Tribünler Sorun Olmaktan Nasıl Çıkar?

Trabzonspor tribünü ve tribünleri yıllardır çözülemeyen bir “sorun”dur. Nasıl ki değişen dünyaya insanlar da değişerek ayak uydurmak zorundadır; ve kültürlerini de bu değişim çerçevesinde revize etmeleri gerekir, tribünde bir kültürdür ve onun da revize edilmesi gerekir.

Tribün kültürü; alışkanlıkların neticesinde oluşmuş, bir bölgesel yaşam şekli olarak tanımlanabilir. Trabzonspor için bu kültür şuanda ne yazık ki S.O.S. vermektedir ve sorunlar yaratmaya başlamıştır. Bu sorunun doğmasında ve çözülememesinde bir takım etkenler vardır. Bunlardan biri, önce dünya genelinde daha sonra tüm Türkiye özeline yayılmış Trabzonsporlu insanların sayısındaki ve çeşidindeki fazlalıktır.

Kültürden devam edecek olursak; Hepimiz iyi biliyoruz ki, bir “Dünya tribün kültürü” vardır bir de hem etkilendiğimiz hem de etkilediğimiz “çevre tribün kültürü”.

"Türkiye kültürü" vardır bunun en basit örneği. “Modern(!) Türkiye Tribün Kültürü”nde ağırlık ise atkı ve forma bütünlüğüdür. En temelden başlayıp bunu kendimize bir ritüel haline getirmemiz gerekiyor. Öncelikle yönetim teşvikli sonra da tribün grupları destekli olarak bu konuda sağlam organizasyonlar yapılmalıdır

Tribün, düzenli olarak gerçekleştirilen büyük ve ciddi bir organizasyondur. Bu organizasyonun yönetimi en başta o “ev sahibi” kulübün yönetiminin himayesindedir. Akabinde alt yönetim birimi olarak görebileceğimiz tribün grupları ve o grupların liderleri ile birlikte gerçekleşmektedir. Tribün grubu oluşturmak veya lideri olmak risk almaktır benim gözümde. Çünkü sorumluluk isteyen bir iştir veya olmalıdır. Tribün lideri çevresindeki insanları eğitmeli onlara tribün kültürünü öğretmelidir ve yine çevresinde bulunan taraftara bu kültürü empoze etmelidir. Adım adım her şeyi öğrenmemiz gerekiyor. Belki komik bulacaksınız fakat bazen sevinmeyi bile öğrenmemiz gerekiyor.

Avni Aker tribünü grupların sayısı bakımından yıllarca eleştirilmiştir. Ben şahsım adına şuan ki durumdan sadece bu noktada memnunum. Gruplar içerisinde sayı bakımından büyüyen bir grup mevcut. Elbette sorumluluklarının da büyüdüğü aşikâr… Dünya tribününden örnekleri ve özellikle Türkiye’deki tribün anlayışını en belirgin şekilde başta kendi grupları içerisinde daha sonra da tüm Avni Aker’e yaymak benim şahsi tribün görüşüm olarak bu grupların görevidir.

 Daha özele inecek olursam, Trabzonspor Kulübü yönetimi bu büyük oryantasyonda taraftarına balık vermek yerine onlara balık tutmayı öğretmelidir. Bunu  yapamıyorsa bu organizasyonda çalışan kişileri profesyonelleştirmelidir. Kültürde revizyon; radikal ve kararlı adımlar ile gerçekleşir. Bu radikal adımları atmak için yönetime destek olmak gerekir. Aynı zamanda yol gösterici olmasını beklediğim tribün grupları da  mevcuttur.

İşte tam da bu noktada çözülemeyen tribün sorunsalının bir diğer nedeni olan “Kültürde ben egosunun dominantlığı” devreye giriyor. Trabzon insanı diye bir tanımlama vardır ki bu tanımlanın hoş ve kendine has mizacının arkasında egoist bir yapı saklanmaktadır. Geçmişe baktığımızda nicelik olarak modern tribün kültürüne göre revize edilmiş fakat nitelik açısından hala günümüz kültürüne ayak uydurmayı başaramayan bir Trabzon tribünü mevcuttur. Bunun yegâne sebebi egodur.

Trabzon’daki Trabzonlu ve/veya Trabzonsporlu insanların büyük bir bölümünün kafa yapısı -ya da daha genel anlamda dünya görüşü – (değişime adaptasyon çabaları) ve okumuşluk oranı son şampiyonluğumuz ile durmuş veya paralel kalmıştır. İnsanımızın dünyadaki gelişmeye bu kadar tepkisiz kalması neticesinde o günden bu güne varoş olarak tabir edilebilecek insanlar ortaya çıkmıştır. Bu etkenler egoizm ile birleşirse global kültüre adaptasyon süreci haddinden fazla uzar. Tribünde neden var olduğundan bihaber olan “parayı verdim oyna lan” dercesine dansöz seyretmeye gitmiş gibi yeşil çimlere bakan insanlar gördükçe ne futbol sevdası kalıyor insanın içinde ne de seyir zevki.

Bir diğer etken dünya tribünlerinin görsel medya ile evimize kadar girmesi ve bununla birlikte yaşanan adaptasyon sorununun dışa vurumu, arada kalımı veya patlamasıdır. Bunu şöyle açıklayabilirim ki bu açıklama ilk bölümdeki sorumun da cevabı niteliğindedir. Sürekli havuç yiyen bir takım insanlar düşünün. Bu insanlara havuç yemek bir zaman sonra olağan gelir ve bu olağan durum yine belli bir zamandan sonra bu gruptan kimseyi rahatsız etmemeye başlar fakat bu bir takım insanların her birine farklı sebzeler verirseniz kısa bir süre sonra akıllarında soru işaretleri oluşturmaya başlarsınız. Farklı tatlar arayanlar çıkar içlerinden. Bir diğerinin sebzesinin tadını merak edenler olacaktır.

Gözlüklerimizi çıkarıp, kafamızı kaldırıp dünyaya bakmak gerek. Aman haa! Etrafınızda döndüğünü sandığınız dünyadan bahsetmiyorum etrafımızda döneninden bahsediyorum…

Tüm bu duygularla bugün gündeme gelmiş olan tribünde birlik düşüncesinin yansıması “TrabzonsporTekYürek” kampanyasını mantıklı ve gerekli buluyorum. Tribün dışında herkesin birbiri ile anlaşmasına ve ortak olmasına gerek yok ama tribüne girildiği anda takım için ortak hareket etmek çok zor olmamalı. Daha önce yapılmışı var. Sonuç ortada.