Bu Masal Hiç Bitmesin: Ryan Giggs

Kendimi, futbola yeni yeni ilgi duymaya başlayan, muhtemelen 9-10 yaşlarında bir çocuğun yerine koyuyorum. Şu anda Premier Lig’in zirvesinde açık ara önde olan Manchester United’ın oyuncu kadrosunda Ryan Giggs denen bir adam var…

Adını daha önce duymuştum sanki, ama bu adam çok yaşlı değil mi? Sakalları, saçının yanları beyazlamaya başlamış iyice. Yaşına bakıyorum; 39. Ama çoğu maçta oynuyor hâlâ. Son sezonu mu ki acaba? Sözleşme bitiş tarihine bakıyorum, 2014 yazı… Yani 40 yaşına bastığında da oynuyor olacak.

Geçmişine bakıyorum; 1991’den beri ManU’da, uzun süre sol açık olarak, son birkaç yılda da orta sahanın ortasında oyun kurucu olarak üst düzey oynuyor. 33 kupa var kariyerinde. Bu sezon Kırmızı Şeytanlar için her şey yolunda giderse 36’ya çıkacak bu sayı. Bir yığın rekorun da sahibi kendisi. Bütün bunlara bakıp o küçücük aklımla hayıflanıyorum, böyle bir efsaneyi nasıl kaçırdım diye?!

Hayali küçük dostumun Giggs’te yaşadığı üzüntüyü ben de Matthew Le Tissier’de yaşamıştım. Allah’tan Giggs’i uzun bir süre izleyebildim. FIFA 98 oyununda banko onu oynatışım, 1999 yılında FA Cup yarı finalinde Arsenal’a attığı muhteşem gol, CM 01/02’de beraber şampiyonluktan şampiyonluğa koşuşumuz derken, daha ergenliğe girmemişken futbol hayatımda sağlam bir yer edindi Giggs. Manchester United’ın en belirgin özelliğidir; hazır bir yıldız satın almazlar. Ya gelecek vadeden transfer yaparlar ya da altyapılarından oyuncu çıkartırlar. Belki tek istisna Robin van Persie… Ryan Giggs altyapı ürünü ama ManU altyapısına ezeli rakipleri Manchester City’den gelmiş olması kaderin garip bir cilvesi. Ya da şehrin Kırmızı tarafının Mavi tarafa attığı en büyük gollerden biri…

Ryan Giggs’in çocukluğu hüzünlü geçti diyebiliriz. Babası Danny Wilson’ın siyahi olmasından dolayı gittiği okullarda ırkçılıkla karşı karşıya kaldığını söylüyor Giggs. Hatta bir keresinde babası Ryan’ı korumak isterken bıçaklanmış. Sierra Leoneli bir baba ve Galli bir annenin oğlu olan Wilson, Galler Rugby Milli Takımı oyuncusuydu. Ryan’ın doğduğundaki soyadı Wilson’du, babası onları terk edince annesinin soyadını seçti. Birkaç yıl sonra da resmi soyadı Giggs oldu.

Ryan Giggs şu anda olduğu kadar kariyerinin ilk yıllarında da popülerdi. 17 yaşında Galler Milli Takımının formasını giydi. İngiltere’nin genç milli takımlarında oynadıktan sonra Galler’i seçmesi İngiltere futbol kamuoyunu tam anlamıyla yıktı diyebiliriz. Tarihinde sadece bir defa (1958) Dünya Kupası’na katılabilen Galler tercihini Giggs’in memleketine olan bağıyla açıklayabiliriz ancak. Yıllardır sol açık eksikliği çeken ve 1966’dan beri şampiyona başarısı bulunmayan İngiltere bir yanda, hiç Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası oynayamayan Ryan Giggs diğer yanda… Bu ikisinin birleşiminden çok farklı bir İngiltere ve iki senede bir yazları da televizyonumuzda boy gösterecek Ryan Giggs izleyebilirdik; ama olmadı. Katıldığım bir panelde konuşmacı olan Eidur Gudjohnsen’e “büyük turnuvada oynayamamanın eksikliğini hissediyor musun?” diye sormuştum. Giggs’i karşımda görürsem soracağım ilk soru bu olur sanırım, ya da “bir imzanızı alabilir miyim?” de olabilir tabii…

 


Ama şunu da vurgulamadan geçmek olmaz; Giggs 2012 Olimpiyatlarında Büyük Britanya kadrosuna seçilen 23 yaş üstü 3 oyuncudan biriydi. Her ne kadar Galler formasıyla olmasa da Büyük Britanya takımının kaptanı olarak bu yaz izledik onu. Britanya çeyrek finalde Güney Kore'ye elenirken Giggs 4 maçta da forma giydi, 1 gol attı.

Dediğim gibi, futbol hayatının başlarından itibaren göz önündeydi Giggs. Öyle ki Manchester United'ın efsane oyuncusu George Best ile kıyaslanıyordu. Daha sonra Best, "Giggs yeni ben değil, ben eski Giggs'im" diyerek Giggs'i onore edecekti. Beckham, Neville kardeşler, Scholes, Nicky Butt gibi oyuncularla aynı jenerasyondaydı Giggs ve yetenek olarak hepsinden önde gösteriliyordu. Popülerlik açısından ise Beckham’ın gerisinde olması, onun işine yoğunlaşmasını sağladı. Beckham ayrıldığında ise kendisini kanıtlamıştı zaten.

1999 yılında ilk Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu geldi Giggs ve takımı için. Unutulmaz finalde Bayern Münih’i uzatmalarda bulduğu 2 golle 2-1 mağlup etmişti ManU. Galli yıldız alıştığı gibi sol kanatta değil, sağ kanatta 90 dakika oynamıştı o maçta. O yıllarda Ryan Giggs, bir kanat oyuncusunun taşıması gereken tüm özelliklere sahipti. Hız, teknik, orta açabilme, çeviklik, ani karar verme, top sürme, top kontrolü… Bu açıdan sol-sağ fark etmiyordu onun için. Aynı yıl ManU Premier Lig ve FA Cup’ı da aldı. Yukarıda bahsettiğim efsanevi gol de bu yıl geldi. Yani Giggs’in hem kendisi hem de takımı adına en verimli sezonlarından biriydi 98/99 sezonu.

2000’lerin ortalarına geldiğimizde 30 yaşını aşan Giggs’in bir kanat oyuncusuna göre ayakları yavaşlamaya başladı. İşte o yıllarda, örneğine çok sık rastlanmayacak bir olay gerçekleşti ve Sir Alex Ferguson Giggs’i orta sahanın merkezinde oynatmaya başladı. Bu çok akıllıca bir hamleydi. Hem Giggs gibi futbol zekâsı ve tecrübesi üst seviyede olan bir oyuncudan oyun kurucu olarak faydalanılacaktı hem de Giggs’in 1-2 sene sonra futbolu bırakma olasılığı azalacaktı. Nitekim öyle oldu, her sene ortasında 1’er yıl sözleşmesini uzattı Giggs ve bu yıla kadar geldi. Pas ve şut özellikleri daha da gelişti, duran topların başına geçmeye başladı. Yani 33-34’ünden sonra bile kendisini geliştirdi, olduğu yerde kalmadı. Sonuç; 39 yaşında bile olsa dünyanın sayılı merkez orta saha oyuncularından biri…

Giggs’in mevkii değişikliğinden sonra Kırmızı Şeytanlar yeni bir oyun kurucu aramadı. Gerek de kalmadı zaten; 4 Premier Lig şampiyonluğu, 2 Lig Kupası, 3 Şampiyonlar Ligi finali ve bu finallerin birinde de şampiyonluk kazandılar. Giggs tüm sezonlarda goller attı (hatta Premier Lig’in kurulduğu 1992’den beri her sezon gol attı), asistler yaptı ve büyük pay sahibi oldu şampiyonluklarda. Sir Alex ondan vazgeçemiyor, onun da bırakmak gibi bir niyeti yok zaten.

Özel yaşamına değinmiyorum, çünkü bizi ilgilendirmiyor. Hem ayrıca o özel yaşamındaki sıkıntıları kafasına takan biri olsaydı efsane olmazdı. Ryan Giggs olmazdı.

5 Mart 2013 Salı günü 1000. resmi maçına çıktı Giggs. Şampiyonlar Ligi son 16, rakip Real Madrid. İlk maçta elde edilen 1-1’in avantajıyla Old Trafford’un zeminine çıktı Manchester United. Golü de buldu ama sonrasında Cüneyt Çakır’a takıldı. Giggs 90 dakika sahada kaldı, etkili işler yaptı ama takımını galibiyete taşıyamadı. 1000. maç hatırlamak istemeyeceği anlar bütünü olarak hafızasına kazındı Giggs’in.

1000 maçta sadece 1 kırmızı kart gördü (Galler formasıyla Norveç karşısında). 932 kere Manchester United, 64 kere Galler, 4 kere Büyük Britanya forması giydi, 181 gol attı. En çok Arsenal ile karşılaştı (48 defa), Şampiyonlar Ligi’nin gol atan en yaşlı oyuncusu durumunda. Ve dediğim gibi, 33 kupa kazandı Ryan Giggs.

Bu yazı 1001. maça saklandı. 1000 güzel bir sayı ama çok sıradan. Geçtiğimiz hafta sonu Chelsea ile oynanan FA Cup çeyrek final maçını pas geçen Giggs, bugün oynanacak Reading maçında ilk 11’de forma giyecek. Rivayet odur ya; Fars kralı Şah Şehriyar karısının onu aldatması üzerine önce onu, sonra her gece evlendiği farklı bir kadını idam eder ve kadınlardan bu şekilde intikam almaya çalışır. Vezirin akıllı kızı Şehrazad, bu duruma son vermek için bir plan yapar. Onunla evlenir ve gece yatmadan önce ona bir hikâye anlatır. Ama hikâyenin en heyecanlı yerinde anlatmayı keser. Şah hikâyenin devamını merak ettiği için onu bir geceliğine idam ettirmez. Ertesi gece hikâyeyi bitirir Şehrazad ve başka bir hikâyeye başlar. Onu anlatmayı da en heyecanlı yerinde bırakır, Şah bir gün daha erteler. Bu yıllarca devam eder. En sonunda Şah Şehriyar, Şehrazad’ın sadakatine inanır ve kadınlar hakkındaki kötü düşünceleri silinir. Ryan Giggs de böyle; her maçını heyecanla bekletiyor. Ve biz futbolseverlerin, yaşını almış oyunculara karşı ön yargısını kırıyor. 22 sene sürdü Giggs’in masalı, bir sene daha süreceği kesin. Mesleği, uğraşı ne olursa olsun, dünyada pek az kişiye nasip olmuştur 22 senede 1001 Gece Masallarını yazmak ve yaşamak…

Ryan Giggs’i yazmak benim haddime değil aslında ama yazdım çünkü çok seviyorum onu. Bu efsane karşısında kelimelerim aciz kalmış olabilir, affola…

Not: Hayal gücüne sağlık Mayls.