

 

Bu nefret yalnızca bununla sınırlı değildi:  90 Dünya Kupası’nda Arjantin Almanya karşısında yenilgiye uğradığında İtalyan seyircisi sanki İtalya büyük bir zafer kazanmış gibi sevinmişti.

Daha sonraları Buenos Aires’te televizyon Maradona’nın tutuklanışını canlı olarak yayınladığında onun polis tarafından götürülüşünü bazıları adeta bir futbol maçı seyreder gibi zevkle izlemişti.

Kazanmayı zorunlu kılan asrın soğuk rekabet ideolojisi, kaybedeni her zaman yok etmek isteyecektir. Bu tanrı bile olsa!!               

                                 

Bu kategoriden diğerleri: