Hibbo Scores, We Riot

Lived it, loved it. Farewell beautiful game. (Yaşadım, sevdim. Hoşça kal güzel oyun.)

Bu twiti Xabi Alonso futbolu bıraktığında attı. Bugünlerde çoğu futbolcu Twitter hesabını bir reklam ajansına emanet etse de bu twiti kesinlikle Xabi Alonso attı, bir reklam ajansı değil. Buna emin olabiliriz çünkü bu twit bir Alonso pası gibi. Yüzlerce futbolcu onun paslarına benzeyen binlerce pas atabilir ama Alonso’nun pasları her zaman farklıdır. Kimse pasın yanına Alonso gibi kalbinden bir parça ekleyemez. Bu twit de o paslar gibi. Alonso’dan başka kimse onun twitinin yanına kalbinden bir parça ekleyemez.

Alonso tarihin en önemli futbolcusuydu demek biraz fazla iyimser olur. Zidane, Maradona, Cruyff, Best ve (Gerçek) Ronaldo gibi hayatımızı güzelleştiren daha nice büyük futbolcu varken belki de tarihin en iyi futbolcusunu belirlemek gerekli bir şey değildir. Her büyük futbolcu önemlidir ve her birinin her birimiz için farklı anlamları vardır. Zidane beni büyüleyen ilk futbolcuydu mesela. Sekiz yaşındaydım ve o zamana dek gözlerimi ekrana kilitlemeyi ve beni dış dünyadan koparmayı başaran sadece Charlie Chaplin vardı - 1998 Dünya Kupası finaline kadar. Zidane’ın topla yapabildikleri muhteşemdi. O maç (Gerçek) Ronaldo’yu izlediğimi hatırladığım ilk maçtı aynı zamanda. O akşam yürümek dışında hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen Ronaldo’yu daha sonra izlediğimde ağzım açık kalmıştı: Bu Ronaldo o Ronaldo muydu? İyi de o akşamki Ronaldo çok kötüydü!

Bu olağanüstü futbolcuların yanı sıra bir de Jamie Carragher, Rogerio Ceni, Ryan Giggs, Matthew Le Tissier, Lars Ricken, Francesco Totti veya Paolo Maldini gibi tüm kariyerlerini tek bir kulüpte geçiren adamlar da var. Ve biz onları çok seviyoruz. Düzene karşı çıkıyorlar çünkü. Kendilerinden bekleneni değil, kendi istediklerini yapıyorlar. Kimisi bunu büyük sözlerle yapıyor, kimisi sessiz sedasız.

O adamlardan birisi de Tony Hibbert - ya da Hibbo. Hibbo bir Everton efsanesi. 1990 yılında, 9 yaşında geldiği Everton altyapısından 2001 yılında profesyonel oldu - en yakın dostu Leon Osman’dan bir yıl sonra. Carlisle United ve Derby County’de kiralık birer sezon geçiren Leon Osman’ın aksine Hibbo Everton’dan hiç ayrılmadı, 15 sezon aralıksız mavi forma giydi. 15 sezon sonra, 2016 yazında futbolu bırakmak zorunda kaldı - yine Leon Osman’la birlikte. Hibbert’i ya da herhangi bir başka futbolcuyu hiçbir zaman taraftarlar kadar sevmemiş olan Everton yönetimi, bir futbol kulübü değil de, vahşi kapitalizmin doğasına uyum sağlamış acımasız bir şirketmiş gibi, 2016 yılında internet sitesinden Hibbert’in ve Osman’ın bitecek olan sözleşmelerinin uzatılmayacağını açıkladı. Öncesinde futbolcularla görüşülmedi, tribünlerin taptığı bu adamlara kulüp içerisinde başka bir iş teklif edilmedi. Vefa Liverpool’da bir semt adı bile değildi.

Hibbo 15 yıl boyunca Goodison Park’ta sağbek olarak görev yaptı, 265 lig maçında forma giydi. Toplam resmi maç sayısı: 329. Bir kez şutu direkten döndü, taraftarlar bunu bir mucizeymiş gibi kutladı: Tony Hibbert, forma giydiği 329 (üç yüz yirmi dokuz) resmi maçın hiçbirisinde gol atmadı.

Çoğu futbolcuyu kariyerlerini noktaladıktan sonra da hatırlamamızın nedeni attıkları gollerdir. Xabi Alonso dendiğinde benim aklıma o muhteşem pasları değil, 2005 yılında İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finalinde Milan’a attığı gol geliyor. Daha 23 yaşındaydı Xabi o akşam, henüz sakal bırakmamıştı ve kariyerinin ilk büyük maçına çıkmıştı. Liverpool penaltı kazandığında topun başına kaptan Steven Gerrard değil, o geçmişti ve İstanbul Mucizesinin baş kahramanlarından olmuştu.

1923 yılında Türkiye ve Yunanistan devletleri Lozan’da halklarına “mübadele” adını verecekleri korkunç bir acı yaşatmak için anlaştı. Fakat iki devletin hesap edemedikleri şeyler de vardı: Bir halkı istediğiniz yere sürün, eğer o insanlar vatanlarını seviyorsa, bu sevgiyi nesiller boyunca yaşatacaktır. Ve İstanbul, özellikle de 19. yüzyılın İstanbul’u öyle kolay kolay unutulacak bir şehir değildi. İstanbul’dan Atina’ya göç etmek zorunda kalan Rumlar memleketlerini çok seviyordu. Kurdukları kulübe de memleketlerinin adını verdiler: Athlitiki Enosi Konstantinoupoleos (İstanbul Spor Birliği). Kulübün arması çift başlı Bizans kartalı, renkleriyse İstanbul’un renkleri altın ve siyah oldu - İstanbulspor’un renklerinin sarı-siyah olması da tesadüf değildir.

Tony Hibbert, Everton’da on sezon geçirdikten sonra yönetimden bir jübile maçı istedi. Bu sırada Hibbo’nun gol atamıyor oluşu da tribünlerde yavaş yavaş bir efsane halini alıyordu. İnsanlar iç ve dış saha maçlarının biletleri için birbiriyle savaşıyordu çünkü o gol er geç atılacaktı ve o gol atıldığında orada olmamak, tarihe tanıklık edememek anlamına gelecekti. Peki gol atıldığında ne olacaktı? Bir pankart hazırladı taraftarlar, ve stada astı: “Hibbo scores, we riot” (Hibbo atacak, biz çıldıracağız).

Goodison Park tribünlerinde büyümüş olan Hibbert durumun farkındaydı. Almanca futbol kültürü dergisi 11Freunde’nin aktardığına göre yönetime ve o dönemki menajer David Moyes’e önlem alıp almadıklarını sormuş: Eğer gol atarsa taraftarlar çıldıracak, yani sahaya girecekti. Yönetim futbolun ve tribünün ruhundan anlamadığını ispat edercesine “girmezler” yanıtını vermiş. Hibbo da “Girecekler, inanın bana, onları tanıyorum. Girecekler” diye karşılık vermiş.

Tony Hibbert’in yönetimden iki yıl boyunca talep ettiği jübile maçı hiçbir zaman ayarlanmadı. Bunun yerine 2012/13 sezonunun hazırlık döneminde Goodison Park’ta oynanacak Everton - AEK maçı jübile maçı ilan edildi - belki de sadece Hibbert’i susturmak için.

8 Ağustos 2012 günü Goodison Park’ta Everton ve İstanbulluların kulübü AEK arasındaki maç 3:1’lik Everton üstünlüğüyle devam ederken Everton bir serbest vuruş kazandı: Hibbert geçti topun başına. Serbest vuruştan sonra AEK’li futbolcular soyunma odasına doğru kaçtı. Kimse onlara Tony Hibbert’in kim olduğunu söylememişti çünkü ve attığı gol sonrası binlerce insan tribünlerden sahaya atlıyor ve golü atan adama doğru koşuyordu.