Dünya Futbolu (182)

Sıradan, gösterişsiz, işini yapan, kendi halinde…

Tarih boyunca başarılar yakalamış takımlara baktığımızda turnuva tecrübesi, kaliteli ekip, iyi bir sistem ya da iyi bir jenerasyon görürüz. Mesela tek başına bir turnuva tecrübesi Arsenal’i her zaman Şampiyonlar Liginde bir üst tura taşıyor. Tüm mevkilerle kaliteli bir ekip, sistemsiz bir Manchester City’i United’ın önünde şampiyon yapabiliyor. Sade iyi bir sistem Yunanistan’ı tarihe bir kara leke olarak geçse de zafere ulaştırabiliyor.

Ancak iyi bir jenerasyonunuz varsa tek başına yetmiyor. Tüm mevkilerde iyi bir jenerasyon gerekirken, iyi de bir sisteminiz ve aynı zamanda tecrübenizin de olması gerekiyor. Bunlardan biri eksikse Altın olarak nitelenen jenerasyonlar Portekiz milli takımı gibi çöp olabiliyor.

Euro 2016 başlamadan UEFA bir 11 yayınladı. Bu 11 turnuvaya damga vurması beklenen 11 genç futbolcuyu içeriyordu. Bu futbolcuları, futbolu ucundan kıyısından da olsa izleyen herkes biliyordu zaten. Listeye giren Emre Mor ise Türk futbol gündeminde son günlerde en çok konuşulan futbolcuların başında geliyordu.

1998 Dünya Kupası'nda başlayan hikaye bugüne geldiğimde, öncesine nazaran birazcık duygu eksikliği ile olsa da hala bir parça tuhaf, acayip hatta şimdi adlandıramadığım heyecana ait.

Fabian Ernst'e spikerin "Örnst" demesi, ya da Wesley Sneijder'den "Şnayder" diye bahsedilmesi alışık olduğumuz bir durum. Manchester'ı "Mançester" diye telaffuz eden bir spiker bile gördü bizim ülkemiz. Geçenlerde bir kafede kendime ciabatta diye yazılan ve hemen hemen yazıldığı gibi okunan ekmekten söylemiştim. Garson da beni "Siyabatta mı?" diye düzeltmişti. Ernst'e "Örnst" diyen spiker kadar kendinden emin bir şekilde ciabattayı getirene kadar "Siyabatta" kelimesini 5-6 kez daha cümle içinde kullanmıştı.

Sayfa 8 / 37