Bir Efsane, Bir Dolandırıcı, Bir Sanatçı

Aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır mı? Bu soruyu dünyanın en önemli düşünürlerinden olan Sokrates, başka bir sofist filozof ve çağdaşı olan Euthydemos’a sormuş. O da: “Elbette aldatıcı olan ahlaksızlık sayılır” diye yanıt vermiş. Sorgulayıcılığı ve yolda karşılaştığı insanlara sorduğu tuhaf sorularla bilinen Sokrates ise bu cevaptan memnun kalmamış. “Ya bir arkadaşın kendisini çok kötü hissediyorsa ve kendini öldürebilecekse, sen de onun bıçağını çalarsan ve bıçağını görüp görmediğini sorduğunda görmediğini söylersen, bu durum da aldatıcı bir edim olmaz mı? Şüphesiz ki olur. Fakat böyle yapmak ahlaksızca değil de ahlaki değil midir? Ahlaki olup olmadığına dair görüş göreceli olsa da bu aldatıcı edim kötü değil, iyi bir şeydir.” Eli kolu bağlanan Euthydemos aldatıcı olan her şeyin ahlaksızlık sayılmayacağını kabul ederek yoluna devam etmiş.

Bu kısa hikâye ahlakı sorgulamanın dışında tekdüze düşünce sistematiğinin insanları doğru sonuçlara ulaştıramayacağını anımsatır bana. Benim bu hikâyeden çıkardığım sonuç gibi bu hikâyeyi dinleyen ve farklı sonuçlar çıkaran onlarca insan mevcuttur dünya üzerinde. Bunlardan birisi de, bu hikâyeyi tahminimce çocukluk yıllarında okuyup kendine göre güden Carlos ser’di. İyi futbol izleyicilerinin çoğu böyle bir futbolcuyu daha önce hiç duymamış olsalar da, Kaiser hem Brezilya futbolunun, hem dünya futbolunun bir efsanesidir.

Resmi kayıtlara göre 2 Nisan 1963, kendisine sorarsanız 2 Temmuz 1963 tarihinde, Brezilya’nın güneyindeki Rio Grande Do Sul bölgesinde, Porto Alegre şehrinde Carlos Henrique Raposo adıyla bir çocuk dünyaya geldi. Ama biyolojik anne babasıyla değil onu evlat edinen başka bir aileyle büyüdü. Çocukluk yıllarını sokaklarda top peşinde koşarak geçirdi ve geçirdiği zamanların yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki yıllar geçtikçe topa vurmaktan imtina etti. Sokaklarda başlayan futbol yaşamı 10 yaşında bir scout tarafından keşfedilip Botafogo altyapısına alınmasıyla değişti ve sonrasında dünya futboluna adını ilginç bir şekilde yazdırdı.

24 yıl boyunca profesyonel futbolculuk yapan “İmparator” lakaplı Brezilyalı, ülkesinde Botafogo ve Fluminense gibi takımların yanı sıra Meksika, ABD ve Fransa’da da birçok kulüpte forma giydi! “Forma giydi” demek biraz garip kaçabilir, çünkü birçok kulüpte tek bir maça dahi çıkmadan futbol yaşamını sonlandırdı. Onun tek istediği vardı: futbolcularla beraber görkemli bir yaşamın içerisinde yer almak ve bunu yaparken bir kez dahi topa vurmamak.

Carlos Kaiser (ortada)

Onun hikâyesini futbolculuk döneminde aynı takımlarda yer aldığı futbolcu arkadaşları şöyle anlatıyor;

America takımında birlikte forma giydiği Mauricio de Oliveira Anastacio, “Tek isteği bu görkemli hayatı yaşamaktı” diyor. “Bir futbolcu olarak anılmak, tüm bu şaşaalı sahnenin bir parçası olmak ve bunu yaparken sorumluluk almamak istiyordu.” Ve yoğun uğraşlar sonucu bunu başardı.

Kaiser, lakabını da Almanların efsane oyuncusu Franz Beckenbauer’den esinlenerek almış. Fluminense’de birlikte oynadığı Marcio Meira, ona kısaca Brezilya futbolunun “171”i diyor. Bu sayı, dolandırıcılık sebebiyle ceza almış insanlara hapishanelerde verilen numarayı simgeliyor. “Bence onu en iyi anlatan sayı bu” diyor Meira: “İnsanları nasıl ikna edeceğini çok iyi biliyor. Sizinle konuşurken cüzdanınızı bile çalabilir!”

Carlos’ ise kendi hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Babamı 13, annemi ise 16 yaşındayken kaybettim. Daha sonra Meksika’nın Pueblo kulübüyle sözleşme imzaladım. Benim çok iyi bir futbolcu olduğumu düşünüyorlardı. Güçlüydüm ve sert şutlar çekebiliyordum.”

Ancak Carlos, Meksika’ya pek alışamadı. Yemekleri beğenmemişti ve futbol oynamaktan nefret ediyordu. Birkaç hazırlık maçında forma giydi ve söylediğine göre serbest vuruştan bir de gol attı. Ancak “Çakma İmparator” kurtuluş yolunu çoktan bulmuştu. Bir antrenmanda şut çektikten sonra yalandan kendini yere attı ve bacağını tutmaya başladı. “Buna rağmen bana inanmadılar ve ısrarla oynamamı istediler. Onlara sakatlandığımı söyledim ancak nedense beni dinlemediler.”

Carlos’un bu sakatlığı (!) kariyerinin geri kalanında da yakasını bırakmadı. Onu transfer eden bütün kulüpler, Brezilyalı oyuncunun sakatlığını atlatacağı günü iple çekti. Hiçbir yönetici ya da teknik adam, bir dolandırıcıyı transfer ettiğini itiraf etmek istemiyordu. “Herkes bir gün oynayacağımı düşünüyordu. Bir keresinde maçtan önce ısınmaya çıktığımda yöneticisinden teknik direktörüne, herkes heyecanlanmıştı. Peki, ben ne yaptım? Isınırken sakatlandım!” J

Bu taktik sadece bir kere işe yaramadı. Rio ekiplerinden Bangu forması giyerken bir maçta yedek kulübesindeydi. Bitime sekiz dakika kala takımı 2:0 yenik durumdaydı ve hocası, bir gece önce sabaha karşı diskoda onu maçta oynatmayacağına dair söz vermişti. Ancak bir anda kulübün sahibi Castor de Andrade’den gelen mesaj ortalığı karıştırdı. Büyük patron, İmparator’u sahada görmek istiyordu. Carlos, elini çabuk tutup bir plan yapmak zorundaydı.

“Isınırken arkadaki tribünde bulunan birkaç taraftarın bana bağırdığını fark etim. O an aklıma bir fikir geldi. Hemen tribüne çıktım ve taraftarla kavga etmeye başladım. Hakem de bana kırmızı kart gösterdi.” Maçın ardından soyunma odasına gelen De Andrade, sinirden çılgına dönmüştü. Ancak Carlos, bu durumu da düşünüp savunmasını hazırlamıştı. Başkana onu 13 yaşında kaybettiği babası gibi gördüğünü, tribündekilerin ona küfürler yağdırdığını fark ettiğini ve buna dayanamayıp kendini kaybettiğini söyledi. Bunu duyan başkanın bütün siniri kayboldu. “Gözleri doldu ve bana sarıldı. Ertesi gün yeni sözleşmem hazırdı.” J

Castor de Andrade yaklaşık 15 yıl önce vefat etti ancak İmparator’un şanı, Bangu kulübünde hâlâ devam ediyor. “Tüm hikâyeleri biliyoruz” diyor kulübün pazarlama sorumlusu Pedro Nardelli. “O, dolandırıcılık sanatının en önemli temsilcilerinden biriydi. Kulüp bir keresinde ona yeni bir sözleşme teklif etti ama kabul etmedi. Başka ülkelere gidip başka kulüpleri dolandırmak istiyordu.”

“Herkesi sinirlendirmek ve kovulmak istiyordum ancak bir türlü başaramadım”

İmparator daha sonra Botafogo, Fluminense ve Vasco de Gama gibi kulüplerle sözleşme imzaladı. Botafogo ve Vasco de Gama, Carlos’un kendilerinde oynadığını ne inkâr ne de kabul etse de America ve Bangu kulüpleri, bu müthiş dolandırıcının bir dönem kendilerinde forma giydiğini doğruluyor. Daha da ilginci; birçok futbolcu, onu en beğendiği futbolcular listesinde ilk beşe koyuyor. Aslında buna pek şaşırmamak gerek çünkü Carlos, birçok yıldız oyuncuyla yakın arkadaştı. Brezilya’nın 1994 Dünya Kupası kadrosunda yer alan savunmacı Ricardo Rocha, Vasco’da onunla birlikte forma giyme şansı yakaladı. “Futbol oynadığını hiç görmedim ancak galiba o, futbol dünyasında bizlerle birlikte olmayı seviyordu” diyor Rocha.

Bir başka isim de Carlos’un hayallerini gerçekleştirmesine yardımcı olup ona Fransa 2. Ligi’nde oynama fırsatı sağlayan Fabio Barros. “Böyle bir şansı hak ettiğini düşünüyordum ve Fransa’ya gelmesine yardım ettim” diyor Barros. Birçok oyuncunun en büyük hayali olan Avrupa’da futbol oynama hedefi, belki de bunu en az hak eden kişiye nasip olmuştu.

Carlos (solda), muhtemelen futbolculuğun tadını çıkardığını bir eğlencede

İmparator, Gazelec’e transfer olup Fransa’ya ilk geldiğinde yıldızlar gibi karşılandı. Böyle olunca kulübün kendisi için düzenlediği imza töreninde çalışmalara başlamak zorunda kaldı! Carlos, kendisine verilen bütün futbol toplarını tribündeki seyircilere yollamış, böylece basına poz vermek için her futbolcunun yaptığı top sektirme gibi hareketleri yapmaktan yırtmıştı. Bunun yerine kulüp başkanının eşine bir demet çiçek verdi. Bu hareketi, kulüpte sekiz yıl daha kalmasını sağladı. En azından o böyle olduğunu söylüyor. Kulübün yöneticilerine sorulduğunda ise böyle bir futbolcunun takımlarında hiçbir zaman oynamadığını iddia ediyorlar.

İmparator’un en iyi arkadaşlarından bir diğeri de Renato Gaucho’ydu. Carlos, Gaucho’ya olan benzerliğiyle dikkat çekerken bazen gece kulüplerinde onu taklit ederdi. Bir keresinde Gaucho, bir gece kulübünün girişindeki görevliye ismini söylemiş ancak aldığı yanıt karşısında şok geçirmişti: “Siz zaten içeridesiniz!” Tabii Gaucho, içeride kimin olduğunu gayet iyi biliyordu. Hem o, hem de takımdaki diğer oyuncular Carlos’u komik ve eğlenceli buluyor, bu tür hareketlerine aldırış etmiyordu. “Bugüne kadar hiç kimseye zarar verdiğini görmedim. Sadece eğlenmek ve mutlu olmak istiyordu” diyor birlikte America forması terlettiği Mauricio.

90’ların başında Botafogo’da oynarken kendine bir de iş arkadaşı edinmişti: Oyuncak bir telefon! Bununla soyunma odasında başka kulüplerin yöneticileriyle konuşur gibi yapıp kendisine transfer teklifi olduğu izlenimini vermeye çalışıyordu. Ancak bir gün antrenörlerden Ronaldo Torres, telefonun oyuncak olduğunu fark etti. “Kulüp başkanlarıyla konuşur gibi yapıyordum” diyor İmparator, gülerek.

Rio’da sokakta kumar oynayıp güzel kadınlarla birlikte olan ve hızlı bir yaşam süren erkeklere “malandro” denir. Mauricio da Carlos hakkında konuşurken “O tam bir malandro’ydu” diyor. “Riolu, zeki, yakışıklı ve hareketli biriydi. Sürekli birlikte takılırdık. Kadınlar ona bayılırdı çünkü bir futbolcu gibi konuşup futbolcularla takılırdı ancak gerçek anlamda bir futbolcu değildi.”

Bir diğer arkadaşı da Vasco’da birlikte forma giydiği Carlos Alberto De Araujo Prestes; kısaca Tato’ydu. Tato, bu sıcakkanlı sahtekârın futbol oynamayı bilmediğini anladığı günü dün gibi hatırlıyor. Dediğine göre bir antrenmanda aralarında Brezilya efsanesi olan Bebeto’nun da bulunduğu bir grupla ortada sıçan oynuyorlarmış ve ortadaki oyuncu da Carlos’muş. “Topun yanına bile yaklaşamıyordu” diyor Tato, gülerek. “O an herkes onun aslında bir futbolcu olmadığını anlamıştı. Çok iyi ve havalı biriydi ancak kesinlikle futboldan anlamıyordu.” O dönem bir oyuncunun uzun süre futbol oynamadan aynı kulüpte bulunması hiç yadırganmıyordu. “80’lerde oyuncular, antrenmanlara arkadaşlarını getiriyordu. Bu kişiler genelde eğlenceli, sohbet etmesi keyifli ve fıkra anlatabilen insanlardı” diyor Alexandre Torres. Bu “palyaço”lar futbol oynayabiliyorsa diğerlerine katılıp antrenmanda yer alıyor, futbola yatkın değillerse de takımla seyahate çıkıyor ya da barbekü partilerine katılıyorlardı.

Bu kişilerin bir başka görevi de takımdaki futbolcular için özel partiler düzenlemekti ki Carlos bu görevin de başarıyla üstesinden gelmişti. Bir keresinde hafta sonu oynanacak maç öncesi futbolculara moral olsun diye özel bir organizasyon (!) düzenledi. “Otele gittik. Ben alt kattaki odalarda kızlarla birlikteydim ve oyuncular sırayla geliyordu. Hiç kimse neler olup bittiğini anlayamamıştı.” İmparator ısrarla kadınların bu iş için para almadığını söylüyor. Hepsi onun gibi birer sanatçıydı!

“İnsanların beklentisini karşılayamadığım için suçluluk duyuyorum”

Brezilya’da foyası ortaya çıktığında tüm ülkede ün kazandı. Bir kanala Independiente’nin 1984’te Libertadores Kupası’nı kazandığı takımda yer aldığını söyledi ancak o oyuncunun başka bir Carlos Henrique olduğu anlaşıldı. Ülkenin en ünlü talk show sunucularından biri olan Jo Soares’in programına katıldığında ise yine bir kurnazlık yaptı ve bu durumu lehine kullanmayı başardı. Eğitim verdiği kadın vücut geliştirmecilerinden birini canlı yayına davet etti ve üzerindeki bikiniyi çıkarmasını istedi. Böylece hem kendi reklamını yaptı, hem de kanalın reytingini artırdı.

Bugün halen Rio’da bir spor salonu işleten Carlos hayatından ve popülaritesinin artmasından dolayı bir hayli memnun.

Son olarak Tato şöyle diyor: “Kariyeri boyunca yaptıklarını gördükten sonra onun tam anlamıyla bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.”

Kararı size bırakıyorum, bir efsane, bir dolandırıcı ya da Tato’nun da dediği gibi bir sanatçı.

Bu yazının röportaj kısmı The Guardian gazetesinden alıntılanmıştır.