Dünya Futbolu (192)

Futbol nedir sorusunun pek çok cevabı var. Sanırım en meşhurlarından birisi "Futbol 22 kişiyle oynanan ve sonunda (rakip Atletico değilse) Almanların kazandığı bir oyundur." 22 kişiyle oynanıyor olmasının yanı sıra futbol daima yuvarlak bir topla oynanır çünkü topun sahada yuvarlanabilmesi gerekir. Ve futbol dikdörtgen bir sahada oynanır. Ama neden? Futbol sahası neden dikdörtgen? Neden yuvarlak veya üçgen veya herhangi bir çarpık form değil de dikdörtgen?

Oscar Wilde'ın "Sonunda her şey iyi olacak. İyi değilse henüz son değildir" cümlesi bizim dünyamız için fazla ütopik bir cümle gibi dursa da bu cümlenin doğruluğuna inanmamız gerekiyor. Çünkü Eduardo Galeano bize ütopyanın ilerlemek için gerekli bir şey olduğunu öğretti.

Adriano 17 Şubat 1982 yılında Rio de Janer­io’nun dışında yer alan Vila de Cru­zerio’da dünyaya geldi. Bu bölge fakirlik ve ciddi sosyal problemlerin yaşandığı bir yerdi. Böyle bir yerde futbolla tanıştı Adriano. ‘’Mahallede çoğu zaman sıkıştırılmış selo bant­larından yaptığımız topla futbol oynardık, tekniğimiz de böyle gelişmişti. Tek eğlencemiz futboldu, ama kimsenin böyle bir ortamda büyümesini istemem’’ diyordu Adriano.

Fransız Baron Pierre de Coubertin “Olimpiyatlar yeniden canlandırılsın” önerisi ile ortaya çıkınca, çevresindeki pek çok insan bıyık altından gülüp “Düş Dünyası’nda gezen adam” damgasını vurmuştu.

Başlıktan sanırım bir Sevilla’lı faal futbolcudan veya yolu o kulüpten geçmiş bir kişiden bahsedeceğimizi sandınız ancak değil. Bu yazının konusu Endülüs’ün en popüler takımından değil ezeli rakibinden olacak. Sevilla’dan popülerlik, güç, teknik, saygınlık anlamında geri kalan  -Betisliler kızmasın gerçek şu anda bu-  Betisli Ruben Castro’dan bahsedeceğiz.

Şehrin mavi yakasının son dönemlerdeki başarısı, üstüne üstlük Pep Guardiola gibi üst düzey bir teknik adamla anlaşması; son zamanlarda büyük bir düşüş içerisinde olan ancak hem Mourinho gibi bir üstadı koltuğa oturtan hem de Zlatan gibi bir süper yıldıza imza attıran şehrin kırmızı yakasında alevlenen umut, tekrar bütün gözleri Manchester çarpışmasına çevirdi.

Yıllardır tutsak Kudüs, kan revan içinde Filistin. Her namuslu insan gibi hissediyoruz Filistinlilerin öfkesini, gözyaşını, matemini, haykırışını. Çünkü biliyoruz ki Filistin davasında iki seçenek var önümüzde: ya görmezden gelip sırtımızı döneceğiz insanlığa ya da dünya üzerinde beraber yaşadığımız bu insanlar için bir adım atacağız. 

Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsanız dünyanın büyük bir çoğunluğundan daha fazla imkâna sahipsiniz demektir. Dünyada açlıkla ve sefaletle mücadele eden milyonlarca insan var ve çoğumuzun umursamadığı şeyler bu insanların hayallerini oluşturuyor.

Sayfa 4 / 24