Dünya Futbolu (189)

1892’de bir bira fabrikasının ve aynı zamanda Anfield Road’un sahibi John Houlding, Everton’dan bu stadı devam kullanabilmeleri için o zamana kadar aldığı kiranın iki katından fazlasını ister ve büyük bir münakaşa başlar. Tabii Everton’un iyi bilet satmasından (ortalama 10.000 izleyici geliyordu iç saha maçlarına) ve ilk şampiyonluğunu yaşamasından da kaynaklanıyordu bu uçuk talep. Evertonlular resti çekip Anfield’in bir kilometre kuzeyinde Goodison Park’ı 8.000 £ karşılığında satın alır. Ödedikleri fiyatın karşılığını fazlasıyla alacaklardı zira ortalama seyirci sayısı bir daha 13.000’den aşağıya düşmedi Everton tarihinde o günden sonra. Bazı kulüp üyeleri ise Anfield’i terk etmek istemediler, Everton’a sırtlarını döndüler  ve Houlding’le birlikte dünya futbolunun en büyüklerinden olacak Everton Athletic’i (şimdi ki adıyla Liverpool FC) kurdular

1942 yılında Mozambik’te doğduğunda dünya futbol arenası yeni bir yıldız kazandığından henüz habersizdi ama çok beklemeyeceklerdi.

Futbola çocuk yaşta mahalle arasında başlayan Kara Panter çok geçmeden 15 yaşında profesyonelliğe ilk adımını Sporting Club of Lourenço Marque'de attı. Çok geçmeden kendini gösteren Kara Panter henüz 19 yaşında 7500 Pound karşılığı Portekiz’in ünlü takımı Benfica’ya transfer oldu.

Daha ilk sezonunda, 1962 yılında, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Ferenc Puskás ve Alfredo Di Stéfano'lu Real Madrid'e karşı iki gol atarak takımının maçı 5-3 kazanmasında ve kupayı almasında önemli bir rol oynadı ve dünya futbolunda artık kendisinin de söz sahibi olacağını gösterdi.

Pele'nin ''Ben Futbol Kralı isem, o Tanrısıdır'' dediği, Avrupa'da top koşturan ilk Afrikalı futbol yıldızı, futbol tarihinin ilk "siyah inci"si : Larbi Ben Barek...

Futbolla doğduğu şehir olan Kazablanka'nın sokaklarında tanışır.. 20 yaşında Fransa'nın Marsilya takımında oynamaya başlayan Fas asıllı futbolcu; yeteneği, tekniği ve futbol zekasıyla Fransız taraftarların sevgisini kazanır. Ama efsane olmasının tek sebebi oynadığı futbol değildir. Avrupa sahalarının görmeye alışık olmadığı ten rengi, bir devrimin başlangıcıdır.

Fernandinho ceza sahasının 2-3 metre kadar dışarısında düşürüldü. Hakem düdüğünü çaldı. São Paulo serbest vuruş kullanacak. Kendi yarısahasını kararlı adımlarla aşıp faulün kullanılacağı bölgeye geldi. Attığı her adımda, taraftarın coşkusu ve heyecanı biraz daha artıyordu. Topu öpüp, yavaşça hakemin gösterdiği yere koydu. Geriye doğru iki adım attı, derin bir nefes çekti ve ellerini kalçasının üzerine, beline, koydu. Kendinden emin görünüyordu. Gol ile arasında sadece Corinthians duvarı vardı. Julio Sezar başına geleceklerin farkında gibiydi. Sol eliyle ağzını kapayıp, yanında ki carlinhos’a bir şeyler fısıldadı. Carlinhos reddetti ve “sen vur” manasında bir jest yaptı.  

Futbol tarihçileri, futbolda profesyonelliğin başlangıç tarihini futbolcuların ücret karşılığında oynamaya başladığı, artık sözleşmelerin ve transferlerin futbolun içine girmeye başladığı tarihlere dayandırırlar. Bana kalırsa futbolun profesyonelleşmesinin ilk adımı kendi aralarında maç yapan iki gruba bir üçüncü grup olarak taraftar kitlelerinin eklenmeye başlamasıdır. Bir oyun olarak oynanan ve eğlenilen, vakit geçirilen bir araç olan futbol, seyircisiz haliyle hiçbir katkı olmadan iki taraf için kendi doğal hayatlarının bir sürecini oluşturur. Seyirci unsuru bu oyuna ilk müdahaledir. Artık o, sadece, iki gurubun küreye benzeyen bir nesne üzerinden bir takım hareketler, koşular ve paslaşmalar yoluyla üstünlük sağlama oyunu değildir. Kendilerini izleyen kitlelerin coşkusuna, beklentilerine, dayattıkları hedeflere cevap verme güdüsü işin içine karışmıştır artık. Bu durum aslında iki kişi arasında geçen bir tartışmanın seyrine benzer. Bu tartışmanın seyri üçüncü bir kişinin onları izlemeye başlamasıyla kesinlikle değişir, artık taraflar izleyicinin de onayını ve desteğini kazanmak için ekstra bir psikoloji yüklenmeye ve egosu yükselmeye başlar.

Sayfa 24 / 24