Nomen Est Omen (İsmimiz Kaderimizdir) | Sokrates

Ksanthippi(Socrates’in eşi):Seni haksız yere idam edecekler Socrates!

Socrates: Ne yani! Bir de haklı yere mi idam edilseydim!”

Felsefe tarihi her zaman Presokratik (Socrates öncesi) dönem ve Sokratik dönem olarak Socrates -filozof olan- ile birlikte anılmıştır. Socrates’in gerçekleştirmiş olduğu düşünce devrimi; felsefeyi, dış dünyaya ilişkin araştırmadan, insana ve insani eylemin toplumdaki amaçlarına ilişkin araştırmaya yöneltmiştir. Batı medeniyeti, bu basık burunlu sarkık dudaklı çıplak ayak gezen Antik Yunan düşünürünün kurduğu disiplin üzerine gelişmiştir. Ahlak Felsefesinin kurucusu olarak gösterilen Socrates, bir grup Atinalı tarafından şehrin tanrılarına inanmayışı ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanmış ve oy çokluğuyla (demokrasi) idama mahkûm edilmiştir. Düşüncelerinden ve söylemlerinden vazgeçmesi kaydıyla cezasının affedileceği kendisine söylense de bunu kabul etmeyip baldıranı kendisi içerek yaşamına son vermiştir.

Jacques-Louis David'in Socrates ' in Ölümü adlı tablosu

 

Brezilya’ya her gelen, birisine aşık olur. Futbolseverler için o kişi hiç kuşkusuz Socrates.”  (Alex Bellos, Guardian yazarı)

 

Romalılar "nomen est omen" yani "ismimiz kaderimizdir" derler. Kitap kurdu babası Raimundo bu sözü bir yerlerde okumuş olmalı ki, çocuklarının kaderini değiştirebilmek için onlara çok sevdiği Yunan Filozofların adlarını koyar: Socrates, Sofokles, Sostenes.  Babasını da Romalıları da haksız çıkarmaz ve isminin hakkını verir Sócrates Brasileiro Sampaio de Souza Vieira de Oliveira. Futbolu, Socrates öncesi ve Socrates sonrası olarak ayırabiliriz demek ütopik olur ama Tele Santana’nın aranjörlüğünü yaptığı, Socrates’in önderliğindeki Zico’lu 1982 Dünya Kupasındaki, Ali Ece’nin tabiriyle “82 Dünya Güzeli”, Brezilya milli takımının oynadığı futbol yani Joga Bonito bir tarafa tüm zamanlarda oynanan futbol bir tarafa diyebiliriz. Bu iddiama, ofiste 82 dünya kupasını izlemek isterdim dediğimde, İbrahim abinin çay ocağından fırlayıp odaya yumrukları sıkılı kolları havada dalıp “işte bu adam izledi” diye ağzı kulaklarında bağırmasını, Tele Santana’nın Brezilyasını Socrates’ten başlayarak saymasını ve futbola o zaman aşık olduğunu söylemesini kanıt olarak gösterebilirim.

 

 

Profesyonel futbol kariyerine 1974 yılında Botofago’da başlayan Socrates göze batmayan Botofago yıllarından sonra Brezilya’da işçi sınıfının kurduğu tek takım olan Corinthians’a imza attı. Bu, futbol yaşamının dönüm noktası oldu. Futbolu sanat olarak gören bu ince uzun boylu tıp doktoru, yavaş yavaş sahada sanatını icra etmeye ve izleyenleri büyülemeye başladı. 7 yıl formasını giydiği ve kaptanlığını yaptığı Corinthians’la üç şampiyonluk yaşayan Socrates, ülkesindeki dikta rejimi sırasında arkadaşlarıyla birlikte kurdukları “Corintihans Demokrasisi” hareketiyle de kulüp ve futbol tarihine adını kazıttı. Daha sonra sırasıyla Fiorentina, Flamengo, Santos ve Botofago formalarını giydi ve 1989 yılında futbolu bıraktı. Yıllar sonra, 2004 yılında, İngiltere’nin  Garforth Town takımında bir ay antrenör-oyuncu olarak görev alıp 12 dakika forma giydi.

 

 

Corinthians Demokrasisi

“Defans oyuncularına çalım atmak kolaydır, zor olan diktatörlere çalım atmaktır.” (Socrates)

Socrates’in 1954 yılında başlayan yaşam yolculuğu, on yaşındayken, babasının gözünden sakındığı bir kitabı yakması üzerinden şekillenir. Rejim diktaydı ve kitap Bolşevikler üzerineydi. İlk gençliğine denk gelen 68 hareketleri de Socrates’in dünya görüşünün konumlanmasında büyük bir etkendir hiç şüphesiz. Aldığı tıp eğitimiyle ve yaptığı felsefe doktorasıyla harmanladığı daha çocuk yaşta konumlanmaya başlayan karakterini, büyüleyici futbol yeteneğiyle birleştirerek  toplumda önemli bir yer edinen Doktor Socrates, Corinthians kariyerinin ikinci yılında takım arkadaşı Wladimir ile “Corinthians Demokrasi” hareketini başlatır ve kısa sürede tüm takım arkadaşlarını örgütler. Socrates önderliğinde birleşen Corinthianslı futbolcular kulüp yönetimine bir başkaldırıda bulunur ve kararları özgürce alabilmek için kamp dönemlerine, antrenman saatlerine ve hatta hocalara değin yapılacak tercihlerin oylama ile belirlenmesine vesile olur. Ülkedeki siyasi olguya tamamıyla ters bir durumdur bu. Fakat o dönemde Corinthians’ın oldukça başarılı olması birçok kulübün de bu tür seçimleri kabul etmesine ön ayak olmuştur. Socratesli Corinthians’ın yaptıkları bunlarla da sınırlı değildi. Onlar sadece futbolu değil, ülkenin de kaderini değiştirmek istemekteydi. Askeri darbe sonrası 1982 yılında ilk kez seçim yapılacak olan Brezilya’da halkı seçime gitmeleri yönünde teşvik etmek için maça, ”Oy ver” ve “ Demokrasi” yazılı formalarla çıktılar. ’15’inde oy kullanın’ diyerek halkı adeta kış uykusundan uyandırdılar. Bu davet, büyük ilgi gördü. Sanatçılar, entelektüeller Corinthians Demokrasisi’ne sahip çıkarken, rejim kulübü uyarmıştı. Sócrates ve arkadaşlarının aylar süren savaşı ülkedeki asıl büyük demokrasi savaşına eklendi ve toplumda yarattığı infial diktatörlüğün ipini çekti.

“Corinthians Demokrasisi’yle yarattığımız momentum harikaydı. Futbol gerçekten popüler olduğundan ve sürekli göz önünde olduğumuzdan dolayı ülkede polemik yaratacak ve özgürlüklerle ilgili, işçi ve işveren olmakla ilgili her mecliste tartışılacak bir eylem yaratmayı başardık; ki nüfusun büyük çoğunluğu için demokrasiden bahsetmenin tahayyül edilemeyeceği zamanlardı”*  diyen bu futbol filozofunun sonu, adaşı olan Yunan Filozofla aynı akıbete uğramaması Romalıları haksız çıkarmaz: İsmimiz kaderimizdir.

 

Futbola Bakışı

aljazeera.com 'dan alıntı

 

“Sıkıntıdan öleceğime tutkudan ölmeyi tercih ederim.” (Van Gogh)

 

Hadi onu da Socrates anlatsın: “Ben futbolu sanat olarak görüyorum. Günümüzde birçokları futbolun bir yarışma, bir yüzleşme ya da iki rakip arasındaki bir savaş olduğunu düşünüyor. Ancak her şeyden önce futbol sanatın bir biçimidir. Bir grup ressamın stüdyoda aynı şeyi yapmaya çalışmasına benzer. Bazıları kendine has yetenekleriyle öne çıkarken diğerleri de başka yönleriyle dikkat çeker. Ancak sonuçta herkes sanat uğruna işini yapar ve seyirciler hem bu sanattan, hem de fiziksel ifadesinden etkilenir. Futbolun en önemli özelliklerinden biri de eşitlikçi bir oyun olması ve her türden yeteneğe ya da yeteneksizliğe kucak açmasıdır. Ayrıca farklı özellikleriyle diğerlerinden ayrılan insanların bulunduğu bir sosyal gruptan oluşur. Futbolda herkes aynı yerde, aynı hedef doğrultusunda hareket eder.” (1)

İbrahim abiyi futbola aşık eden 1982 Dünya Kupasının Brezilya’sı çeyrek finalde İtalya’ya 3-2 kaybettiği maç için bakın ne diyor Doktor Socrates:

 

'Brezilya takımı idealizmi, bir yaşam türünü temsil ediyordu. İtalya ise verimliliği, etkin olmayı. En azından ideallerimiz için savaşırken kaybettik. O maçı bugünkü toplumla da kıyaslayabiliriz. Artık insanla bağını koparmış, sonuçlarla yönetilen bir futbol yaratıldı. İnsanlar maçlara tek önemli kıstasın kazanmak olduğu bir müsabaka izlemeye gidiyor. Benim için önce güzel oyun, sonra kazanmak gelir. Her şeyden önemlisi de zevk almaktır.'

Futbolu idealizmiyle birleştiren bu yirminci yüzyıl futbol filozofu, bir demecinde Corinthians’ın şampiyon olduğu bir Pazar günü ölmek isterim demişti. Dediği gibi de oldu. Corinthians’ın şampiyon olduğu bir Pazar günü, 4 Aralık 2011’de, aramızdan ayrıldı.

Geçen günlerde kendi adını taşıyan kulaklıkların tanıtımının yapıldığı bir basın toplantısında, Amerikalı gazeteci Cristiano Ronaldo’ya FİFA’daki yolsuzluklar hakkında ne düşündüğünü sordu. Bu konuyu umursamadığını söyledi CR7. Gazeteci soruyu tekrarlayınca, kıymetlimiz(!) sinirlenip toplantıyı terk etti. Ne diyordu modern zaman futbolcusuna, Türkiye futbolunun direngen gülüşü Metin Kurt: “Modern zaman Gladyatörü.”

Futbol bu kadar kirliyken ve bir sömürü aracıyken hala ne oluyor da çılgınca takip edebiliyoruz. Nerede bir düzlük görse canı fena halde futbol çeken çocuklar yüzünden mi?Yoksa yeni bir Socrates gelir diye mi ?

 

 

(1)  http://www.yazihaneden.com/2012/02/cimlerde-dogrudan-demokrasi/