Başlarum Futboluna, Oynamayrım La!! (Diyemedi)

Demedin… Diyemedin… İşte bu sebepten size iyi muhalefet olmak lazım ki neyin başında yönetici olduğunuzu unutmayın.

Aralık 2015'te Trabzonspor'u yönetmeye seçildiğinde "Vizyon" üst başlığında geniş bir yelpaze çizmek istedin. 3 aylık süre içerisinde en büyük sınavın 21 Şubat akşamı yaşanan "futbol katlini" yönetmek ve tavrı organize etmekti. Süreç yönetmek bildiğiniz gibi bu gün üniversitelerde ders olarak verilmektedir. Yani bilgi ve eğitim işidir. Bugünkü Trabzonspor yönetiminin ortak aklının dünkü yönetimin ortak aklından daha bilgili ve eğitimli olduğu aşikardır. En azından ben öyle düşünüyorum.

Süreci yönetmek için ihtiyacın olan enstrüman; canlılık (yöneteceğin süreci diri tutmak) ve süreklilik... 21 Şubat akşamı Galatasaray maçından sonra gerek yönetim kurulundaki değerli yöneticilerimizin gerekse siz sayın başkanın sosyal medyada "maça gelin" "maçta nasıl bir protesto yapalım" söylemleri süreci diri tutmayı sağladı. Ligin başında 4 maç kazanan bir camianın şampiyonluk şarkıları söylediğini bilirseniz, bu söylemlerin beklentiyi ne denli arttıracağını da tahmin edebilirsiniz. Açıkçası benim gözümde Osmanlıspor maçında yapılan ve adına "protesto" denen "şey" sınıfta kalmıştır. Benim beklentim (ki bu beklentiyi sizin doğurduğunuz aşikardır) takımın sahaya çıkmaması ve/veya buna ilişkin olarak Pasolig zırvasını delip geçmekti. Fakat "stadyumda ne gibi bir protesto yapalım?" sorusu zaten alt metinde "pasolige karşı olmamanın" itirafıdır.

Peki "Hakemliğin bitti." tehdidinin arkasında ve neticesinde Trabzonspor ne kazanmıştır? Muharrem Usta ne kazanmıştır? Açıkça söylüyorum ki Trabzonspor hiç bir şey kazanmamıştır. Muharrem Usta ismini bilmeyen, duymayan kimseler için ise iyi bir reklam olmuştur. Nasıl? Şöyle; Ben bugün -örnek veriyorum- Konyaspor Başkanı’nın kim olduğunu bilmiyorsam ve bir maç sonrası Konyaspor başkanı gayet güzel ve aklı başında laflar ederse, herkes gibi ben de kim olduğuna bakarım. Çünkü 21 Şubat akşamı tüm ülkenin Trabzonspor'u katlettiğini yaşlı gözlerle izlerken birisi çıkıp "düzenin değişeceğinden, sorumlularından hesap sorulacağından" bahsediyordu. Kim olduğuna baktığınızda 14 ilde hastanelerinin olduğu  ama geri kalan illerdekilerin de bu "akl-ı selim" yorumları dinlediğini düşünürsünüz. İlerde bir gün sizin de şehrinize gelirse zaten %40'ı akıllı (!) olan bir milletin insanı olarak kendinizi hastanelerine teslim edersiniz. Fakat ben konu ile ilgili yazmak için 27 Aralık akşamı oynanan Osmanlıspor maçının oynanıp oynanmayacağı durumunu bekledim çünkü sayın başkan Galatasaray maçı sonrası yaptığı açıklamada "Senin hakemliğin bitti" söylemi ile "bu düzen değişmeli" sözleri arasında uçurum vardı. Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz. Gider Deniz gelir Özgür, Cüneyt…

"Trabzonspor yanabilir ama bu düzen, bu iklim değişmeli" diyorsunuz büyük resmi işaret ederek fakat bir noktayı bilerek veya bilmeyerek ıskalıyorsunuz. Herhangi birisi Trabzonspor yanabilir der ama siz yanabilecek olan kulübün başkanıysanız böyle bir cümle kurmamalısınız. Trabzonspor'u yakamazsınız diyip masaya yumruğu vurmalısınız. "Bu ilişkileri biliriz ee biraz da anlarız" diyip masayı okşayamazsınız.

Muharrem Bey ana başlığı "sadece" hakemin üzerine oynamak temalı konuşmasından sonra MHK Başkanı Kuddusi Müftüoğlu "hakem kötü maç yönetmiştir" temalı bir basın açıklaması yaptı. Sizin konuşmanız oldukça iyi analiz edilmiş olup, Deniz Ateş Bitnel'i siyah ve beyaz gibi net belirtip geri kalan kısımları gri bıraktığınız için MHK'den gelen açıklama da sadece net olan kısma yönelik oldu. Akabinde sırıtarak "Trabzonspor'dan özür dilemiyoruz." diyebildi Kuddusi Müftüoğlu.

Savaş baltaları çekilecek mi artık? diye düşünürken bir gün önce TFF ve MHK'yi az da olsa hedef alan sayın başkanımız "Kuddusi de bu tip olaylara karşıdır" minvalinde bir açıklamada bulundu. Açıkçası çok şaşırmadım. Bir gün söylediğinin aksini sonraki gün söyleyenlere alışkın bir milletiz!

Bu yaşıma kadar okuduklarım ve tecrübe edinebildiğim kadar edindiğim her hususta vaatlerin ve "gazlamaların" bu milletin üzerinde etkisi olduğuna şahidimdir. Sizin 50.Yılda Şampiyonluk, Mircea Lucescu ve Kartal Rezidans vaatlerinizin de takipçisi olduğumu, bunları tarihe not düştüğümü söyleyeyim. "Düzen değişecek" vaadinizi de bunların arasına eklemiş bulunuyorum. "Deniz Ateş Bitnel Senin hakemliğin bitti." sözünüzün de ne derece karşılığı olduğunu takip edeceğim.

Yazımın başında da söylediğim gibi bir "Vizyon" portresi çizdiniz ve bugünkü şartlarda içine "Ahlaklı ve Haklı İsyan" mottolarını yerleştirdiniz. Maç öncesi sahaya inip taraftarı "sükunete" davet ettiniz fakat bunca yıldır görmediyseniz bugün görmüşsünüzdür ki taraftarın gözünün önünde penaltı da olsa biz çekirdek çitlemeye devam ederiz. Bugünkü maçın amacının maç olmadığını, bugün farklı bir duruş olması gerektiğini "stadyuma gelin" dediğiniz insanların anlamadığı aşikar. Siz sesinizin oktavını yükseltmedikçe "düzülen değişmeyecek" sayın başkan. Ben buradan İbrahim Hacısomanoğlu gibi bağırıp çağırın ya da odalara kitleyin demiyorum diyemem haddim de değil lakin "vizyon"u, "beklentiyi" yani çıtayı yukarı çekerken adımların samimi olduğuna inanmam gerek.

"Değişecek Düzen"in tek karşılığı maça çıkmamaktı. "Sistem" in istediklerine uymamaktı. Sınıfta kaldık.

Yüzlerce "Ahlaklı" ve "Haklı" eylemlere katıldık. Ahlaklı ve Haklı protestolar da yaptık biz. Her hafta hem de… Biz bu işe geçen hafta başlamadık sayın başkan!

İlişkilendirmekten utanç duyuyorum fakat bu kıyası yapmak zorundayım: Üstün bir vizyon çizen ve iyi düşünülmüş bir ortak akıl yaratan/yaratmak isteyen kimsenin protestosu Hacıosmanoğlu aklının üreteceği derece de olmamalıydı. Eğer ki olursa "dostlar alış-verişte görsün"dür derim.

Kusura bakma Salih Dursun senin gösterdiğin kırmızı kartın altında kaldık.