Efsaneler Veda Ederken

O kadar önemli değildir bırakıp gitmeler, 

arkalarına doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. – Can Yücel

Dünya futbolundan yaşayan efsaneler birer birer kayıyor. En son Giggs ve Javier Zanetti futbol yaşantısına son verdi. İkisi de kariyerinde bir çok zafer kazandı, bir çok mutluluk yaşadı ancak onların vedası da her veda gibi yine hüzünlü oldu. Vedalara alışık olan bizler de yine her veda gibi göz yaşlarıyla onlara veda ettik. Ne kadar alışkın olsak da yüreğimize söz geçiremedik. Özellikle yaşıtlarım için futbolu sevdiren adamların birer birer vedası bir buruk oluyor. Zidane, Nedved, Scholes, Maldini, Beckham ve diğerleri. İnsanın içini öyle bir duygu kaplıyor ki sanki bir daha futbolu eskisi kadar sevemeyecekmişiz gibi. 

80’lerin sonlarına doğru doğan çocukları futbolla tanıştıran isimlerdi onlar. Bir çoğumuzun taraftarı olacağı takımı seçmemizde yardımcı oldular. İştahla izledik, onlar sevindi bizde sevindik. Yıllarca arkalarında durduk, formalarını aldık. Onlarda takımlarının arkalarında durarak bayrak adam oldular. Sevdiler sevildiler ama her şeyin bir sonu vardı elbet. Veda günü gelip çattığında onlardan çok biz üzüldük. Onlar bir kere futbola veda ederken yüreklerinde bir kere o acı duyguyu hissetti ama bizler her seferinde bir diğeri için acı hissederek göz yaşları döktük. Şairin dediği gibi arkalarında büyük boşluklar bırakıp gitmeleri bizleri çok derinden sarsıyordu.

 

 

Zidane’la başlamıştı ayrılıklar. 2006 Dünya Kupası öncesi futbolu bırakacağını açıklamıştı. Son Villarreal maçında izlerken Zizou’yu bir daha onu izleyemeyecek olmanın verdiği duygu kaplamıştı içimizi. Yine de içimizi ferah tutmaya çalışıyorduk. Villarreal maçı oynanıp Real Madrid’e veda ettiğinde önünde ve önümüzde bir Dünya Kupası vardı neticesinde. Orda da izleyecektik onu. Ancak sayılı gün çabuk geçer ya o finaller gelmişti bile. Neyse ki Fransa finale kadar çıkma başarısı göstermişti de onu birkaç maç daha fazla izleme şerefine erişmiştik. Finali kazansaydı çok daha mutlu olacaktık ama olmadı işte. Bir futbolcunun futbola daha ne kadar kötü veda edebilir sözünü yaşamıştık o gece. Materazzi’ye atılan kafa sanki tüm geçmişine atılmıştı. Zidane dendiğinde ilk akla gelenin bu olacak olması vedası kadar acımıştı canımızı. Yüreğimiz acıyordu ama olsun biliyorduk haklıydı Zizou. İçimizde şüphe kalmayacak kadar haklıydı.

 

Bu kez 2009’da Maldini’nin vedası gelmişti. Hücumu ne kadar Zidane öğrettiyse savunmayı da ondan öğrenmiştik. Milan’ın aşılmaz duvarı, Çanakkale’nin geçilmezi gibiydi o. İtalyan savunma sanayisinin en önemli silahlarından biri olan Maldini 2009’da bıraktığından beri Milan’da işler yolunda gitmiyor. Çünkü onun futbolu kadar karakteri de Milan’ı zirvede tutuyordu. Takım içindeki havayı koruyup gözeten Maldini bunu sahaya yansıtmayı biliyordu. Balotelli gibi arızaların yer aldığı takımda Seedorf’un dediği gibi Maldini olsa onu kovardı. Onun Milan’ın eski abilerinden öğrendiği Milan kültürü buna izin vermezdi. O futbola veda etti ama arkasında bir çok şeyi götürdü. Milan’ı götürdü, Milan tarihini götürdü, Milan’da ki bayrağı alıp götürdü. Ve yerine koyan olmadı.

 

Kısa bir süre sonra Pavel Nedved bırakmıştı bu sefer. Genç yaşta ülkesinden kopup geldiği İtalya’da yıllar ne çabuk geçip gitmişti. 1996 Avrupa şampiyonasında onu ilk gördüğümüzü hatırlıyorum çocuk aklımla. Saçları kısaydı o zamanlar Nedved’in. Akıp gidiyordu sahanın her yerinden. Daha sonra Lazio’ya ve sonra Juventus’a akmıştı deniz gibi masmavi gözleri. Saçları gibi kazandığı başarılarda uzayıp gitmişti. Şampiyonlar ligi dahil bir çok yerel kupayı kariyerine yazmıştı. Özellikle Şampiyonlar Liginin kazanılmasında en çok paylardan birine sahip olan Nedved’in finalde oynayamaması onun kadar bizi de derinden etkilemişti. Gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştüğünde sahanın ortasına yığılıp kalmıştı. Bir buruktu içinde ki final mutluluğu. Ne kadar burukta olsa hep mutlu olmayı seviyordu Nedved. Her şeyde mutlu olmayı arıyordu. Kimseyi aldatmayı sevmiyordu. Lehine verilen penaltı kararına itiraz edip hayır diyebiliyordu. Penaltıdan atılacak o gol onu mutsuz edecekti ve bu yüzden penaltı olmadığını söyleyerek kendini mutlu hissedecek yolu seçiyordu. İşte böyle bir adamdı Pavel Nedved. Giderken ardında neler bıraktığını görmek için bu yazdıklarımız aslında az bile. 

 

Scholes, Becks ve Zanetti geldi ardından. Zidane için Dünyanın en iyi orta alan oyuncusu olan Scholes futbolu iki kez bırakmıştı. Bıraktıktan yarım sezon sonra Ferguson tarafından geri çağrılan Scholes bir emir eri gibi tekrar cepheye atılmıştı. United’ın şampiyonluğu için bir daha savaşan Scholes sezon sonunda yine futbolu bırakmıştı. Yani bizi iki kez yaralamıştı. Etkili paslarını, muhteşem şutlarını, saha içi organizasyonlarını onun kadar iyi yapabilen çok az adam vardı. 

Ve artık biri daha yoktu. Futbolun Megastarı Becks’in vedası da bir o kadar hüzünlüydü. Son kulübü PSG’de kısa bir zaman geçirmesine rağmen duygu yüklü bir veda hazırlanmıştı ona. Belki kendilerine ait hissetmiyordular ancak Dünya futboluna mal olmuş, bir nesle futbolun estetiğini öğretmiş adama veda hazırlamak için hangi takımda oynadığının önemi yoktu. Tabi ki United’da kariyerini bitirmiş olsaydı çok daha görkemli olabilirdi ama bu veda da bizi yine hüzünlendirmişti. Frikiklerin ustası artık frikik atmayacaktı. Futbolu estetikle birleştiren adam artık yoktu. 

Ve Zanetti. Bir Arjantin’linin bir kulüpte efsane olması gerçekten zordu. Örneklerini çok fazla gördüğümüz Arjantinliler genelde bir kulüpte uzun yıllar forma giymezdi. Ama Zanetti İnter’de tam 19 yıl boyunca forma terletti. Hocaları ona nerede görev  verirse oynadı, hiç zorluk çıkarmadı, kapris yapmadı. Sahaların beyefendisi Zanetti onu transfer eden Fachetti gibi kendini İnter’e emanet etmişti. 41 yaşına kadar dur durak demeden lakabı olan Traktör gibi çalıştı. Belki üst düzey yetenekleri yoktu ama belli bir standardı vardı. Onun maçın en kötüsü olduğu hiç görmedik. Sahanın neresine koydularsa elinden geleni ardına koymadı. Yoksullara, yardıma muhtaçlara, özgürlük isteyen Zapatistalara yardım etmeye öncülük ettiği kadar sahalarında özgür adamıydı Zanetti.

Ardından Ryan Giggs veda etti. 23 sezon boyunca Ferguson’un dizinin dibinden ayrılmayan Giggs vedasını sessiz sedasız yaptı. Görkemli futboluna şanına yakışır bir veda yakışırdı ancak Moyes sonrası geçici futbolcu/teknik adamlık görevine getirilmesi ve bunun sonunda yeni hoca Van Gaal’in gelişiyle kısa bir mektupla vedasını etmişti Galli oyuncu. Premier Lig’de ve düşler sahnesinde onlarca kupa onlarca zafer kazanan Giggs’i bir kez olsun Dünya Kupasında izleyememek en acı günlerimiz olmuştu. Dünya Kupası süresinde hatırlamadığımız bir an bile yoktu onu. Belki kariyerinin başında Galler yerine başka milli takım seçseydi Dünya Kupası görebilirdi ama bu da ona yakışmazdı. İngiltere Futbol Federasyonu başkanı Ferguson’a ‘’Giggs’i ikna et milli takımda oynatalım’’ dediğinde aldığı cevap yerindeydi. ‘’Ben İskoçya için denedim olmadı. ‘’

Raul Gonzalez. Nam-ı diğer El Diablo. Ona şeytan diyorlardı ama bu sadece attığı goller içindi. Çünkü o gerçekte Madrid’in meleğiydi. Az mı halı sahalarda attığımız gollerden sonra yüzük öperek onun taklidini yapmadık. Aşırtma gollerden sonra aklımıza hep mi o gelir. İşte bu yüzden Raul gönlümüzde çok özel bir yere sahip. Aynı yüzüğünü öptüğü eşi Mamen Sanz’ın onun yüreğinde olduğu gibi. Real Madrid’den ayrılışı biraz hüzünlü oldu ama gittiği yerde Schalke’de ona Madrid’den daha iyi bakmışlardı. 2 sezon içinde davranışları ve attığı gollerle kente yeni bir hava getirmişti. Teknik direktör Felix Magath onun Schalke’ye transferine inanamadığı söyleyip şaşkınlık içinde kaldığı söylemişti. Real Madrid’in yapamadığını sadece 2 yıllık bir görev sonrası Schalke’liler yapmıştı. Ayrıldığında 7 numaralı formasını emekliye ayırmışlardı. Onun büyüklüğüne yakışır bu hareketi Almanlar göstermişti. Daha sonra bir Al Sadd göreviyle birlikte futbola veda etti Raul. Tüm kariyerini Youtube’a bırakarak. 

 

İşte böyleydi onların bende/bizde bıraktığı duygu ve düşünceler. Zaman hızla akıp gidiyor, efsaneler yerlerini yeni efsaneler bırakıyor ancak bize futbolu sevdiren bu isimler yüreğimizde her zaman ayrı bir yerde duracak. Çünkü bu isimleri ilk izlerken şimdi ki gibi ne internet vardı, ne Youtube, ne Twitter ne bir şey. Hiç biri yoktu. Bu adamların yaşantılarını, ailesini, çocuklarını öğrenmek için çok zahmetler çekiyorduk. Tek ulaşım noktamız TV, dergi ve gazetelerdi. Onlara ulaşım ağımız kısıtlı olduğundan bizlere hep ulaşılmaz gelirdi. Şimdi Google amcaya sor söylesin. 

Birde onları izlerken sanki hiç bırakmayacaklar gibi izliyorduk ki bunun acısını daha sonra fark edeceğimizi bilmeden. O yüzden diyorum ki yeni nesil kendi efsanelerini izliyorken onların bir gün hiç olmayacağını bilerek takip edip doya doya izlesin çünkü ben özel olarak Zidane’da bunu çok ağır bir acı olarak yaşıyorum. Onu seviyordum, bir çok maçını da izledim ama boşladığım zamanlarda olmuştu. İşte bu zamanlar yürekte acı hissi veriyor. Bir de Youtube’a Zidane yazıp videoları izledin mi iyice içinde çıkılmaz bir hal alıyor. Hem üzülüyor hem özlüyorum. Onun ismini formalarımda yaşatmaya çalışıyorum. 

Final şarkısını da onlara ithaf edelim.

 

Bir çok giden memnun ki yerinden

Çok seneler geçti çok seneler geçti

Dönen yok seferinden... 

 

Benzer Öğeler (etikete göre)