Kardeş Gibiydiler | Raul & Morientes

Futbolun sürekli gelişim halinde olması taktik dizilişlere de yön veriyor. Beşli savunmalardan dörtlü tandemlere, sabit beklerden kanat beklerine kadar futbol sürekli evrim halinde. Dönem dönem bazı taktik dizişlerde bu evrimde moda haline geliyor şimdiki 4-3-3 ve 4-2-3-1 gibi. 2000’lerin başında da çift forvetli sistemler modaydı ve bu forvetlerin uyumuna çok dikkat edilirdi. Ancak sistem öyle ikililer yarattı ki kardeş gibiydiler. Aynı Raul – Morientes gibi.


Raul’un Atletico’dan Real Madrid alt yapısına geldiğinde bir yaş büyük olan Morientes, Albacete de farkını belli etmişti. Uzun boyu, takipçiliği ve bitiriciliği ona Zaragoza kapılarını açarken diğer tarafta Raul A takıma çıktıktan sonra bir senede Zamorano ve Laudrup’tan daha fazla forma giyer olmuştu. 19 golle kapatılan sezonun ardından genç yetenek adını yavaş yavaş söyletmeye başlamıştı. Roberto Carlos takasıyla İnter’e giden Zamorano ve Japonya’ya tatile giden Laudrup’un yerini Suker ve Valencia’nın golcüsü Mijatovic’le doldurmuştu Real Madrid. Raul aralarında en fazla forma giyen oyuncu olmasına karşın takımın en golcüsü 24 golle Suker olmuştu. Raul 21 golde kalmıştı. Gelen şampiyonlukla beraber takımın en önemli oyuncusu olma yolundaydı El Diablo. Morientes ise Zaragoza formasıyla zirve yolunda emin adımlarla ilerliyordu. İki sezonda çift haneli sayılara ulaşan Morientes’in yükselişine kayıtsız kalamayan Heynkes yönetimindeki eflatun beyazlılar Raul, Suker ve Mijatovic’in yanına bu genç çocuğu katmakta gecikmedi. 

 


 

Heynkes’in öğrencileri 1997-98 sezon sonu tabelada 4.lüğü görse de Şampiyonlar Liginde zafere yürüyordu. Raul, Suker ve Mijatovic üçlüsünün 10’ar golü bulduğu sezonda yeni transfer Morientes 12 gol atmıştı. Ancak en değerlisi Şampiyonlar Ligi finalinde Juventus’a atılan Mijatovic’in golüydü. Juventus’a karşı ilk 11’de Raul, Morientes ve Mijatovic’le combo yapan Real Madrid 31 yıl sonra Kupa 1’i evine götürüyordu. 

Suker’in ayrılmasıyla girilen yeni sezonda Raul alt yapıdan çıkmış olmanın avantajıyla her zaman biraz önde tutulsa da Morientes’in değerine de paha biçilemiyordu. Barca’nın arkasında bitirilen 1998-99 sezonun tek iyi tarafı Raul’un gol krallığı olmuştu. Ağlara 25 gol bırakan Raul’den geri kalmayan Morientes’te 19 golle katkısını ortaya koymuştu. İki gol makinesinin skora bu derece etki etmesinin yanında aralarındaki uyum ikili Popping dansçıları gibiydi. Raul’un gezginliğinin yanında Morientes’in alan boşaltımı ve top dağıtımı bu ikiliyi muhteşem kılıyordu.


 


Başarısız geçen 1999-2000 sezonunun ardında yine çift haneli rakamlar bırakan bu ikiliden Raul yine bir adım önde olmuştu. 11 hafta sonunda John Benjamin Toshack’ın ayrılmasıyla görev başına geçen Yeniköy kasabı Del Bosque de ligde istenilen başarıyı yakalayamasa da Şampiyonlar Liginde fırtına gibiydi. RaulEntes’in şefliğinde turları bir bir geçen Real Madrid yine finalde bu ikili deliliğin birer gol attığı maçta Valencia’yı üçlük yapmıştı. Turnuva sonunda Raul 10 golle krallığa ortak olmuştu ve kardeşi de 6 golle yine şampiyonlukta gerekeni yapmıştı. 

Bir sonra ki sezon Morientes’in sakatlıklardan dolayı formadan uzak kalması Real Madrid’in işini zorlaştırsa da Barcelona’dan tabiri caizse koparılan zamanın en iyi kanat oyuncusu Figo’nun katkılarıyla Raul 24 golle krallığı almayı başarmıştı. Bu krallık şampiyonluk yolunda eflatun beyazlılara yeterken Raul kardeşi Morientes’i de aratmamıştı. 




Figo’dan sonra 2001 sezonuna sansasyonel Zidane transferiyle giren Real Madrid de Raul ve Morientes’in işi artık daha kolaydı. Figo’yla beraber dünyanın en iyi oyuncusu Zidane’la oynama fırsatına erişen bu ikili attığı gollerle yine çift haneli rakamlara ulaşmayı başarmıştı. Raul-Morientes liderliğindeki takımın artık yeni lideri Zidane’dı. Bu ekip Real Madrid’i sıralamada üçüncülüğe taşısa da Şampiyonlar liginde bir kez daha finale adını yazdırmayı bilmişti. 1998’de Juventus ve 2000 yılında Valencia karşısında ilk 11’de olan RaulEntes ikilisi bir kez daha finalde kupayı Madrid’e götürme timinde yer alıyordu. Raul’un açılışı yaptığı maçta Lucio’nun cevabı gecikmese de futbol tarihinin en iyi gollerinden birini atan Zidane Leverkusen’i evine yollarken kupayı tekrar Madrid’e götürüyordu. Avrupa’nın bir numaralı kupasını 30 yılı aşkın süredir kazanamayan Real Madrid 5 yılda 3 kez kupaya uzanmayı başarırken bunların hepsinde direk katkı sağlayan Raul Morientes ikilisi taraftarların gönlünde özel bir yer parsellemişti. 
Raul, Morientes’e göre kendi evlatları gibi görüldüğünden biraz daha önde tutulsa da Raul’le iyi uyum yakalayan Morientes’i de taraftar çok seviyordu. Ta ki Ronaldo transferine kadar. Başkan Perez’in Los Galacticos’u yaratma çabası taraftarın algısı değiştirince Morientes yetersiz görünüyordu. 9 numara Morientes’teydi ancak 9 denildiğinde dünya da bir kişi akla gelirdi ve o artık Real Madrid’deydi. The Original Ronaldo’nun Real Madrid’e transferi biraz da olsa ikinci planda görülen Morientes bu transferle tamamen arka plana atılmıştı. Şampiyonluk yolunda Ronaldo’nun büyük katkısı Morientes’in forma şansını bitirse de Raul yine gollerini atıyordu. 
Raul Ronaldo ikilisi verilen görevi kısmen kotarmayı başarmış olması Morientes’e yolu göstermişti. Monaco’ya kiralan Morientes yabana atılmanın intikamını Şampiyonlar Ligi yarı finalinde alacaktı. Bernabeu’da Real Madrid ağlarına bir gol bırakan Morientes muhteşem bir sezon geçirdiği Şampiyonlar Liginde gol krallığına ulaşırken Monaco final oynamıştı. 
Bir daha Real Madrid’e geri dönmeyen Morientes kariyerine başka ellerde devam ederken Raul’u Los Galacticos faciasıyla baş başa bırakmıştı. Ronaldo’nun gelişi Raul’un skorerliğinde fazlasıyla düşüşe sebep olurken, R9’un sık sakatlığı sonrası transfer edilen Owen’la da uyum sağlayamamıştı. Ronaldo’yla kısmen kotarılan günlerde dahi Avrupa da çeyrek finalden öteye gidemeyen Real Madrid Mourinho’ya kadar yarı finali göremedi. Los Galacticos projesiyle taraftarın ağzının suyunu akıtan başkan Perez aslında takımın köküne dinamit koymuştu. Ronaldo ve Owen hatta Anelka da zamanlarının en iyi isimleri olabilirdi ama mütevazi bir ikili olan RaulEntes çok daha faydalı olmuştu. Üç Şampiyonlar ligi gören bu ikili tek başlarına da yine hatırı sayılır gol atmayı başarsalar da beraberken Bonnie and Clyde gibiydiler.