Dünya Futbolu

Dünya Futbolu (194)

"Futbol bir sanattır".  Bu cümleyi her futbol sohbetlerinde duyarız. Klasikleşmiştir artık. Ancak şu var. Futbol bir sanatsa doğuştan mı sanattı ? Böyle mi doğdu ? Böyle doğmuşsa bile bu sanatı daha iyi seviyelere getirenler olmadı mı ? Schuster’in 1960 sanatıyla 2000’lerin sanatı arasında fark yok mu ? Şimdi izliyoruz. Seyrine doyum olmaz futbolcular, taktik dehasına hayran kaldığımız hocalar, göze hoş gelen oyunlar. 

Celtic ‘in efsane futbolcusu John Kelly Deans otobiyografisinde “o büyük bir müzisyen olmasaydı, çok önemli bir futbolcu ya da antrenör olarak futbola hizmet etmesi sürpriz olmazdı” diyor Nesta Robert "Bob" Marley için. Top, gitar, ot ve aşk. Sanırım herkesin birbirine pas attığı bir dünya hayal ediyordu Bob Marley.  Çocukluğunda Nesta (ilk ismi), hava kararana kadar dışarıda arkadaşlarıyla top koştururdu çoğumuz gibi. Muhtemelen eve geç geldiği için annesi Cedella'dan yediği dayağın da haddi hesabı yoktur.

Güzel bir Avrupa Şampiyonası geride bıraktık bu sene, kimi zaman can sıkıcı maçları izlemek zorunda kalsak da, final yaklaştıkça heyecan da arttı ve sonunda birçoğunun tahmin ettiği gibi İspanya kupayı müzesine götürdü. 

Bu güzel organizasyonun buraya kadar gelmesinde emeği geçenleri de tebrik edenler oldu elbette ve tebrikleri en çok kabul eden şahıs tartışmasız Grigori Surkis olmuştu. Ukrayna Futbol Federasyonu Başkanı Grigori Surkis, aynı zamanda UEFA İcra Kurulu üyesi ve Platini'nin yakın dostu, zengin bir işadamı. Gelin biraz mazisine inelim ve tanıyalım bu şahsı. 

Hillsborough’nun yaşandığı 1989 sezonunda Liverpool ligde ikinci olmuştu ve bundan bir sene sonra 79 puan toplayarak yeni bir şampiyonluk kupasını müzeye eklediler. 1990’daki Kenny Dalglish’li şampiyonluk bugüne kadar elde edilen sonuncu lig şampiyonluğudur. King Kenny de zaten istifa etmiştir 1991’de.

Yeni menajer Graeme Souness’dır artık. 1992’de Heysel’in altı senelik men cezasının süresi tükenmiştir ve Liverpool uzun bir aradan sonra yine uluslararası bir arenadadır. UEFA Kupasında. Çeyrek finalde de rakibi bir İtalyan ekibidir; Genoa. İtalyanlar iki maçı da kazanarak Scouse’ları kupa dışı bırakırlar.

 

Liverpool, Shankly’den sonra berbat bir  sezon dahi geçirmedi. İstifa ettiğinde halk çok üzgündü. Bob Paisley’le birlikte tarihteki en başarılı yılların geleceğinden bihaberdiler çünkü. Liverpool şehrindeki bazı işçiler greve girip Shankly’nin dönüşünü talep edecek kadar ileri gittiler. Sene 1974’tü. Taraftar Liverpool’un ne yapacağını görmeyi iple çekiyordu. Bob Paisley, Shankly’nin yardımcısıydı ve beklenmedik bir anda bütün sorumluluk kendisinde oldu. Bütün hayatını Liverpool’a adamış bir adamdı Paisley. Aktif futbol yaşantısında Liverpool’dan başka bir takım için sahaya çıkmamış, kulüpte daha önce  fizyoterapistlik yapmıştı ve yedek takımda da antrenörlük tecrübesi edinmişti. 

1892’de bir bira fabrikasının ve aynı zamanda Anfield Road’un sahibi John Houlding, Everton’dan bu stadı devam kullanabilmeleri için o zamana kadar aldığı kiranın iki katından fazlasını ister ve büyük bir münakaşa başlar. Tabii Everton’un iyi bilet satmasından (ortalama 10.000 izleyici geliyordu iç saha maçlarına) ve ilk şampiyonluğunu yaşamasından da kaynaklanıyordu bu uçuk talep. Evertonlular resti çekip Anfield’in bir kilometre kuzeyinde Goodison Park’ı 8.000 £ karşılığında satın alır. Ödedikleri fiyatın karşılığını fazlasıyla alacaklardı zira ortalama seyirci sayısı bir daha 13.000’den aşağıya düşmedi Everton tarihinde o günden sonra. Bazı kulüp üyeleri ise Anfield’i terk etmek istemediler, Everton’a sırtlarını döndüler  ve Houlding’le birlikte dünya futbolunun en büyüklerinden olacak Everton Athletic’i (şimdi ki adıyla Liverpool FC) kurdular

1942 yılında Mozambik’te doğduğunda dünya futbol arenası yeni bir yıldız kazandığından henüz habersizdi ama çok beklemeyeceklerdi.

Futbola çocuk yaşta mahalle arasında başlayan Kara Panter çok geçmeden 15 yaşında profesyonelliğe ilk adımını Sporting Club of Lourenço Marque'de attı. Çok geçmeden kendini gösteren Kara Panter henüz 19 yaşında 7500 Pound karşılığı Portekiz’in ünlü takımı Benfica’ya transfer oldu.

Daha ilk sezonunda, 1962 yılında, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Ferenc Puskás ve Alfredo Di Stéfano'lu Real Madrid'e karşı iki gol atarak takımının maçı 5-3 kazanmasında ve kupayı almasında önemli bir rol oynadı ve dünya futbolunda artık kendisinin de söz sahibi olacağını gösterdi.

Pele'nin ''Ben Futbol Kralı isem, o Tanrısıdır'' dediği, Avrupa'da top koşturan ilk Afrikalı futbol yıldızı, futbol tarihinin ilk "siyah inci"si : Larbi Ben Barek...

Futbolla doğduğu şehir olan Kazablanka'nın sokaklarında tanışır.. 20 yaşında Fransa'nın Marsilya takımında oynamaya başlayan Fas asıllı futbolcu; yeteneği, tekniği ve futbol zekasıyla Fransız taraftarların sevgisini kazanır. Ama efsane olmasının tek sebebi oynadığı futbol değildir. Avrupa sahalarının görmeye alışık olmadığı ten rengi, bir devrimin başlangıcıdır.

Sayfa 24 / 25