Walter Frosch, Johan Cruyff, Sigara ve Fiyakalı Bir Hastalık

Pele, “futbol bir din olsaydı, kıblesi Wembley olurdu” derken pek haksız değildi. Fakat Pele bu sözü yıllar önce söyledi. Artık o kıble olabilecek, tarih kokulu, iki kuleli Wembley yerini AVM görünümlü yeni ve modern bir stada bıraktı ve artık futbolun yegane katedrali -bana göre- sarı duvarıyla Dortmund’un Signal Iduna Park’ıdır.

Peki bu kutsal mekan neden bir diş macununun adını taşıyor? Bundesliga stadyumları arasında özel üniversitede okuyan zengin çocuk imajlı Allianz Arena’nın şirket ismi taşımasını artık (doğma büyüme Münihli bir Bayern taraftarı olsam da) yadırgamıyorum ama o muhteşem sarı duvarı yaratan ve takımları ne kadar başarısız olursa olsun sadık kalan insanların ibadet edercesine iki haftada bir gittikleri bir stadın isim haklarını bir şirkete satmak, futbol ruhuna bir ihanetmiş gibi geliyor bana.

Zico’lu ve Socrates’li 1982 Brezilya’sından sonra belki de tarihin en iyi milli takımı Johan Cruyff’lu ve Ruud Krol’lu 1974 Hollanda’sıydı ve o Hollanda da dünya kupası kazanamamıştı. 74 Hollanda’sının ve 82 Brezilya’sının kupa kazanamamasını düşünen futbolseverlerin kafayı yememek için iki seçeneği var:

  1. Futbolda kupa ve başarıyı umursamamak ve sadece güzel oyuna odanlanmak,
  2. Sigaraya başlamak... Bir de...
  3. var aslında; ikisi. (Üçüncü seçeneği tercih edenlerdenim.)

Stadyum isimleri teker teker şirketler tarafından satın alınırken Almanya’nın kuzeyinde, Elbe nehrinin kıyısında bir semt takımı direniyor bu endüstriyelleşmeye. FC St. Pauli’nin tüzüğü, Millerntor adının para karşılığı değiştirilmesini yasaklıyor.

Millerntor’da yıllarca forma giyen ilginç bir futbolcu vardı: Walter Frosch. Socrates etrafındaki joga bonito/güzel oyun’un veya Johan Cruyff etrafındaki totaalvoetbal/total futbol’un tam karşısına İtalya’nın catanaccio’sunu yerleştirir genelde bilirkişiler. Fakat bireysel bazda, Socrates’in veya Johan Cruyff’un karşısına Walter Frosch’u koyabiliriz. Çünkü Walter Frosch’un insanları büyülemek gibi bir derdi yoktu. Büyük ihtimalle öyle bir yeteneği de yoktu. O sadece takımı için canını dişine takan ve sonuna kadar mücadele eden birisiydi, ki onun mücadeleciliğini 1976/77 sezonundaki kart istatistiğinden de anlayabiliyoruz: 27 sarı kart.

Yeryüzünde bir sezon içinde daha fazla kart gören bir futbolcu olmasa da Frosch aslında daha fazla kart alabileceğini şu sözlerle anlatıyor: “O zamanlar üç kişiyi deviriyordun, yine de sarı görmüyordun.”

Kral Johan Cruyff’un aksine, Walter Frosch ülkesinin milli takımında hiç oynamadı. B milli takım için aldığı davetiyse “Walter Frosch sadece A takımda ya da dünya seçmesinde oynar” sözüyle geri çevirdi.

Walter Frosch ve Johan Cruyff hiçbir zaman yeşil sahada karşılaşmadı. Yine de onları bu yazıda birleştiren bir şey var. Walter Frosch, Johan Cruyff ve Brezilyalı Socrates’i bir barda veya çay bahçesinde otururken düşünün. Doktor Socrates’in söyleyeceği şey muhtemelen: “Yeter abi, yarım saattir oturuyoruz, 2 paket sigara bitirdiniz, sağlığa zararlı bu yaptığınız,” olurdu. Çünkü hem Cruyff, hem Frosch, futbolculuklarının yanı sıra aşırı sigara tüketimleriyle biliniyordu. Maçtan önce, maçtan sonra, hatta anlatılanlara göre devre arasında bile sigara içiyordu Cruyff ve bir rivayete göre sigarayı bırakmamak için futbolu bırakmıştı.

Totaalvoetbal, yani total futbol, yani Cruyff’un futbolculuğu etrafında ve daha sonra antrenörlüğü altında oynanan o muhteşem futbol aşırı kondisyon gerektiren bir sistemdi. Kısaca anlatmak gerekirse: pozisyonunu terk eden her futbolcunun yerini bir başkası alıyordu. Santrafor olan Cruyff birden sahanın bambaşka bir yerinde belirip rakibi rahatsız edebiliyordu. Ne zaman nerede olacağı belli olmayan ve bilim insanlarını rahatsız eden bir elektron gibiydi. Cruyff topu almak için defansa geldiğinde forvetteki yerini bir başkası dolduruyordu. Cruyff’un yerini dolduranın yerini yine bir başkası dolduruyordu. Maç boyunca 10 kişi sürekli hareket halindeydi. Topa sahipken sahanın tamamını kullanıyordu Hollanda/Ajax/Barcelona, değilken de sahayı akılalmaz bir hızda daraltıyorlardı. Daha sonra bu sistem Barcelona'nın tiki taka'sına ve Arsenal'in one touch football'una evrildi.

Bu sisteme belki de en uymayacak futbolcu Walter Frosch’tur. St. Pauli’yle 2. ligden Bundesliga’ya çıkmayı garantilediği maçtan sonra şöyle demişti: “2. lig ve Bundesliga arasında tek fark var. Burada devre arasında bir bira ve maçtan hemen sonra bir sigara içebiliyorsun. Bundesliga’daysa o kadar koşuyorsun ki, maçtan üç saat sonra bile sigara içmeye halin olmuyor.”


Stadyum isimleri tek tek şirketler tarafından satın alınıyor ama hala Marlboro Stadium, Camel Arena veya Lucky Strike Park diye statlar yok dünya üzerinde, veya varsa bile sigorta şirketleri kadar gözüne batmıyor biz futbol romantiklerinin. Fakat Amsterdam ArenA’nın adını Johan Cruijff ArenA yapmak da bir yerde tütün endüstrisine hizmet ediyor. En azından ben sigarayı Cruyff’un veya Walter Frosch’un parmakları arasında gördüğümde daha çok sevmiştim ve bırakmaktan vazgeçmiştim.

(Not: Yine de bırakmak, mümkünse hiç başlamamak lazım. Hem Cruyff, hem Frosch kanserden öldü.)